İnsanlığın öldüğü ülke

Ukraynalı yönetmen Sergey Loznitsa, son filmi Donbass’ta (2018) Rusya’nın Ukrayna’ya el koymasından sonra halkının 2014’ten beri yaşadığı acıyı, şiddeti, trajediyi, yozlaşmayı eleştirel, öfkeli bir anlatımla irdeliyor. 2018 Cannes Film Festivali’nde gösterilen Donbass, Belirli Bir Bakış bölümünde en iyi yönetmen ödülünü aldı.
Yayınlanma tarihi: 21 Aralık 2018 Cuma, 11:21

Bir yıl önce Ukraynalı film yönetmeni Sergey Loznitsa, Dostoyevski’nin Uysal Kız’ını sinemaya uyarlayarak Rusya’nın portresini betimledi. Adeta Franz Kafka’nın kaleminden çıkmış bir Rusya’da yitik bir kadının sanrı dolu yolculuğunu anlattı. Yarı belgesel, yarı kurgu Donbass’ta (2018) sinemacı bu kez izleyicinin karşısına sert, radikal, öfkeli bir anlatımla çıkıyor.

Grotesk bir tiyatro oyunu

Bir karavanın içerisinde figüranlar makyajlarını yaptırırken çekime çağrılmalarını bekliyorlar. Bir askerin emriyle reji asistanı tüm figüranları bombalamadan sonra harabeye dönmüş meydana götürür. Burada Rus gazetecilerin sahte gözlemleri altında figüranlar bir terör saldırısının (!) tanıkları gibi rol yapmaya, oynamaya başlarlar. Açılış sekansından itibaren Donbass filmi grotesk bir tiyatro oyunu, değerlerin tersine çevrilmesi prensibine göre sürer. Güncel jeopolitik konumda Rusya’nın Ukrayna’nın doğusuna el koymasının ardından bu parçalanmış ülkede yaşananlar uluslararası platformda kimsenin ilgi alanında yer almaz, kimsenin umurunda değildir.

Katıksız dehşet

SergeyLoznitsa, gerçek olaylara dayalı 13 kısa öyküyle Doğu Ukrayna’da süregelen dehşeti, vahşeti, acımasızlığı, ahlaksızlığı, yozlaşmayı gözlerimizin ve vicdanımızın önüne serer. Tüm dünya Ukrayna’da olanları nasıl uzaktan seyrediyorsa inanlıması zor ama gerçek olayları grotesk bir tiyatro oyunu gibi, sert, öfke dolu, abartılı, gerçek dışı bir dille irdeler. Her bölüm birbiriyle bağlantılıdır, ülkenin farklı bölgelerinde oluşagelen barbarlığı, katıksız dehşeti peşpeşe vurgular. Rus propagandası tarafından kör edilmiş, yarı askeri güçler tarafından kontrol edilen, yozlaşmış bir hükümet tarafından yönetilen Doğu Ukrayna’da sivil halk insanlık dışı koşullarda yaşama tutunmaya çalışır. Burada insanlık, uygarlık yoktur, bitmiştir. Donbass’ta yozlaşmanın her boyutu, türü, insanlığın bitişi, ahlaksızlık, değerlerin ve ritüellerin çöküşü hüküm sürer. Doğum, evlilik, ölüm gibi yaşamı oluşturan tüm ritüeller yok olup gitmiştir.

Yozlaşmanın doruğunda

Doğu Ukrayna’da yerel mafyalar tarafından desteklenen hükümet güçleri, Putin’in askerleri ve başka çetelerce desteklenen ayrılıkçılar cirit atmaktadırlar. Gerçeküstü ama gerçek, özgün öykülerle karşımıza çıkar Loznitsa. Her iki tarafta yozlaşmıştır, ahlaksızdır, vicdansızdır, insanlıktan çıkmıştır. Hepsi eski Sovyet İmparatorluğu’nun değerlerini ayaklar altına alıp yıkmıştır. Savaş, barış olarak tanımlanır, propaganda gerçeğe dönüştürülür, nefret, aşkla sevgiyle karıştırılır.

Toplu histeri krizi

Bir yetkili kasaba hastanesinin doğum bölümünde personeli, yiyeceklerin, malzemelerin yöneticiler tarafından çalındığına ikna etmeye çalışır, satılmış politikacıların başlarına dışkı dolu kovalar dökülür, annelerini yeraltı sığınaklarından kurtarmak için herşeyi göze alan kadınlar vardır, sınırdaki cephelerde Alman gazeteciler faşist olmakla suçlanırlar, nefret dolu vatandaşlar tarafından linç edilmek istenen askerler vardır, Gogol’un Bir Evlenme oyununu anımsatan evlilik töreni votkanın etkisiyle toplu bir histeriye dönüşür. Dünyanın bu bölgesi çürümüştür, kangren olmuştur.

Baskıcı erk güdümler

Donbass aynı zamanda bir uyarıdır, medya da, TV’de gördüğünüz herşeye inanmayın,kanmayın der. Aktüel haberler kurgulanmış, önceden hazırlanmış olabilir der. Olup biten herşeyi baskıcı erk güdümler. Sıradan durumlar aniden şiddete, dehşete dönüşüverirler. Ne zaman ne olacağı bilinmez. Ölüm, ortalıkta kol gezmektedir.

Loznitsa bu denli öfkeli, eleştirel olmamıştır, tüm çıplaklığıyla Rus ruhunu, yalanlarını, acımasızlığını, sarhoşluğunu alabildiğine sergiler. 21. yüzyılda yerkürede böyle bir kırım nasıl olabilir der.

‘Ailem katledildi’

“Sinemacı oldum çünkü kamerayla, görüntülerle çok şey anlatabileceğimi, söyleyebileceğimi anladım. Annem Kazak’tı. Ailesi Çar’a hizmet eden çiftçiler ve askerlerdi. Katledildiler çünkü doğrudan doğruya merkezi gücü temsil ediyorlardı. Annem, ailesi kasaba kökenliydi, çok kalabalıktılar, kuzenler, 15 çocuk. 1917 devriminden, 1930’ların arınmasından ve 2. Dünya Savaşı’ndan sonra bu geniş aile yok edildi. Geride 3 kişi kaldı: Ninem, annem ve teyzem. Babamın ailesi de Kazak oldukları için öldürüldüler.

“Sovyet erki için duyduğum ‘aşkın’ (!) kökeni çok eskilere dayanıyor. Herşey 1917’de başladı, Rus imparatorluğunun çöküşü ile Bolşevik Devrimi, Rus toplumunun ahlak pusulasını çürüttü, yok etti ” diyor Sergey Loznitsa. Doğu Ukrayna’da ki jeopolitik oyunlar, provokasyonlar insanın kanını donduruyor, yüzyılımızda insanlığın vardığı noktayı düşündürtüyor.

A+ A-