Köşe Yazısı

A+ A-
Olaylar ve Görüşler

Golan kararının çağrıştırdıkları

28 Mart 2019 Perşembe

ABD Başkanı Trump’ın uluslararası hukuku hiçe sayan kararlarına bir yenisi daha eklendi. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) konuya ilişkin kararları çöpe atıldı. Sanki dünyanın kadısıymış gibi yine o uzun ve çirkin imzalarından bir karar daha çıktı: Golan’da İsrail’in gayrimeşru işgalini tanımış oldu...
Bu, yaşadığımız dönemi en iyi anlatan gelişmelerden birisidir. ABD’nin Ortadoğu planı ağır aksak da olsa işliyor. Her istediğini yapamıyor ama en azından İsrail’i büyüten adımlarını engelleyebilen bir güç de yok ortada.

Gelişimi ve önemi
Golan Tepeleri, 1967 İsrail-Arap Savaşı sonunda, İsrail tarafından işgal edilmişti. İşgal devam ediyor. Hatırlanacağı üzere, Altı Gün Savaşları olarak anılan çatışmalar sonucu İsrail, Mısır-Ürdün- Suriye blokuna karşı baskın tarzında başlattığı hava saldırılarıyla hava üstünlüğünü sağlamış; Arap ülkelerine ait savaş uçaklarının yarısını (700/353) imha etmeyi başarmıştı. Kendisi de 190 savaş uçağının 20’sini kaybetmişti. Irak’ın gönderdiği mekanize birliğini de intikal halindeyken imha etmişti.
Kara harekâtıyla da, Mısır cephesinde Gazze ve Sina’yı ele geçirerek Süveyş Kanalı’na dayanmıştı. Ürdün cephesinde Şeria, Kudüs’ü; Suriye cephesinde ise Golan Tepeleri’ni işgal etmişti. (1)
İşgal etmişti çünkü Suriye ve Ürdün ile sınır oluşturan bu arazi kesimi birkaç yönden stratejik öneme sahipti. Şam’ı dürbünle gözetleme imkânı yanında Suriye içlerine yönelik bir kara harekâtı için yığınak ve çıkış arazisi özelliği taşımaktaydı. Yeni yerleşim alanları yaratılmaya elverişliydi. Önemli bir su kaynağıydı. Bu özelliklerini günümüzde de sürdürüyor. Ek olarak, kimi iddialara göre büyük bir petrol rezervini barındırmaktadır. (2) İki taraf için de ekonomik ve askeri değer taşıdığını belirtelim.
İsrail, 1979 yılında imzalanan antlaşmasıyla Sina’yı Mısır’a iade etmişti; Ürdün ile 1994’te antlaşma imzalamış ancak Suriye ile bir sonuca varılamamıştı. Filistin sorunu da bu süreçte başka bir boyut kazanmıştı. (3) Gerçi Rafael Sadi, 1974’te İsrail ile Suriye arasında bir anlaşma imzalandığını ve Kuneytra’nın boşaltılması karşılığında Golan’ın İsrail’e bırakıldığını ifade ediyor ama BMGK’nin 1981’de aldığı 497 sayılı karar Golan’ı Suriye toprağı olarak tanımaktadır. (4)

Kararın anlamı
Trump, Kudüs’ü yakın geçmişte başkent olarak tanımıştı.
Şam’a yaklaşık 60 km mesafedeki Golan’daki işgali de bir anlamda Trump’ın kararı sonrası meşrulaştırılmış oluyor.
ABD’nin Ortadoğu’daki son dönem çabaları esas olarak İsrail’in varlığını tahkim ve yeni bir İsrail yaratmaya dayalıdır. Bu çabasını Suudi Arabistan, Ürdün, Mısır ve Körfez ülkelerini yanına alarak sürdürüyor. Dolayısıyla bu ülkelerden bir tepki gelmesi beklenmez. Gelse de anlam ifade etmez. Zaten genel olarak bölgede, özel olarak Suriye’deki savaşta ABD’nin dümen suyundan ayrılmıyorlar.
Karara karşı tepki önce Suriye, BM, AB, Türkiye, Rusya ve İngiltere’den geldi. Ancak bu tepkilerin kısa vadede sonuç üzerinde etki yaratması mümkün değil. Ayrıca bu tepkilerin bir kısmı anlamsızdır. Zira AB, yukarıda isimleri yazılı Arap ülkeleri ve Türkiye, Suriye’deki mevcut durumun ortaya çıkmasında ABD’nin yakın ortağı olmuşlardır. Rusya ve Suriye’nin de karara karşı güce dayalı çözüm üretmeleri olanakları yoktur. Çin’in de...
Türkiye’nin tepkisi yerinde olmakla birlikte tutarsızdır. Zira Suriye’nin toprak bütünlüğüne bunca vurgusuna rağmen Esad yönetimiyle işbirliği yapmıyor. Ayrıca, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’in, Suriye’de sınır boyunca belirli bir mesafede “YPG’den arındırılmış güvenli bölge” konusunda Türkiye ile çalıştıkları açıklaması, bir tezadı yansıtıyor. (5) Açıklamanın tamamı okunduğunda, askeri gücün tamamen Suriye’den çekilmeyeceği, koalisyon ortaklarıyla birlikte
Türkiye’nin tehdit olarak gördüğü unsurların da korunacağı anlaşılıyor. Türkiye’ye tehdit Esad rejiminden değil, ABD’nin bölgedeki varlığından geliyor. ABD’nin Golan kararına karşı çıkmak ama Kuzey Suriye’de onunla işbirliği arayışına girmek içsel tutarlılığı olmayan bir yaklaşımdır. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun basına yansıyan, karara tepki açıklaması yerinde olsa bile...

AB’nin tepkisi nelere gebe
AB’nin tepkisi ancak uzun vadede anlam kazanabilir. Çünkü AB, yeni bir savunma kimliği arayışına girdi. Nasıl sonuçlanacağı henüz müphem olan bu gelişme, giderek ABD’den bağımsızlaşma iradesine dönüşürse bölge için anlam ifade edebilir.
Mehmet Ali Güller’in değindiği gibi, Trump’ın “önce Amerika” stratejisi gereği olarak AB’ye de “küresel ticaret savaşı” açması, AB’nin ABD’den bağımsızlaşma eğilimini güçlendirmiştir. Eğer Fransa- Almanya merkezli AB Ordusu arayışı hız kazanırsa, ABD’nin bölge üzerindeki etkisi zayıflayacaktır. (6)
Bu gelişme ayrı bir yazı konusu ama ifade etmeden geçmeyelim: AB Ordusunun Türkiye’siz hatta Rusya’sız kurulması, AB’nin küresel bir aktör olmasına yetmez. Zira gerçek bir Avrasya vizyonu onlarsız sağlanamaz.

Sonuç
Sonuç olarak, ABD’nin Golan kararı İsrail’i büyütme; Suriye’nin kuzeyinde “güvenli bölge” kararı ise Suriye’yi parçalama ve yeni bir İsrail yaratma stratejisinin bir aşamasıdır.
Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması ve devletin egemenliğine dönüşmesi Türkiye için güvenlik sigortasıdır. Golan Tepeleri ve Kuzey Suriye adımları birbiriyle bağlantılıdır. Daha ötesi, Doğu Akdeniz ile ilişkilidir.

(1) Mehmet Tanju Akad, 20. Yüzyıl Savaşları, Kastaş Yayınevi, 2011, s. 569 vd.
(2) ceyhunbozkurt.blogspot.com, Golan’dan Doğu Akdeniz’e... 24 Mart 2019
(3) Bernard Lewis, Ortadoğu, Arkadaş Yayınevi, 2015, 11. Baskı, s. 457
(4) Rafael Sadi, Odatv, 26 Mart 2019
(5) Gazeteler, 25-26 Mart 2019
(6) Mehmet Ali Güller, Cumhuriyet, 25 Mart 2019

AHMET YAVUZ

Tümü Olaylar ve Görüşler - Son yazıları

Geriye gidişin ayak sesleri 21 Mayıs 2019 Sal
Dini yaşanılan çağa göre yorumlamak 21 Mayıs 2019 Sal
Umudu büyütmek 20 Mayıs 2019 Pzt

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Ahmet Yavuz