74. Sanık Olmaktan Nasıl Kurtuldu?

13 Temmuz 2021 Salı

Son sayfaya bak” dedi. Dava açılmayanların listesi vardı orada. “Evet, Sedat Peker’in işaret ettiği Nevzat Kaya da var” dedim. 

Hani, operasyondan kurtarmak için Süleyman Soylu’nun oğlunun rüşvet istediği iddia edilen isim... Hani, cezaevinden hızlıca çıkarılan kişi...

Yok, meğer başkasıymış kastettiği.

Bataklık iddianamesinden bahsediyorum. Bakan Soylu’nun “Cumhuriyet tarihinin en büyük operasyonu” olarak duyurduğu soruşturmadan.

Savcı iddianamesinde uyuşturucu parasının nasıl aklandığını yüzlerce sayfada anlatıyor. Rapor üstüne rapor 73 sanığın suçuna kanıt olarak sunuluyor.

Ama işte” diyor bir bilen... Bir isim 74. sanık olmaktan nasıl kurtuldu, aklı almıyormuş.

İddianamede de yazıyor; denizcilik şirketi sahibi bir armatör Uğur Şener. Hakkında gözaltı kararı var. Öyle ya, uyuşturucudan elde edilen gelir onun şirketi üzerinden legalleştiriliyormuş. Ben demiyorum; bakın Ankara Cumhuriyet Savcısı Alper Türközmen, onu tutuklamaya sevk ederken ne yazıyor:

Şüpheli Uğur Şener, örgüt lideri Nejat Daş ile irtibatlı. Gümrük müfettişleri ve MASAK Başkanlığı raporlarında belirtildiği üzere, şüpheli Uğur Şener’in şirketi aracılığı ile şüpheli gemi alım satım işlemleri bulunuyor. Off shore hesaplar kullanarak şüpheli işlemlerle sattığı gemide 23.09.2016 tarihinde İspanya’da 20 ton Fas haşhaşı ele geçirildi. Yakalanan gemi serbest bırakıldı ve Türkiye’ye döner dönmez ismi Sibel D olarak değiştirildi. Ve Nejat Daş isimli şahsın şirketi olan CHS Group şirketine devredildi.”

Özetle, armatör Şener’in örgüt lideri Daş ile ilişkisi resmi raporlara dayandırılıyordu. Ancak tutuklama konusunda elini hiç de korkak alıştırmayan hâkimler, bu kadar ağır ithamların yapıldığı Uğur Şener’i serbest bıraktı.

Yetmedi. Bataklık iddianamesinde de hakkında aynı suçlamalar yapılmasına rağmen Uğur Şener’e dava açılmadı.

Hakkında bu kadar tespit, rapor ve delil olmayan kişilerin bile karapara aklamaktan cezalandırılması istenirken, Uğur Şener sanki kayırılıyordu.

Sahi nedendi?

Acaba, diyorum...

Uğur Şener’i davadan kurtaran gizli avukatlar mı vardı?

O perde arkasındaki avukatların babaları kimlerdi?

Soru yanıttı.

Örgüt Liderinin Polislere Sorusu 

Bataklık operasyonunda uzun süredir yanıt bekleyen bir soru vardı. Uyuşturucu baronları İstanbul’da yaşıyordu, el konulan mallar İstanbul’daydı, suç da İstanbul’da işleniyordu. Peki, operasyonu neden Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı gerçekleştirdi?

Bu konuya dair iddialar şöyle sıralanıyor:

1- Örgüt liderleri Nejat Daş ile Çetin Gören’in İstanbul Emniyeti’nde görevli birçok isimle arası çok iyiydi. Zaten İlçe Emniyet Müdürü Necmettin Yüksek makam aracını bile onlara tahsis etmişti.

Hatta bir rivayet var... Nejat Daş, kendisini İstanbul’da gözaltına alan Narkotik Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı personeline Ankara yolunda şunu soruyordu: “Bu operasyondan İstanbul Emniyeti’nin haberi var mı?

2- Soruşturma başlangıcında İstanbul Emniyet Müdürü Mustafa Çalışkan’dı. İddia o ki Bakan Soylu kavgalı olduğu Çalışkan ile bu operasyonu yürütmek istemiyordu. Bu nedenle, soruşturmanın Ankara merkezli yapılması için de ciddi baskı yaptı ve başardı.

Annemin Kızlık Soyadını Ne Yapacaksın?

Şimdi bu satırları kâğıttan değil de telefonunuzdan ya da bilgisayarınızdan okuduğunuz devlet tarafından biliniyor mu sizce? Mahkeme kararı olmadan bilmek istiyorlar. Anlatacağım ama, önce... 

Bir zamanlar Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) vardı. FETÖ’nün yasadışı dinlemelerinin üssüydü. Milyarlarca saatlik dinlemenin saklandığı iddia ediliyordu. Temizlemektense, TİB binasının gömülmesi dahi gündeme gelmişti. 15 Temmuz’dan sonra kapatıldı, tüm yetkileri de Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’na (BTK) devredildi. 

İşte o BTK 2018’de bir karar aldı. Özetle, tüm sabit telefon hizmeti sağlayıcılarına ve GSM işletmecilerine şunu dedi: 

“Bana abonelerinizin kimlik numarası yetmez. Artık anne kızlık soyadını da, mesleğini de, pasaport numarasını da, ev adresini de, detaylı kimlik bilgilerini de istiyorum.” 

Mahkeme kararı olmadan bunlar nasıl istenebilirdi?

Milli güvenlik” gerekçe gösterildi. 

Yetmedi. 2020’de bir karar daha çıkardı aynı BTK. Özetle şunları talep etti:

“Bana şimdi de, tüm internet kullanıcılarının hangi sayfaları gezdiğini, hangi sosyal medya hesaplarında neler yaptığını, kimlerle nerelerde iletişimde olduğunu, kısacası trafik verilerini de adım adım, tarih tarih aktarın.” 

Bakınız... 

Anayasaya da Anayasa Mahkemesi içtihatlarına da aykırıydı bu talepler.

Nasıl unuttuk, benzer hukuksuz istekleri yapan TİB’in çalışanlarının yüzde 85’i FETÖ’cü çıktı. Ve ellerindeki o mahrem verilerin şu an nerede olduğu bilinmiyor. Sanki bunların hiçbiri yaşanmamış gibi, TİB’in “anası” olan BTK aynı güce kavuşmak için çabalıyor.

Şimdi ne olacak? Şu: 

Serbest Telekomünikasyon İşletmecileri Derneği, avukat Gökhan Candoğan aracılığıyla BTK’ye dava açtı. Danıştay 13. Dairesi’nde görülen davada şimdi BTK’den yanıt bekleniyor. Zira, Danıştay BTK’ye 15 Haziran tarihinde sordu: Elindekiler yetmiyor da sen bu kadar büyük veriyi neden istiyorsun ve onlarla ne yapacaksın? 


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Ahtapotun kolları 14 Eylül 2021