Barış Terkoğlu

O ses kaydını dinledim

03 Aralık 2020 Perşembe

Bilmiyordum diyemem, aslında biliyordum. Çünkü insan aklıyla koklar, aklıyla duyar, aklıyla görür. Bazen eski bir fotoğraftaki kesik parçayı da aklıyla tamamlar.

Adaletin icrasının görünen aracı olan hukuk, zaman zaman bir yorumdur. Ancak tartışmasız, bir de aritmetiği vardır. Eğer anormallikler artmışsa, eğer yeni bir normal oluşmuşsa, kantar üstünde oturanın kimliğine göre tartmaya başlamışsa... Orada süte su, bala zehir karışmıştır.

Metastaz kitabında devletin yeni düzenini anlatmaya çalışmıştık. FETÖ görünmez olurken, yerine “devlet benim” diyen örgütler ortaya çıkmıştı. Tarikatlar, cemaatler, mafya, hizipler, çıkar grupları kendi adaletini uyguluyordu.

Ancak yine de bir eksik vardı.

Zehirlenmenin, önce öngörülüp sonra kanıtlanması gibi... Adaletin zehirlenme emareleri gösterdiğini, tuhaf kararların çıktığını, bazı güç sahiplerinin tereyağından kıl gibi çekildiğini görüyorduk. Eksik olan zehirdi, onu bulmak gerekiyordu.

Yargıyı yöneten toplantı

Dün Cumhuriyet’in sürmanşetinde okuduğunuz, Seyhan Avşar’ın Cendere kitabından alıntıladığı o ses kaydı, eksik parçayı tamamladı.

Hapse girmeden kısa süre önceydi. Ses kaydını dinledim. O an; işte bu dedim, zehir bu!

Kayıtta toplam beş kişinin sesi vardı.

Biri Türkiye’de çok ünlü olan Fransız T. şirketinin meşhur avukatı K.S.. Öteki, bizzat kaydı yapan kişi: T. şirketinin o dönemki CEO’su M.K.. Karşılarında ise yargının çok önemli iki ismi oturuyordu. Biri istinaf dosyalarına bakan üst düzey yargı mensubu H.K., öteki Adalet Komisyonu’nda görev yapan üst düzey yargı mensubu B.A.

Yani bir şirket ile üst düzey yargı mensupları buluşmuştu.

Peki, 5. kişi?

Bu dört kişiyi bir araya getiren aslında oydu. Yargı camiasını bilenler onu yakından tanıyordu. Başsavcıların önünde düğme iliklediğinin tanıkları vardı. Bu gücünü, Cumhurbaşkanı başta olmak üzere önemli kişilere yakınlığından alıyordu.

Çok başarılı bir avukattı! Adı FETÖ ile anılan işadamlarına, aldırdığı takipsizlik kararları ile meşhur olmuştu!

Hukuk para için kullanıldı

İşte bu 5 kişi oturmuş, piyasaya, daha doğrusu Türk tedarikçi şirketlerine, milyonlarca lira borcu olan T. şirketini, ellerinin altındaki mahkemelerle nasıl kurtaracaklarını konuşuyordu. Zira Fransız T. şirketi, milyonlarca liralık borcunu ödemek istemiyordu. Bunun için de yargının kendisi lehine karar vermesini bekliyordu.

Devreye “becerikli avukat” girmiş, hâkimler ile şirket yetkililerini buluşturmuştu. Mahkeme kararlarını konuşuyorlar, daha önce müdahale ettikleri davalardan bahsediyorlardı. Bilirkişi raporlarında yaptıkları hilelerle, istedikleri gibi yazdırabilme kudretleriyle hava atıyorlardı. “Becerikli avukat”, karşısında oturan hâkime “gerekçeli karar yayımlanmadan görelim, düzeltelim” diyebilecek kadar, yani mahkeme kararını kendisi yazabilecek kadar ileri gidiyordu.

Bilmedikleri şey, o 5 kişiden birinin cebindeki telefonun bu sırada kayıt aldığıydı. Zira T. şirketinin CEO’su M.K. bu görüşmeleri kayıt altına alıyor, sonra konuşmaları dinleyerek şirketine rapor ediyordu. Ancak masum görünen bu iş, şirketten kovulmasıyla intikam aracına döndü. O da elindeki kayıtla yaptıkları kirli işi deşifre etti. Ses kaydını, haliyle yargının hatırlı avukatlar eliyle talimatla yönetiliyor olmasının delilini, sızdırdı.

Türk şirketler battı

Nihayetinde o ses kaydı bu dönemin hukuksuzluklarının delili olarak tarihte yerini aldı. Bir gün adil bir toplum eminim gereğini yapar. Bugünkü düzende yaşarken, dünyayı anlamamızdan daha fazlasına yarar mı? Emin değilim...

Barış Pehlivan ile gazeteci olarak üstümüze düşeni yaptık. Tanık olduğumuz hukuksuzluğu hapisten çıkınca yayımladık. Cendere kitabının parçası yaptık. Türkiye zehri öğrendi.

Haliyle aylar sonra merak ettim. Acaba o zehir damara verildiğinden beri neler olmuştu?

Dün aradım...

Davanın mağdurları, yani o saklı toplantıda kaderine karar verilenler bıraktığım gibiydi. Aylardır Adalet Bakanı’na ulaşmaya, uğradıkları kumpası anlatmaya çalışıyorlardı. Ama hâlâ bunu becerememişlerdi.

Mağdur eden Fransız firmasıyken, mağdur edilenler tedarikçi Türk şirketleriydi. Bizim “yerli ve milliler”; Fransız şirketi kurtarmak için elinden geleni yaparken, başka bir şeye neden olmuştu. Alacaklı Türk şirketleri ekonomik olarak zor duruma düşmüş, kimi batmıştı.

İstanbul Grubu” denilen yapılanmanın gücünü kıran adımların ardından o avukat elbette çok üzülmüştü. Ancak “gemisini yürütmeye” devam ediyordu.

Zehir halen bünyemizde. Zayıflamamızın, tırnaklarımızın düşmesinin, derimizdeki dökünütünün nedenini artık biliyoruz. Şimdi cendereden kurtulmak için panzehiri bulma zamanı!


Yazarın Son Yazıları

O ses kaydını dinledim 3 Aralık 2020