Köşe Yazısı

A+ A-
Olaylar ve Görüşler

İnsan faktörümüz bu!

7 Nisan 2019 Pazar

Yerel seçim süreci, sosyal sisteme sunduğumuz insan faktörünü her yönü ile açıklıyor. Sandık kurulu üyesinden, televizyon akademisyenine kadar niteliklerinin ne olduğunu onların tutum ve davranışlarında görebiliyoruz.


Eğitim, aile ve din kurumları, sosyal sis­teme sunacakları insanı değişik yönler­den donanımlı kılmak için büyük çaba gösterirler. Bu kurumlardan öğrendikleri ile üretici sistemde herhangi bir işte çalışmaya başlayan insan, ayakları üzerinde durmaya çalışır. Ayağının altından çekilmek istenen halının kimler tarafından yapıldığını sezin­ler, düşmemek için gerekli önlemleri alır.
Sosyolojinin bu bulgusu doğrultusunda, İs­tanbul yerel seçim uygulamalarını temel ala­rak insan faktörümüz üzerinde kaba bir de­ğerlendirme yapabiliriz.
Seçimin değişik aşamalarında çalışacak in­san faktörüne, yerel yönetimdeki deneyimle­rine dayanarak Sayın Erdoğan büyük önem atfettiğini son zamanlarda her gittiği yerde gözümüzün içine sokarak gösterdi. Öyle ki sandık kurullarında görevli olan parti üye­lerini, yüz binlerle yaptığı toplantı sırasında cep telefonuyla aradı. Topluma, bu görevin çok önemli olduğunu, bu göreve seçilenlerin uyanık olması gerektiğini deneyle gösterdi.

AKP’lilerin sorumlulukları
Benzer uygulamanın sandık başkanı ola­cak kamu görevlileri bağlamında yapıldığını varsayıyorum. Cumhurbaşkanı’nın imzası ile il düzeyinde yapılan atamalarla, İstanbul’da kimlerin sandık kurulu başkanı olacağı belir­lendi. Başka bir anlatımla il düzeyinde atan­mış sorumlular, sandık kurulu başkanları­nı kendi dünya görüşleri doğrultusunda seç­mekte özgür davrandı.
Bu gözlem ve varsayıma dayanarak, İstanbul’da yapılan maddi hatalar konusunda AKP ve kamu yöneticilerinin sorumlulukla­rı açıkça belirginleşiyor. Bunları basına veri­len iki belgeyle tartışabiliriz. Bunlardan ilki, adayların aldıkları oyların birleştirme tuta­nağına kaydırılarak yazılması oluyor. AKP il başkanı basın açıklamasında bu tür olayın te­kil örnek olmadığı, sıkça tekrarlanmış oldu­ğunu açıkça belirtti. Buna göre sandık kuru­lu başkanları ve parti temsilcisinin yaptıkları bu sistematik hata, insan faktörümüzün nite­liğini ortaya koyuyor.
İkinci örnek adayların aldıkları oy yazı­mının toplamasının yanlış yapılması, Sayın Yıldırım’ın oylarının eksik yazılması oluyor. İki-üç haneli altı verinin toplamasını yanlış yapan bir sandık başkanına ne diyebilirsiniz? Başkana elindeki telefonun hesap makinesi­ni kullanarak, yaptığı toplamanın sağlama­sını yapması neden öğretilmemiş? Anlamak mümkün değil. Bu ve benzeri hataları temel alarak hak aramaya çıkma, aklımızla alay et­me olmuyor mu?
Ege’de “ayvanın büyüğü heybenin dibin­de” söylemi sıkça kullanılır. Hatanın büyüğü seçim gecesi ve sonrasında Sayın Yıldırım’ın tutum ve davranışlarında görüldü. Aynı veri­lerin tüm partilerin erişimine açık olduğu bir sistemde, kesin sonuç alınmadan “Seçimi ka­zandık!” konuşmasına ne demeli? Dahası 1 Nisan sabahı İstanbullulara yaptıkları nisan şakası mı gerçek mi bilinmiyor!
Sayın Yıldırım, kendilerine bu açıklamayı yaptıran, İstanbul reklam panolarına teşek­kür yazısını yerleştiren AKP il yöneticilerine toz kondurmuyor. Aile ve din kurumundan edindiği bilgilerle, bu tutum ve davranışının uyuşmadığını hatırlamak istemiyor. Daha ile­ri giderek İstanbul’daki sandık sayısı kadar hata olabileceğini, bunların seçim sonucunu değiştirebileceğini ileri sürüyor.

Yıldırım’ın kabulü hatalı
Ölçme ve değerlendirme tüm bilim dalları­nın temel uğraşısıdır. Ben mühendis olmadı­ğım için ölçme ve değerlendirmenin mühen­dislikte nasıl kullanıldığını bilmiyorum. Sos­yal bilimlerdeki kullanımı çok açıktır. Ölç­mek ve değerlendirmek istediğiniz değişkeni ne bir eksik ne bir fazla olmaksızın niteliğini tam sayacaksınız ya da ölçeceksiniz. Başka bir anlatımla Sayın Yıldırım’ın dediği gibi her sandıkta bir hata olabileceğini kabullenme hakkınız yoktur. Burada temel konu geçersiz oyların çokluğu ve bunda hata yapılabilece­ği oluyor. Ölçme ve değerlendirmede kurallar baştan belirlenir. Buna göre geçersiz oylar, belirlenen kurallar içeriğinde sandık kurulu üyelerinin tümünün katılımıyla saptanır. İşte bu noktada her sandıkta bir hata olabileceği­ni bir mühendisten duymak, insanı düşündü­rüyor, “insan faktörümüz bu” dedirtiyor.

Bitmeyen komplolar
Sorun burada bitmiyor. Bir nisan akşamı değişik televizyon kanallarında konuşan tele­vizyon akademisyenleri yapılan hatalı işlem­lerin AKP’ye karşı bir komplo olduğunu sa­vundu. Bu akademisyenlerin bilim dalında­ki yetkinliklerine saygı duyarım. Ne var ki bu konudaki görüşlerinin geçersiz olduğunu söylemek isterim. Nedeni çok açık görülüyor. Seçimler çok adayın katıldığı, çok seçmenin oy kullandığı normal dağılımlı bir araştır­madır. Burada yukarıda hata olarak görülen olaylar sisteme veri olarak girilemez. İkinci örnekten başlayalım: Sayın Yıldırım’a ilişkin yazılmayan ve sonucu tutmayan sandık giri­şini sistem kabul etmez. Toplamda bir yanlış olduğunu size hatırlatır. Bunun düzeltilmesi­ni ister. AKP il başkanının dediği gibi bu ha­talı veri, toplamda yer almamıştır. Mutlaka düzeltilerek girilmiştir.
İkinci olay normal dağılım ölçütlerine uy­madığı için sistem mutlaka hata verir. Başka bir anlatımla yarışan adaylardan biri (bura­da Sayın Yıldırım oluyor) kabul edilen sınır­lar dışında, sıkça oy alıyorsa, sistem bunun kontrolünün yapılmasını ister. Öte yandan belgede görüldüğü gibi (Hürriyet gazetesi, 2 Nisan 2019) oy kaydırmasının başka bir par­tide yığılması konusunda uyarısını yapar.
Yukarıda yapılanlar, sosyal sisteme sundu­ğumuz insan faktörünü her yönü ile çok gü­zel açıklıyor. Sandık kurulu üyesinden, tele­vizyon akademisyenine kadar niteliklerinin ne olduğunu onların tutum ve davranışların­da görebiliyoruz. “Ne günlere kalmışız?”

MÜMTAZ PEKER