Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-
Adnan Binyazar

‘Köyde Eğitim’

1 Ekim 2008 Çarşamba

İsmail Hakkı Tonguç, Türkiyede önemli bir eğitim aşamasını anlattığı kitabına Köyde Eğitim adını vermiş. İnançla verilmiş bir addır bu.Köylünün Eğitimi’, ‘Köyün Eğitimidemiyor; Köyde Eğitim diyor.

Çok anlamlı!

Tonguçun başka bir kitabının adı daCanlandırılmış Köydür. Burada yer alan canlandırmasözcüğü, içten oluşumu, yerinde üretimi vurguluyor.

İlk basımı 1938’de yapılan Köyde Eğitim”, iki yıl sonra kurulacak Köy Enstitülerinin habercisidir. Tonguç, bu kitabında, köylünün halklaşma bilincini öne çıkararak, halka dönük eğitim kurumlaşmasının sinyalini de veriyor.

***

Muhsin Ertuğrulun, Anadolu kentlerindehalk tiyatrolarıoluşturulması yolundaki önerisinin özünde yatan da budur.

Böylece halk, merkezden gönderileni beklemeyecek, kendi içinden çıkardığı sanatçılarla kuracak tiyatrosunu; ağlayacaksa ağlayacak, gülecekse gülecek...

Halkevleri de yaratıcı eğitim-yerinde üretimanlayışıyla kurulmuştu.

İki yıl kadar önce, Ardahanda Dursun Akçamı anma toplantısında, Akçamın oğlu öykücü Dr. Alper Akçam, köy çocuklarına, yerel sorunları canlandıran bir oyun oynatmıştı. Köy Enstitülü bir ana babanın çocuğu olmanın kazandırdığı ruhla, oyunu kısa sürede yazıp yönetmişti.

***

Oyunu izlerken, akademik ve sanatsal konuların işlendiği, anıların anlatıldığı onca konuşmanın, tartışmanın arasında en çok bu oyunun neden böylesine ilgi çektiğini düşünmüştüm...

Ortalıkta dolaşan çocuklar, her şeyden önce, boşa geçirecekleri zamanı değerlendiriyor, üstelik başarının tadına varıyorlardı.

Belki ilerde doğacak büyük bir oyuncunun geleceği o sahnede belirleniyordu...

İzleyenlerin çoğu onların yakınlarıydı. Oyunda ağaç kıyımının bütün hilelerini, düzenbazlıklarını görüp gülerken, sorunu ortaya koyan çocukları onları şaşkına çeviriyordu.

Doğuda çocuklar kendi hallerinde büyüyüp giderler. Çocuk oralarda bir iki davar ya da kaz gütmekten başka işe yaramaz.

Şimdi sahnede olmadık gösteriler yapanlar, onların kaz güden, davar otlatan çocuklarıydı...

***

Ana babalar, kentlerde, çocuklarına özel dersler bir yana, piyano kurslarından bale kurslarına, her olanağı sağlama yolunda nelere katlanmıyorlar! Hep, çocuklarının bir işe yaradığını görmek için...

Yerinde eğitim bunu kendiliğinden sağlıyor.

Bilimsel ya da sanatsal, çocuk bir işe itilerek değil, o iş içinde yaşatılarak eğitilir.

Gerçek başarının yolu bu!

Yetişkin ya da çocuk; insan kendi ürettiğine daha çok değer verir, ondan haz duyar. Tarlaya gömdüğü tohumun bir süre sonra yeşerip ürün verdiğini gören, o ürünü yerken toprak kokusunu içine çeken insanın coşkusunu düşünün!

***

Tonguçun, insanı kendi toprağı içinde üretici kılmaya yönelik eğitim felsefesinin özünde bu coşku yatıyor. Köy Enstitüleri, köyü, köyün yetiştirdiği insanlarla aydınlatarak, gerçek üreticiyi belli bir kesimin sömürgesi olmaktan kurtarma girişimidir.

Enstitüler öğretmen yetiştirmeye başladığında insanımızın yüzde 80i köylerde yaşıyordu.

Değişen ne; köylü, aydınlanmadan geldiği kentlerin çevresinde yeni bir yoksullar ülkesi oluşturdu.

Tahsin Yücelin Gökdelenromanında öne sürdüğü gibi, onlar şimdi, kentlerin çevresini saran, bir gün ayaklanacaklarından korkulan yılkı adamlarıdır.

[email protected]

Tümü Adnan Binyazar - Son yazıları

Yergi 15 Mart 2019 Cum
Mustafa Ayaz 8 Mart 2019 Cum
Ceyhun Atuf Kansu 1 Mart 2019 Cum