Kapat
A+ A-

‘İlk Türk filmi’ hiç çekilmedi mi?

Sinemamızın başlangıcı sayılan, ama bugüne kadar kimsenin görmediği “Ayastefanos’taki Rus Abidesinin Yıkılışı” ortada yok. Bu film kayıp mı, yoksa hiç çekilmedi mi?
Yayınlanma tarihi: 10 Temmuz 2014 Perşembe, 23:17

[Haber görseli]

2014’te 100 yılını tamamlayacak olan Türk sinemasının ilk filmi olarak Fuat Uzkınay’ın “Ayastefanos’taki Rus Abidesinin Yıkılışı” kabul edilir.

Ne var ki, uzunluğu kimine göre 150, kimine göre 300 metre olan, yaklaşık 1-1.5 dakikalık, tek tük kayıtlarda 14 Kasım 1914’te çekildiği (!) belirtilen ve Nijat Özön gibi bize sinema kültürünü tanıtıp sevdiren çok saygın bir film eleştirmeni, sinema yazarı ve tarihçimize göre sinemamızın başlangıcı sayılan, ama kimsenin görmediği bu belge film ne yazık ki günümüze ulaşamamıştır.

Anıtın yıkılması kararı

Halkın 93 Harbi diye adlandırdığı, 1876-77 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan galip çıkan Rusların İstanbul’a doğru ilerleyişlerinde en son varıp durdukları yer olan Ayastefanos’ta (Yeşilköy) bir zafer abidesi dikmek istemelerinin sonucunda ortaya çıkan, yarısı anıt, yarısı hayır kurumu gibi olan, Ayastefanos Rus Abidesi denen bu acayip yapının diken gibi battığı Osmanlı devletinde, 93 Harbi’nin yarattığı acı anıları silmek için mutlaka yıkılması kararını aldı, (Almanların müttefiki olarak ülkeyi I. Dünya Savaşı’na sokan) dönemin muhteris yöneticileri.

Propaganda filmi

Anıtın yıkılışının iyi bir propaganda olur düşüncesiyle filme çekilmesi, önceden Viyana merkezli, Sacha film yapımevine sipariş edilmişken savaşa girmemizle körüklenen milli duyguların coşup iteklemesiyle bu yıkılışın mutlaka bir Türk tarafından çekilmesi görüşü ağır bastı ve o sırada, önceden sinemacılığa bulaşıp İstanbul’da halka ilk film gösterenlerden biri olan ve savaş nedeniyle askere alınmış yedeksubay Ali Fuat Uzkınay bu olayı filme çekmekle görevlendirildi.

1915’teki Almanya ziyaretinde Alman ordusundaki sinema bölümünün çektiği haber filmlerini seyredince sinemanın propaganda gücünü anlayan Enver Paşa’nın emriyle Osmanlı ordusunda da bir Merkez Ordu Sinema Dairesi (MOSD) kurulmuştu 1915’te.

Cumhuriyet yıllarında

Cumhuriyet yıllarında Ordu Foto Film Merkezi adını alacak MOSD’nin başına Weinberg atanmış, yardımcılığına da Uzkınay getirilmişti. Uzkınay, 1924’te yeniden düzenlenerek Genelkurmay Başkanlığı’na bağlanan Ordu Foto Film Merkezi’nde Laboratuvar Grup Amirliği’ne atanmış, emekliye ayrıldığı 1953’e kadar bu görevde kalmış ve 1956’da Göztepe’deki evinde vefat etmiştir.

İlk yerli film!

Nijat Özön ustamız, araştırmacı yazar Nurullah Tilgen’in 1953’te Yıldız dergisinde yayımladığı “Türk Sineması Tarihi, Dünden Bugüne, 1914-1953” adlı yazı dizisinden yararlanarak alıntılar yaptığı “Türk Sinema Tarihi 1896-1960” (Artist Yayınları, 1962) adlı temel kaynak eseri ile Sinematek Derneği yayını “Fuat Uzkınay” adlı biyografik kitabında “Ayastefanos’taki Rus Abidesi’nin Yıkılışı”nı ilk yerli filmimiz, Uzkınay’ı da ilk sinemacımız sayar.

Aslında Uzkınay’dan daha önce Sultan Reşat’ın 1911’deki Selanik ve Manastır seyahatleri olmak üzere, çeşitli belge filmler ve haber filmleri çekerek Balkanlara sinemayı yayan, fotoğrafçılıktan yetişme, Manastırlı Yanaki Manaki (1878-1954) ile Milton Yanaki (1882-1964) kardeşlerdir ilk Osmanlı sinemacılarımız.

Bugüne dek bulunamadı

Tekrar başa, yani bugüne kadar bir türlü bulunamayıp kimsenin de seyredemediği “Ayastefanos’taki Rus Abidesi”nin esrarına dönerek, zaten titiz araştırmacılığını bildiğimiz Nijat Özön’ün “Fuat Uzkınay” kitabındaki önemli bir dipnotuna vurgu yapalım şimdi:

Bu film bugüne kadar bulunamamıştır. K.K. Foto Film Merkezi’nde bu ad altında kayıtlı filmin bununla hiçbir ilgisi yoktur. Dikkati çeken bir nokta da, Uzkınay’ın 1953’te henüz emekliye ayrıldığı sırada yazar Tilgen’le yaptığı konuşmada bu filmin Merkez’de bulunduğundan hiç söz açmamasıdır. Uzkınay öteki filmlerinin resimlerini Merkez’in arşivindeki kopyalardan sağlayabilmesine rağmen bu filmle ilgili hiç bir fotoğraf vermemiştir Tilgen’e.

Bundan dolayı filmin kaybolduğu sonucuna varılabilir. Foto Film Merkezi’ndeki filmlerin zaman zaman kayıplara uğradığı, tasfiye edildiği bilinmektedir. İlk filmimizin de bu arada kaybedilmiş olması muhtemeldir. Ancak filmin günün birinde beklenmedik bir yerden çıkması da (az da olsa) ihtimal dahilindedir.”

1951’de “Film ve Öğretim” adlı bir dergide yayımladığı “Türk Filmciliğinin Tarihi” adlı yazısında “Ayastefanos”tan hiç söz etmeyen Tilgen’in sinemamız hakkında “Yıldız” dergisindeki araştırmasını yazarken o yıllarda hayatta olan Uzkınay’a danışmaması da ilginçtir.

Kamerayı kullanamadı mı?

Kendi çektiği “ilk filmimiz”e dair pek konuşmayan Uzkınay’ın 14 Kasım 1914’te, kısa sürede kamera kullanmasını öğrenip öğrenemediği de bir başka soru işaretidir.

Anıtın yıkılmasına ilişkin toplumsal ilginin yoğunlaştığı o tarihte Uzkınay’ın filmin çekiminde başarısız olduğunu itiraf etmekten kaçınması da gayet doğal.

Bir varsayım olarak bu filmin hiçbir zaman çekilmediği de söylenebilir. Bu konudaki bir başka varsayım da filmin çekilmiş ve zaman içinde bir şekilde kaybolmuş olması ihtimalidir. Ama en akla yakın ihtimal, telaş ve heyecan içindeki Uzkınay’ın büyük olasılıkla henüz öğrendiği kamerayı kullanamamış olduğudur.

Kızları da görmedi

Gelişim Sinema dergisinin Kasım 1984 tarihli, 2. sayısında Burçak Evren imzalı “İlk Türk Filmi Üstündeki Kuşkular” başlıklı yazı ve Uzkınay’ın o tarihte hayatta olan 2 kızıyla (Mutena Uzkınay ve Mualla Uzkınay Tüzel) yapılmış, “İlk Türk filmini biz de görmedik” başlıklı söyleşi de sonuçta bu görüşlerimizi doğrular niteliktedir.

İlk Türk filminin varlığı üstüne akıl yürüttüğümüz bu yazıyla tabii ki ilk Türk sinemacısı Uzkınay’ın ruhunu rencide etmek ya da olay hakkında yazan kimi sinema yazarına-tarihçisine kara çalmak değil amacımız.

Her ne kadar somut varlığı ortada olmasa da, “Ayastefanos'taki Rus Abidesinin Yıkılışı” ilk Türk filmi olarak kabul ediliyor bugün.

Cumhuriyet İMECESİ