A+ A-

Şirketler değil su yolunu bulsun!

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, hem de Toprak Ananın Hakları Evrensel Bildirgesi’nde su hakkı, yaşam hakkının bir parçası olarak kabul ediliyor. Bu haktan hareketle pek çok insan, içtiği ya da kullandığı suyun bir mal gibi satılmasına karşı çıkıyor. İşi yağmur suyunu bile ücretlendirmeye vardıran su politikalarına karşı kararlı bir ses yükseliyor: Şirketler değil, su yolunu bulsun!
Yayınlanma tarihi: 13 Nisan 2015 Pazartesi, 20:04

[Haber görseli]

Köprülerin altından çok sular aktı... Orhan Veli, ”peynir ekmek değil ama acı su bedava” diyeli yarım asırdan fazla zaman oldu. Bir zamanlar köprülerin altından akan derelerin suyu şimdilerde HES şirketlerinin döşediği borulardan süzülüyor. Elli yılda o kadar çok şey değişti ki, parası olmayana su da yok, ekmek de... Ama su yolunu buluyor... Ve son zamanlarda kirletilen, önü kesilen dereler, kuruyan kaynaklar, kabaran faturalar arasından ”şirketler değil, su yolunu bulsun” sesleri yükseliyor. Suya erişimin yaşam hakkı olduğunu savunanlar, suyun önündeki engelleri kaldırmak için çaba gösteriyor.

BEDAVA SU VERİNCE HAKKINDA DAVA AÇILMIŞTI

Onlardan biri de Dikili Belediye eski Başkanı Osman Özgüven. 2008 yılında, 10 tona kadar suyu ücretsiz verdiğini açıkladığında, kamuyu zarara uğratmaktan hakkında dava açıldı. Çünkü kanun, musluktan akan suyun yönetim ve işletme giderlerini kullanıcıya yüklüyor, üstüne belediyenin kâr koymasını da zorunlu kılıyordu. İki yıl süren mahkeme, Özgüven’in iddia edilenin aksine uygulamalarında kamu yararı gözettiği için beraat etmesine karar verdi. Kanuna karşı gelmemek için, belirli bir miktara kadar kullanılan suya karşı1 kuruş bedel belirleyen Özgüven, ”Bu uygulama sayesinde Dikili’nin hiç su sıkıntısı çekmediğini, aksine tasarruf ettiğini” söylüyordu. Ancak geçen yıl Dikili İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlandıktan sonra, su faturalarında İzmir Su ve Kanalizsayon İdaresi’nin (İZSU) tarifeleri uygulanmaya başlandı.

ANTALYA BELEDİYESİ İLE ŞİRKETLER KARŞI KARŞIYA

Dikili’de belediyenin vatandaşa teslim ettiği su hakkı, Antalya’da, bu kez belediye tarafından vatandaşın elinden alınıp özel şirketlere verildi. 1996 yılında su ve hıfzıssıhha hizmetleri, Suez adlı Fransız su şirketi ve ENKA Holding konsorsiyumuna devredildi. Amaç, kayıp-kaçak oranlarını azaltmak ve halka temiz, kaliteli suyu ödenebilir bir ücrete sağlamaktı. Ama beklenen olmadı. Su fiyatları arttı, su kaçağında ise kayda değer bir azalma olmadı. Hedeflere ulaşılamayınca özelleştirme antlaşması 2002’de fes edildi. Şirketler Antalya Belediyesi’ni, belediye de şirketleri dava edip tazminat istedi. Dava hâlâ sürüyor. Dikili ve Antalya dünyada giderek yaygınlaşan bir eğilimin Türkiye’deki örnekleri. Hem İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, hem de Toprak Ananın Hakları Evrensel Bildirgesi’nde su hakkı, yaşam hakkının bir parçası olarak kabul ediliyor. Bu haktan hareketle pek çok insan, içtiği ya da kullandığı suyun bir mal gibi satılmasına karşı çıkıyor. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’nin (TMMOB), 2009 tarihli Su Raporu’na göre, son 20 yıllık süreçte gelişen ve suyu metalaştıran küresel politikalar sonucunda dünya nüfusunun yüzde 5’i, suyunu uluslararası şirketlerden alıyor. Bu şirketler suyu, yaşam için gerekli bir varlık olarak değil, pazar mekanizmalarıyla yönetilecek ekonomik bir kaynak olarak görüyor.

35 ÜLKE KAMULAŞTIRMAYA GERİ DÖNÜŞ YAPTI

Buna karşın özel şirketlerin taahhütlerini yerine getirmemesi sonucu, dünyanın pek çok ülkesinde sular yeniden kamulaştırılıyor. Son 15 yılda, 35 ülkede, en az 180 bölgenin suyu, yeniden belediyeleştirildi. Bu hizmetlerin yeniden belediyeleştirildiği büyük şehirler arasında Accra (Gana), Berlin (Almanya), Buenos Aires (Arjantin), Budapeşte (Macaristan), Kuala Lumpur (Malezya), La Paz (Bolivya), Maputo (Mozambik) ve Paris (Fransa) bulunuyor. Türkiye’de de ise temiz su varlığının sınırlı oluşu, iklim değişikliği sonucu kuraklık tehdidi, derelere yapılan devasa HES’ler ve artan kirlilik, suya erişim yollarını daha da dolambaçlı hale getiriyor. Suyun bir piyasa değeri olması karşısında yaşam hakkını savunanlar, özelleştirilen suların yeniden kamulaştırılması için çaba gösteriyor. Sosyal Değişim Derneği, Hasankeyfi Yaşatma Girişimi, Küresel Eylem Grubu ve Sosyal Demokrasi Vakfı, 2012’den beri yürüttükleri imza kampanyası ile, sudan kâr elde etmenin temiz suya erişim hakkını ihlâl ettiğine dikkat çekiyor. Kampanyaya katılan yaklaşık 6 bin kişi, "Kâr için değil, yaşam için su” diyor ve taleplerini dile getiriyorlar: "Su hakkı anayasal güvence altına alınsın. Temel ihtiyaçlara yetecek miktar ve kalitede su ücretsiz olarak verilsin. Temiz, güvenilir ve içilebilir nitelikte su, şebeke sularından sağlansın.”

SUYU TİCARİ YAPAN YASALAR KALDIRILSIN

Türkiye’de suyu ticari bir meta haline getiren pek çok yasa var. 2560 sayılı İSKİ Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’un 23. maddesi ve 4736 sayılı Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Ürettikleri Mal ve Hizmet Tarifeleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 1. maddesi, suyu ticarileştiren düzenlemelerden sadece ikisi. Birinci düzenleme, suyun bedava veya indirimli dağıtılmasını suç olarak belirliyor. İkincisi ise suyu kullanan vatandaşlardan suyun temizlenmesi ve evlere kadar getirilmesi gibi her türlü işlemin masrafına ek olarak belirli oranda bir kârı geri almayı şart koşuyor. Yani suyu ticaretin metası, belediyeyi de ticarethaneye dönüştürüyor. Su Hakkı Kampanyası, su tarifesinin belirlenmesinde kârı esas alan bu iki düzenlemenin de yürürlükten kaldırılmasını talep ediyor. Temiz suya erişim hakkının engellenmesi aynı zamanda sağlıklı yaşam hakkının engellenmesi anlamına geliyor. Faturasını ödeyemeyen vatandaşın suyu kesilip, su sayacı sökülüyor. Dolayısıyla evine kadar gelen suyun parasını ödeyemeyenler, sağlıklı bir yaşam hakkından da mahrum bırakılıyor.

TEMEL İHTİYAÇ İSE BEDAVA OLMALI

İSKİ, Ocak ayından bu yana az su kullanandan (10 m³’e kadar) daha az ücret alma yöntemini hayata geçirdi. İzmir, Mersin, Kocaeli gibi bazı şehirlerde de uygulanan bu yöntem suyun tasarruflu kullanılması açısından iyi bir uygulama olsa da, Su Hakkı Kampanyası’ndan Akgün İlhan, yaşamsal ihtiyacı karşılayacak belirli bir miktara kadar suyun ücretsiz sağlanması gerektiğini söylüyor: ”İstanbul’daki suyun yüzde 82,16’sı meskenlerde kullanılıyor. Vatandaş evindeki suyla içme, temizlik gibi temel ihtiyaçları karşılıyor. Burada ticari amaçlı değil, su hakkı çerçevesinde değerlendirilmesi gereken bir kullanım söz konusu. Dolayısıyla bu tip kullanımın belirli bir miktarı, belediye tarafından ücretsiz sağlanmalı. Ticarethane, sanayi ile inşaat tipi aboneler ise yeni kademeli tarifelendirmeden muaf tutuluyor. Dolayısıyla suyu mesken tipi abonelere göre çoğu zaman daha şiddetli biçimde kirleten abone grupları, su tasarrufu sorumluluğundan sıyrılmış oluyor.”

İSTANBUL’UN SUYU YURTDIŞINA SATILIYOR

Türkiye kişi başına düşen bin 519 m³’lük su miktarı ile ”su sıkıntısı çeken” ülkeler arasında. Artan kentsel nüfusla birlikte, içme suyu arzında sıkıntı yaşanırken, büyük v şehirlerde ortaya çıkan sıkıntılar, havzalararası su transferiyle giderilmeye çalışılıyor. Bu sıkıntılar nedeniyle Melen Çayı’ndan su transferi gibi su ihtiyacını uzak coğrafyalardan sağlamaya çalışan İstanbul Büyükşehir Belediyesi, diğer yanda kendi şirketinin işlettiği Hamidiye A.Ş. kanalıyla beş kıtada 42 ülkeye içme suyu ihraç ediyor. Türkiye’de, en fazla su, yüzde 73 ile tarım sektöründe kullanılıyor ve bu sektörde suyu verimli kullanan sulama yöntemleri yaygın değil. Gerek salma sulama gibi yanlış sulama yöntemleri, gerek suyun hatalı yönetilmesi ve aşırı kullanım, yeraltı su seviyesinin giderek düşmesine neden oluyor. Konya Ovası’nda 30 bin ruhsatlı kuyunun yanında 50 bini aşkın ruhsatsız kuyu nedeniyle yeraltı suları kullanılamayacak duruma geldi. Hükümet, yeraltı sularının aşırı kullanımını engellemek için 2016 yılından itibaren yeraltı suyu kuyularına sayaç taktırmayan çiftçilerin kuyusunu kapatma kararı aldı. Bu uygulama, çiftçinin ne kadar su kullandığını kontrol etmekle birlikte, sulama suyunun da içme suyu gibi ücretlendirileceği anlamına geliyor. Su Hakkı Kampanyası’ndan Akgün İlhan, ”Bu durumda, parası olmayan çiftçi sulama yapamayacak ya da kredi alacak” diyor.

[Haber görseli]


Su hakkı nasıl ihlal ediliyor?

Musluktan akan su için para ödemek zorunda kalıyoruz.

Çoğu kentte musluktan akan su içilemiyor. Bu nedenle ambalajlı içme suyuna ayrıca para ödemek zorunda kalıyoruz.

Su havzalarındaki yapılaşma faaliyetleri iyi denetlenmiyor.

Yer üstü ve yeraltı suları, tarımda kullanılan kimyasallar, sanayi ve evsel atıklarla kirletiliyor.

HES inşaatları derelerin akış rejimini bozabiliyor ya da halkın yararlanmasına engel oluyor. Havzalardaki canlı yaşam ve gen kaynakları tahrip edilerek ekosistemler tahrip ediliyor.

Suyla ilişkili hastalıklar suyun sağlıklı ve güvenli olmadığı, suyun organik (benzen, akrilamid, vb.), inorganik (arsenik, kurşun, nitrat, vb.) maddelerle ve insan ya da hayvan dışkısıyla kirlendiği durumlarda ortaya çıkıyor.


Tarihe Cochabamba Su Savaşı olarak geçen olay büyük kazanım oldu
Bolivya’nın Cochabamba Belediye Başkanı’nın, Suez isimli şirketle 40 yıllık su imtiyaz sözleşmesi imzalayarak şebeke işletme hakkını vermesi, ülkede su savaşlarına neden oldu. Şirket su fiyatlarını yüzde 200 oranında artırınca, faturaları ödeyemeyen halk bahçesine kuyu açarak ya da yağmur suyu toplayarak, suyunu kendisi sağlamaya çalıştı. Fakat şirket, imtiyaz sözleşmesine dayanarak halkın kendi çabasıyla elde ettiği suyun ücretini almak için tahsilat memurları gönderdi. Yüzde 400’lere varan fiyat artışları ve şirketin kâr hırsıyla yağmur suyunu bile fatura etme talebi karşısında halk ayaklandı, polisin açtığı ateş sonucu bir kişinin ölmesi toplumsal başkaldırıyı tetikledi. 2000 yılında yaşanan bu su savaşı sonucunda Suez, Bolivya’yı terk etmek zorunda kaldı. Tarihe Cochobamba Su Savaşı olarak geçen olay Bolivya halkı için büyük kazanım oldu.


Yaşam hakkı şişeye girdi

Türkiye’de nüfusun yüzde 99’u su hizmetini kamu kurumlarından alıyor. Ama bu oran, ne musluktan akan suyun paralı olmasını ne de içme suyunu damacanayla satın almayı engellemiyor. Yaşam hakkı şişeye giriyor ve ambalajlı su piyasası, giderek daha fazla şirketin iştahını kabartıyor. Ambalajlı Su Üreticileri Derneği’nin (SUDER) rakamlarına göre, 2008 yılında Türkiye’de damacana ve pet şişe su pazarı hacmi 8,7 milyar litreyken, 2013 yılında 10,3 milyar litreye ulaşmış. Toplam ciro ise yaklaşık 3 milyar liradan 4,1 milyar liraya yükselmiş. 2009 yılında yıllık ambalajlı su tüketimi kişi başına ortalama 124 litreyken, 2013 yılında yıllık kişi başına ortalama tüketimi 135 litreye çıkmış.

Yağmur suyu hasadı
Kentsel alanlara su temini için geleneksel olanların dışında pek çok yaratıcı çözüm var. Çatıdan yağmur suyu toplayıp depolamak da bunlardan biri. Yağmur suyu hasadı denilen bu yöntemde basit filtreleme teknikleriyle, neredeyse hiçbir arıtmaya gerek duymadan su depolanabiliyor. Almanya’da su fiyatlarının yüksek olması nedeniyle konutlarda ve çalışma alanlarında kurulmuş, 1,5 milyon yağmur suyu toplama sistemi bulunuyor. Japonya’da 30 bin metrekareden daha büyük binalarda gri su artıma sistemleri ve yağmur suyu toplama sistemlerinin bulunması, Hindistan Yeni Delhi’de 100 metrekareden büyük çatı alanına sahip ve 1000 metrekareden büyük inşaat alanına sahip yeni binalarda yağmur suyu kullanılması kanunen zorunlu. Avustralya Sydney ve New South Wales’teki bina yönetmeliğine göreyse, yağmur suyu deposunun konut dışında ya da konut içerisinde kullanılarak su tüketiminin azaltılması gerekiyor. ABD ve İngiltere gibi pek çok ülkede de benzer uygulamalar var. Bu sistemler Türkiye’de de yeşil bina konsepti kapsamında, bazı binalarda uygulanmaya başlandı

Her gün bir Cumhuriyet gazetesi alın, aldırın…
Comment disclaimer