Kapat
A+ A-

Distopyayla yüzleşmek

Fotoğrafçı Emin Altan’ın Norgunk etiketiyle yayımlanan ‘Chaosmos’ adlı kitabı felaketlerin, ekonomik buhranların, savaşların boşalttığı kentleri göz önüne seriyor.
Yayınlanma tarihi: 19 Haziran 2018 Salı, 20:36

[Haber görseli]

Uzun yıllar gemi mühendisliği yapmış Emin Altan . Çocukluğundan beri amatörce ilgilendiği fotoğrafçılığa ise emekli olduktan sonra tam zamanlı olarak eğilmiş ve üzerinde beş yıl çalıştığı bir projeye konsantre olmuş. Norgunk tarafından, Bülent Erkmen tasarımıyla basılan büyük boyuttaki “ Chaosmos” işte o projenin somutlaşmış hali. İçinde dünyanın çeşitli bölgelerinde çekilmiş ve kıyamet sonrası bir dönemi tasvir ettiğini düşünebileceğiniz ama tamamen günümüze ve günümüz insanının tahrip gücüne özgü karanlık manzaralar yer alıyor. Karanlık ama yine de umut taşıyan, korkutucu ama yine de hayrete düşüren... Altan ile kitabını, fotoğraflarını konuştuk.

-Biraz projenin nasıl başladığından, nasıl şekillendiğinden konuşalım isterseniz.

Bu projeye 2012 yılında başladım. Malum o dönem, 3. havalimanı, 3. köprü ve kuzey ormanları katliamı sürecinin yoğun olduğu zamanlar. O bölgelerde dolaştım ve bir yandan doğa katliamı bir yandan çarpık yapılaşma ve o çevrelerde gördü- ğüm terk edilmiş madenler, kı- yının plansız tahribatı der- ken ben bunları fotoğraf- lamaya başladım. Sonra bu çalışmayı yakın çev- rede genişlettim, Zonguldak, Tekirdağ, Çanakkale... Daha sonra Batman, Diyarbakır... Ve sonra kentlerin çeperlerinde yaptığım çalışmayı yurtdışına da taşıdım. Detroit’e gittim, orası tam bir hayalet şehir. Otomotiv sektörünün çöküşüyle birlikte bir yanı yaşayan büyük bir metropol, bir yanı çökmüş bir hayalet şehir; fabrikalar terk edilmiş, mahalleler boşaltılmış, sokakta yaşayan yoksul insanlar... Benzer biçimde Şanghay, çok hızlı gelişen bir şehir Çin’de, hızla mahallelerin yıkıldığı, yeni alanların açıldığı bölgeler... Kentlerin çeperlerinde bu çalışmayı sürdürdüm uzunca bir süre, ve yaklaşık 2014’e kadar süren bu çalışmada çok da başarılı olmadığımı gördüm. Beni neyin motive edeceğini düşünürken aslında kentlerin merkezlerinde benim ilgimi çekecek insan izleri görebildiğimi düşündüm. Ve oradan sonra proje açıldı zaten.

[Haber görseli]

-Başka hangi kentlere gittiniz?

En çarpıcısı Çernobil. Defalarca gittim Çernobil’e. Fukuşima’ya gittim. Yani nükleer facia sonrası yaşam izleri... Bunun gibi Güney Afrika Cumhuriyeti, Namibya, Avrupa’da pek çok nokta, Balkanlar’da eski Yugoslavya’da, askeri kalıntılar, kentlerde, evlerde, fabrikalarda, hastanelerde, okullarda çalışmalara devam ettim. Yaşamın izlerini, insanın izlerini fotoğrafladım, hiç insan yok fotoğraflarım- da ama insandan geriye kalan bu çarpık gelişme, sanayi devrimi sonrası tek kutuplu bir dünyadaki çevreci olmayan, toplumcu olmayan politikaların bizi getirdiği noktayı kendi bakış açımdan öne çıkardım. Bu belgesel bir çalışma değil, benim yaptığım, bireysel bir distopya kurgusu. İzleyeni distopyayla yüzleşmeye davet edecek bir bakış.

-Şöyle bir gözlemim oldu bu fotoğraflara bakarken: İnsan bu mekânlardan çekilmiş bir şekilde, terk etmiş ama doğa bütün o kalıntıları kendi içine almış, onları sarmalamış sanki. Birçok fotoğrafta mekânı saran otlar, bitkiler hatta kum yığınları...

O çok temel bir şey. Ben bir yandan şunu sorguluyorum zaten, yaptığım iş insanlara korku sunacak bir distopya mı?.. Evet, gelecekle ilgili kaygılarla yüzleşmesini istiyorum, ama korkularla insanların sinmesine hizmet edecek bir sürecin parçası olmak da istemiyorum. Umut olmalı... Bazı arkadaşlarım hep o yeşili, dalı, yıkılan bir fabrikanın içinde yeşeren bir ağacı gördüler -ki benim göremediğim zaman, ama ben bilinçaltında kadrajıma katmışım kimi zaman- ve o kötümserliğin altında bir iyimserlik bulduklarını söylediler. Şu bir gerçek, doğa direniyor, doğa kendini yeniden üretiyor ama onun da sınırları var. İnsan o kadar güçlü ki doğayı yok edebilir. Neticesinde de tür olarak kendimizi yok edebiliriz, bunu görüyoruz.

[Haber görseli]

-Fotoğrafladığınız mekânlara herhangi bir müdahalede bulundunuz mu?

Hayır, hiç dokunmadım. Benden önce dokunulmuş, onu söyleyebilirim. Vandalizm gittiğim her yerde var, yani bir nedenle terk edilen mekânlar yağmalanmış. Ama ben hiç dokunmadım, ne gördüysem onu çektim. Çok sınırlı ışık desteği kullandığım oldu bazı yerlerde, çok kapalı, karanlık ortamlarda mesela. Ama onun dığında doğal ışıkla çalıştım hep.

Cumhuriyet İMECESİ