Feyzi Açıkalın

Bu işe siyaseti karıştırın

14 Aralık 2018 Cuma

 

Yine berbat bir güne uyanmıştık. Hava kurşun değil ama ağır ve akışkan bir civa gibiydi…

Sahte bir parlaklıkta, amorf bir yapı gibi akarak ilerleyen; sinsice yuvarlandığı alanda hiç iz bırakmayan; hep bir yerleri doldurabilme telaşındaki ele geçirilemez element, civa gibi…

Derken, civanın içine çığlıklar içinde bir metal yığını girdi. Devletlünün, “orada olmaması gerekirdi!” dediği kütleye, o lokomotife bir başkası arkadan çarpmıştı. Havada uçuşan metal parçaları civayla birleşip amalgam oluşturdu.

Bu ülke halkının çürümekte olduğunun farkında bile olmadığı kokmuş boşluklar, bir sahte dişçi elinden çıkmışçasına gri-siyah amalgam ile doldu. Yalnızca dudaklar kurumadı; amalgamın ağırlığı ve katılığıyla sıkışıp, taş kesti yürekler.

Orada olmaması gerekirdi diyene, “Asıl sen orada olmaman gerekirdi” yollu aklı selim tepkiler geldi. Yanılıyorlardı. İnsanlık, tarihteki benzerlerinde görüldüğü gibi, belli dönemlerde kendini yönetenlerin “orada bulunmasını” arzulamaktaydı

Ülkemizde de bu olmuştu. Anadolu halkı vasıfsızları, çapsızları, içi kötülük dolu olanları bu zaman diliminde başında istemişti. İşin daha fenası, var gücüyle savunmaktaydı.

İçgüdüyle, katliamı sıradanlaştırma, normalleştirme adına her zaman yaptıkları gibi topyekün saldırıya geçtiler: Bunca ölü varken işe siyaset karıştırılmamalıydı! Bu nekrozlu beyinliler siyasetin tam da yaşamı içerdiğini, kelime anlamıyla bir çatışmayı çözme arayışını içerdiğini tabii ki bilmemekteydiler.

Bir başka bilmedikleri de, o inançsız diye lanetlediklerinin insani kayıplar karşısında ne içtenlikli üzüldükleriydi. Ahrete dair, soyut kavramlarla hafifletilen, anlamından uzaklaştırılan sızlanmalarla değil; ölenlerin yerine kendilerini koyarak, değerler kaybı olarak acılara ortak olmaktaydılar.

Tepedekiler bir başka boyutta yaşarmışçasına, “uzay ajansı” gibi fantezilerle gündemi başka yöne çektiler. Trollerin kadrolu olanları acayip fantezi içeren komplo teorileriyle sahnede yer alırken, trolleştirilmiş halk da daha bayağı içerikli “Sırası mıydı şimdi suçlamanın?”başlığıyla yetindi.

Parti devleti olma yolunda hızla ilerleyen kurum tam da bu şekilde, tarafgirliği siyasetle birleştirerek büyümekteydi. Popüler kültür ve sanatta zorlansa da, spor başta olmak üzere her alanda siyaset kullanımdaydı. Siyasi otorite, taraftarını konsolide çabasıyla siyaseti kullanırken, biat eden halk onu bir güç gösterisi, bir kimlik tanıtımı için baş tacı etmekteydi.

Siyaseti sözlük anlamından çıkartıp, parti organının işleyiş menüsüne uygun hale getiren iktidar, halkı da yanlış tanımlara sürüklüyordu. Rejiminin dayatmasını, hakim kılmaya çalıştığı ideolojiyi gündelik yaşama siyaset yoluyla sokarken, halk bunun tam da ortasında yer aldığını bilmiyordu.

O halde, siyasetin sırasının sorulup sorulmayacağı tartışmasında edilgen duruma düşmemek için “Bu ve her işe siyaseti karıştırın” demek gerekiyordu. Hele, bilinen eski taktiklerle halkı yılgınlığa sürüklemeyi düşünecekleri yerel seçim döneminde, iktidarın zorlama gündemlerle dikte edeceği, tartışılmaz addeceği her değeri siyaset ölçeğinde değerlendirmek zorunluluk olmalıydı.

Çapsızların elinden siyaset silahını almanın başka yolu yoktu.