Az gittik, uz gittik bir arpa boyu yol gidemedik...

18 Haziran 2024 Salı

Dünkü gazetemizin 1.sayfasında, Kayseri Cumhuriyet Meydanı’ndaki Atatürk anıtına baltayla yapılmış saldırının fotoğraflı haberini görünce dayanamadım. 1964’lü yılların anılarına, yaşanmışlıklarına geçiş yaparak sizinle paylaşmayı istedim. Gazetecilik Ensitüsü Fikir Kulübü üyeleri olarak dönemin en parlak öğrenci liderlerinden Harun Karadeniz’in öncülüğünde düzenlenmiş öğrenci eylemine katılmayı seçmiştik. İstanbul Üniversitesi bahçesi içindeki Atatürk heykelinin önünde toplanılmıştı. Ülkenin birçok yerinde Atatürk heykellerine düzenlenen saldırılar ile Türkiye İşçi Partisi’nin bombalanmasına karşı ortak protesto eylemine katılım çok yüksek, bir o kadar da akılcı, barışçı içerikliydi...

“Bizim 68’lilerin” ruhunu, özetleyen yüz binler, dönemin öne çıkan sorunlarının ağırlığı ile bağlantılı, gerektiğinde gençliğin, eğitim reformlarının, gerektiğinde işçi haklarının yanında durmakta, gerektiği zaman gerektiği yerlerde olarak bedellerini ödemekte hiç zorlanmayarak ülkenin, toplumsal gelişmelerin, yaşamın her alanına dönük olarak açılmasında, Cumhuriyet’in devrimlerinden ödün verilmeyerek yaşatılmasında, sorumluluklarını bildiler...

Aradan 76 yıl geçmiş... “Az gittik, uz gittik/bir arpa boyu yol gidemedik...” diyerek ülkemizin bugünlerinde halkımıza, hepimize birden yaşatılanlara karşı çıkmak, en doğal, yaşamsal hakkımız değil mi? Bir adım ötesi, bizim sesiz kalarak, isterseniz korkarak, yılarak, suspus olmamız, çocuklarımızın, Ülkemizin geleceğindeki yaşam haklarını gasp etmek olmaz mı?

***

Evlerde telefonların çoğunlukla olmadığı, birbirimizi çağırarak toplanabildiğimiz yıllarda böylesine güçlü eylemlerle duruşu, hak aramayı başarabiliyorken, iletişim teknolojilerinde yılları unutun, aylar içinde aklımızın önceden eremeyeceği ölçeklerde gelişim yaşanırken, bizi en çok elbette ülkemiz ilgilendirmeli... Ancak dünya ölçeğinde de haklarda çağlar gerilerine çekilmenin ağır örnekleri ile yüzleşip duruyor olmamızı nasıl açıklayamıyorsak, ülkemizde de olup bitenlere seyirci kalarak korunabileceğimizi sanmakla, bir o kadar kendi kendimizi aldatmış olmayacak mıyız?

İletişim teknolojisi sayesinde, bayram günlerinde yakın geçmiş yıllarda bile bundan daha iyisini yaşayabildiğimiz buluşmaları, keyifli tatilleri unutun, aile kavuşmalarının eksikliğini gidermeye çalışıyoruz ya... Ses tonumuzu mutluya ayarlamış olarak şen şakrak görünümlü bayramlaşma koşumaları için kendi kendimizi de aldatmıyor muyuz? Teknolojiyi kullanabilenlerimizin sayesinde kullanamıyanlarımız da özlediklerimizi ekrandan olsun görmeye çabalamıyor muyuz? Sonrasında, tamamen duygusal, parasal, yoksullaşmanın dibinin görünememesi yüzünden, çekirdek aileler ölçülerinde de olsa gerçekçi buluşmaların yakın tarihli özlemleriyle burulmuyor muyuz?

***

Ayrımında olsak da olamasak da elimizden hızla alınanlar, haksız, hukuksuz el konunlar yüzünden bileniyoruz... Gözlemim o ki çaresizlikle kendilerini evlerine kapatmış olanlar hem sağlıklarından hem de moral değerlerinden çok daha fazla şeyi yitiriyorlar. Elbette kaçınılmaz sağlık sorunları olanlar üzerinden söylenebilecek fazlaca söz yok. Ancak en travmatik gerçekler karşısında bile nefes alınan, her günü anlamlı kılabilmenin yolları tükenmiyor...

En geniş kapsamlı çoğunluğumuz için ise en geçerli çıkış yolu, ulaşılabildiği kadarı ile kalabalıklara ulaşmak, kalabalıklarla buluşup, kenetlenmiş olarak iletişim kurabilmenin yollarını bulmak... Bir 76 yılı daha yitirmede suç ortağı olmak istemiyorsak başka çaremiz olabilir mi ki?



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları