Veysel Ulusoy

Finansal telaş!

31 Mart 2019 Pazar

Finansal piyasalarda fırtınalı bir haftayı geride bıraktık...
Öyle bir fırtına ki, 22 Mart’ta JP Morgan Yatırım Bankası, müşterilerine açık bir raporla liradan çıkmaları ve fonları değerlendirme yollarını tavsiye etti. Ederken de bir cümleyi ekl­emeyi unutmadı: Seçim sonrası, Türk Lirası’nın ABD Doları değerini yaklaşık olarak 5.90 olarak öngörüyoruz.
Bu açıklama 1-15 Mart’a kadar olan süreçte Merkez Bankası’nın rezervlerinde bir eksilmenin piyasa yapıcılarından gizlenmesi iddialarına dayanmaktaydı.. Bu bilinmezlik li­radan çıkışı hızlandıran en büyük etk­endi. Bu çıkışla dolar 6 liraya yaklaştı ama kıyamet ondan sonra koptu. Ne mi oldu?
- Sermaye kısıtlamasına gittik ve swap piyasasında lira arzını azalttık.
- Liradan çıkıp dolara dönmek isteyen yatırımcı, lira bulmakta güçlük çekti.
- Liranın gecelik faizleri yurtdışı pi­yasalarda yüzde 1000’leri geçti.
- Yatırımcılar zararını en aza in­dirgemek için bu defa da borsadan çıkış yapıp, aldıkları lira ile yatırım pozisyonlarını kapattılar.

***

Tüm bunlar maliyeti ile geldi üzeri­mize... Lira yine değer kaybetti, faizler yükseldi, borsa yüzde 10’lara varan düşüş gördü ve büyük bir yabancı sermaye çıkışı yaşandı. Diğer bir ifade ile, döndüğümüz yola geri geldik ama büyük ekonomik maliyetleri de yükle­nerek...

Reel ekonomiyi unuttuk (mu)!
Finansal piyasaların ulusal gelire göre hacmi arttıkça gelişen ekonomil­erde kırılganlıklar da artar. Sermaye birikiminin dış borç ve fon akımına dayalı olduğu böyle ekonomilerde, kırılganlığı etkileyen en önemli faktör “verimliliğin seyri”dir. Bu seyir ser­maye birikim hızının üstüne çıktığı sürece kırılma olasılığı da azalır.

***

O kırılma oldu ekonomimizde... Brüt dış borçlar 448 milyar dolara, net dış borçlar 282 milyar dolara ulaşırken, bunların üretim gücümüze oranı ilk defa 2001 krizindekinin üstüne çıkarak yüzde 60’lara yaklaştı.
Daha da önemlisi, kısa dönemli borç yükümüz Merkez Bankası rezervlerini oldukça aştı. İşsizliğin enflasyonla yüksek oranlardaki birlikteliği ve yükselen tahvil faizleri de resmin diğer ayrıntılı karelerini oluşturdu.
Fakat iki gösterge kırılmayı kısa dönemde etkilemeleri bakımından diğerlerinden ayrılır oldu: Özel sektör dış borç miktar ve oranı ile sanay­ideki üretim daralması.

200 milyar doları yakalamış (fi­nans sektörü dışı) “özel sektör net döviz pozisyonu”nun sanayide yüzde 7’yi bulan daralma ile aynı karede buluşmasının, finansal piyasalarda son 15-20 günde yaşadığımız telaşın ve gel-gitlerin yarıdan fazlasını açıklar durumda olduğunu söylemek zor ol­masa gerek.
Makroekonomik temelleri yeniden karıp, üzerine tarım ve sanayideki dönüşümü koymak için ne kadar bekleyeceğimizi sormak isterim.