Konuşmuyor slogan atıyor duvarlar. Hem Kürtçe, hem Türkçe

“Kürdistan’a demokratik özerklik” gibi doğrudan bir talebin pankartına da dönüşebiliyor yığma bir apartmanın yan duvarı. Ama Diyarbakır’ın tarihi surlarında tek yazı görmüyorsunuz. Böyle bir kaide var sanki.

13 Nisan 2015 Pazartesi, 23:57

Diyarbakır’ın çocukları fotoğrafları çekilsin istiyor; seviyor bunu. Elinde hiç fotoğraf makinesi olmasa dahi, baktı ki “Bu, bizim buralardan değil”, bir gösteriveriyor kendini. Nusaybin’in bir sokağında bir çocuk arkamdan “Hello Kitty” diye bağırmıştı bir kez. Ben dönüp “Hello Kitty ne?” diye gülmeye başlayınca, yedi-sekizi toplu slogan atar gibi inadına, elleri de havada susmamıştı: “Hel-lo Kii-tyy, Hel-lo Kii-tyy...”. Polis, jandarma duysa ne anlatacağız? Bu nasıl bir yapılanma?

İşte üçü beşi bir aradaysa, anında dizilip zafer işaretlerini çakıyorlar bazen de. Ekseriyetle bu beklenen poz olduğu için, yabancı bildikleriyle bir ilişki kurmak için yapıyorlar bunu. Ezberlenmiş bir oyun. Gelip çekilen fotoğrafa bakmak istiyorlar sonra, gözleri kapalı çıkan arkadaşlarıyla dalga geçiyorlar, daha da gülüşüyorlar mesela. Bazen de daha safiyane bir görünme arzusu çıkıyor en üste. Gerçek bir makine kaydetsin gibi bile değil, şehrine gelmiş o yabancının zihninde bir fotoğraf olmaya talip, bir “unutma beni” bakışı... Hayattaki bütün dertlerinin, bütün aile hikâyesinin sıkıştığı bir fotoğraf.

Şehirleri tanımanın türlü yollarından biri duvarlardan geçiyor. Meşhur duvar sanatçılarının elinden çıktığı için kesilip satılan duvarlar da var bu gezegende. Ama neyse duvarların gerisi hâlâ ucuzundan sprey boyayla içini akıtan mahallelinin, dünyanın geri kalanının zihninde bir fotoğrafa mesajını sokmak isteyen yoksulun. Duvar yazılarıyla fotoğraflar böyle benziyor birbirine.

Suriçi’nin mahallelerini gezerken duvarlar konuşmuyor, slogan atıyor. Hem Kürtçe, hem Türkçe. O duvarların içe bakan taraflarında ne slogan atılıyorsa, onu... Kimi her sene vurulan ayrı rengi aklında tutan, sıvası sıfırlanmamış duvarlar. Kiminde tuğlaları, briketleri sayabiliyorsunuz, kimi surların bazaltını andırıyor. Duvarların kimi geçen ay örülmüş gibi taze, kimi vakarla bir Ortaçağ kentinde olduğunuzu hatırlatıyor unuttuysanız, milattan öncesi de var bu işin diyor sessizce. Dicle kıyısına, İçkale’ye doğru yaklaştıkça hanidir boşaltılıp da yarı yıkılmış evler, başka bir savaşın harabeleri gibi duruyor öyle.

Yerlerine yapılacak “villalar” kazanmış bu savaşta. Öyle diyorlar. Suriçi’nin yaşayan mahallelerinde duvarlarda renk renk, boy boy PKK yazıyor, bir-iki KCK çıkıyor karşınıza, ama en çok gençlik yapılanması olan YDG-H yazıyor. YDG-H imzasıyla Rojava’nın selamlandığı da vaki, ayrıca mesajlar verildiği de: “Ajanlaştırmaya son”, “Uyuşturucuya son”. “Kürdistan’a demokratik özerklik” gibi doğrudan bir talebin pankartına da dönüşebiliyor yığma bir apartmanın yan duvarı. Bazı sokaklarda belediyenin mahalle/sokak plakalarının altında, yanında sprey boyayla alternatif adres veriliyor. Duran Kalkan Sok., Zilan Sok., Kemal Pir Sok. Kemal Pir yol gösteriyor, gerçekte Kürt Siyasi Hariketi’nin yol göstericilerinden sayıldığı gibi.

 

Konuşmuyor slogan atıyor duvarlar. Hem Kürtçe, hem Türkçe

Bazı yerlerde siline siline, üzerine yenileri yazıla yazıla çözülmez kodlara dönmüş yazılar. “Heval Kadir ölümsüzdür”, “Kadir yoldaş”... Kim bilir hangi “hevalin”, hangi “yoldaşın” ismi üstüne en son onun ismi kazınmış. “Hangi Kadir?” diye soruyorum birine, meğer onunla aynı yaşlardaki arkadaşıymış. “Yoldaşım” diyor. Geçen aralık ayında kar maskeli özel harekat polislerinin açtığı ateş sonrasında ölen 16 yaşındaki Sur’lu Kadir, Abdülkadir Çakmak. Polis, Çakmak’ın elinde silah olduğunu iddia etmiş, paylaştığı görüntülerdekinin sıska Kadir olduğuna kimse ikna olmamıştı. “Elinde taş bile yoktu” diyordu görgü şahitleri.

Çocukların erkenden büyüdüğü, erkenden ölebildiği bu sokaklarda hayat bu kadar siyasetle doluyken, duvarları bundan ari beklemek imkânsız. Artık aşkı mı içine sığmadı, efkârı mı taştı, arada siyaset-dışı sayılabilecek tek kelimelik telgraflar da yok değil: “Serseri, “çılgın”, “kaderimsin”... Bilhassa “serseri” sık kullanılanlardan. “Anadan doğmak ölmek demekmiş”, “Ne diyisen eziğ”, bunlar hep işlenmiş duvarlara, gördük. Derdi olan dökülmüş.

Bir yerde “Dewjeberde bikene hewal” yazıyordu sadece. “Dert etme, gül yoldaş” diyor. Dert etmemenin ne kadar mümkün olduğunu muhtemelen yazan da biliyor. Ama yazdığına göre demek her şeye rağmen gülebilmenin en inatçı slogan olduğunu da biliyor. Bunu da gördük.