Yoksulluğun başkenti: Amsterdam

Böyle bir başlık insanımızı gülümsetmez mi? Dünyanın kişi başına gelir düzeyi en yüksek ülkelerinden birinde yaşayacaksın ve yoksul olacaksın. Yoksullar kendilerinin yoksul olduğunu bilmezlerse ne olacak? Birilerinin onlara bölüşümde bir eksiklik, bir yanlışlık olduğunu anlatması gerekmez mi?
Yayınlanma tarihi: 23 Haziran 2019 Pazar, 14:27

[Haber görseli]Yoksullukla Mücadele Platformu Batı Amsterdam’da bir akşam toplantısı düzenledi. Katılımcı listesinde bölge belediye başkan yardımcıları, hukukçular, uzmanlar, semt evi çalışanları, gönüllüler ve yoksullar da olmak üzere, beyin fırtınasına hazır, her yelpazeden Amsterdamlılar vardı. Surinam’dan, Afrika’dan Asya’dan, Türkiye’den, Fransa’dan, Balkanlar’dan insanlar... Sorun önce tanımlanmalıydı. Yoksulluk neydi? Neden yoksuldular?

Tartışmasız kabul gören anlayış; “Eğer dünyanın herhangi bir yerinde yoksulluğa bir çözüm bulunabilse, o ülke kesinlikle Hollanda olabilir.” Yoksulluk kendiliğinden oluşmuyor, yoksulluk toplum olarak zenginliği adil paylaşmamızdan kaynaklanıyor.

Genel Hollanda istatistiklerine göre, her dokuz çocuktan biri, yoksulluk içinde ve biz buna göz yumuyoruz. Hollanda toplumunun bu konuda sessizliğinin nedeni, herkesin zaten eşit fırsatlara sahip olduğu düşüncesi mi?

Her insanın, kurumun, grubun kendine özgü bir yoksulluk tanımı olacağı aşikâr. Bunları sırayla yazıp farklılıkları hep beraber tartışarak bulmak doğru olacaktı. Sonunda şu tanım kollektif benimsendi.
Eksik olanlar şunlar belirlendi:

- Kesin yoksulluk.

- Geçici yoksulluk.

- Yoksulluk bir mantalite duygusu.

- Gizli yoksulluk, yakın çevre tabuları.

- Yoksulluğun yeniden tanımlanması gerek bu yalnızca ekonomik yetersizlik değildir.

- Yoksullukla mücadele toplum için bir kazanç olacaktır. Ekonomik katkı büyüyecektir.

- Farkındalık ve kabulleniş başlangıçtır.

- Çalışanların yoksulluğunu düşünmek gerek.

- Yoksulluğun sayısal olarak bilinmesi gerek.

- Yoksulluğu maddi yetersizlik, bilgi eksikliği, toplumsal eşitsizlik olarak görmek gerek.

Bu tanımlamalar yurttaşlar tarafından ifade edildi. Amsterdam’da var olan yoksulluk yalnızca ekonomik boyutlu olamazdı. Bir sosyal, kültürel boyutu ve yoksulluğu da olmalıydı. Çözümler sıralanırken Rotterdam’ın Avrupa’nın kültürel başkenti olduğu dönemdeki, kültürel yoksullukla mücadalesi bir örnek olarak gösterildi. (Sözgelimi, hayatında hiç operaya gitmemiş insanlara bu şans tanındı. Sanata Evet operasyonu toplumda yıllarca süren izler, gelenek ve alışkanlıklar bıraktı.

Gruplara ayrılan katılımcılar şu çözümleri ürettiler:

- Eğitimdeki yetersizlikler aşılmalı.

- İnsan Hakları ihlalleri, ayrımcılıklar bitirilmeli.

- İş dünyasının ilgisizliğine çözüm üretilmeli.

- Gönüllü işleri ücretlendirmeliyiz.

- Bilgi yoksulluğunu bitirelim.

- Ebeveynleri eğitelim.

- Yoksullara umut verelim ve ufuklarını açalım.

- İş yaşamına başlangıç eşitliği sağlansın.

- Her etnik grubu kendi dillerinde aydınlatalım (160+ dil).

- Eşitlik ilkesini tüm konumlarda kullanalım.

- Önyargıları bitirelim.

- Yoksulluğa desteği yalnızca eğitim, bilgi ve mali kaynak aktarımı olarak değil, aynı zamanlarda başka biçimlerde de yapabiliriz. Sosyal konutları güneş enerjisi desteğiyle donatalım. Elektrik, gaz masrafları azaltılsın.

Çevre yatırımı

Aslında gerek Hollanda konut sistemi ve Hollanda İmar Yasası yoluyla, belediyelerin organize ettiği, imar izni verdiği sosyal konut projelerini yalnızca güneş enerjisiyle baştan donatmak, kullanıcılarına ve ekonomiye farklı bir destek verebilirdi. Kışın suyun güneş enerjisiyle 7 derece ısıtılması bile semti düşündüğünüzde çok büyük bir enerji kazanımı sağlayacaktı. Güneş enerjisinden elde edilecek elektrik, yoksul ailelere yeni bir gelir desteği sağlayacaktı. Sorun güneş enerjisini sonradan sübvanse etmek yerine, baştan verilen bir sübvansiyonla çözülebilecekti. Bunun için imar planı değişikliği de gerekmiyordu. Gerçekte bir çevre yatırımı oluyordu.

Katılımcı başkan yardımcıları görüş bildirmediler ama dikkatle konuşmaları not ettiler. Hollanda İstatistik Bürosu rakamlarına göre, Türkler, Faslılar ve Antilliler emsallerine göre yüzde 25 daha az kazanıyor. Üç ana neden sıralanıyor; iş pazarında ayrımcılıkla mücadele, eğitimlerin diplomalandırılması, iş sözleşmelerinin süresiz olabilmesi.

Akşamı yemekle ve müzikle bitirdik. Bir çok katılımcı bilgilerini ve bakış açılarını zenginleştirmişti.
[email protected]

A+ A-

Okumadıklarınız

Bu kategoriye ait, henüz okumadığınız haberler listelenmektedir. Tümünü görüntülemek için tıklayınız.