Tam sayı (298/113): Siyasi partilerin suskunluğu
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Tam sayı (298/113): Siyasi partilerin suskunluğu

23.05.2019 07:30
Güncellenme:
Takip Et:

Seçim Kanunu’nun 113’üncü maddesinin yürürlüğe girdiği tarihte ne 1961 Anayasası yürürlüğe girmiş ne de 1982 Anayasası mevcuttur. YSK anayasa kuralını, kendisinden önce yürürlüğe girmiş, düzenleme amacı farklı bir yasa kuralı ile yorumlamaya çalışmaktadır!..

Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) toplantı ve karar yeter sayısı ko­nusu kamuoyunda yeterince tar­tışıldı; hukukçular toplantı yeter sayı­sının yedi, karar yeter sayısının dört olduğu hususunda birleştiler. Bu görü­şe katılmayanlar iki ayrı noktada iti­razda bulundular.

Yedek üyelerin belirlenmesi
Anayasa Mahkemesi’nde seneler­ce süren yedek üye uygulaması, YSK için emsal oluşturmaz; çünkü Anaya­sa Mahkemesi’nin yedek üyeleri, üye gönderen kurumlarca doğrudan “yedek üye” olarak seçilirler. YSK üyelerinin seçiminde durum farklıdır. Üyelerin ta­mamı Yargıtay ve Danıştay tarafından üye olarak seçilir; yedek üyelik ad çek­me ile belirlenir. Birinci itirazın gerek­çesi budur. Toplantı ve karar yeter sa­yısının saptanmasında yedek üyelerin ne şekilde belirlendiği değil, anayasa­da “asıl üye” - “yedek üye” ayrımının yapılmış olması etkilidir. Eğer bir ku­rulun oluşumunda yedek üyelik varsa bunlar ancak asıl üyelerin haklı özre dayanarak bulunamadıkları toplantıla­ra ve kararlara katılabilirler. (Ayrıntılı bilgi 12 Mayıs 2019 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan yazıda).

123. madde
Üzerinde durulması gereken ikinci itiraz, 298 sayılı seçimlerin Temel Hü­kümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkın­da Kanunun (Seçim Kanunu) 113’üncü maddesinin üçüncü fıkrası hükmüdür. Bu fıkra YSK’nin, seçimin sonunda ve­rilecek tutanaklara karşı yapılan itiraz­ların incelenmesinde tam sayı ile top­lanmasını öngörmektedir. İtiraz eden­ler fıkradaki tam sayının YSK’nin asıl ve yedek üyelerinin tamamını kapsa­dığını; bu nedenle, tutanaklara yapılan itirazların incelenmesinde YSK’nin on bir üye ile toplanıp karar alabileceğini savunmaktadırlar.
YSK’de on bir üyelik yapı ilk kez, Temsilciler Meclisi Seçim Kanunu’nun (13.12.1960/158) 20’nci maddesi ile kurulmuştur. Bu kanuna göre “YSK bir başkan ve altı üyeden kuruludur.” Yar­gıtay altı, Danıştay beş kişi (yasanın deyimi) seçer; bu düzenlemede yedek üye yoktur.
Daha sonra 2.5.1961 tarihli Res­mi Gazete’de Seçim Kanunu yayım­lanmış, aynı gün yürürlüğe girmiş­tir. Bu kanunun 11’inci maddesine gö­re “Yüksek Seçim Kurulu bir başkan ve altı üyeden kurulur” yani YSK bu­dur; mürettep sayı (toplantı yeter sayı­sı) bir başkan altı üye olmak üzere ye­di kişidir. Maddenin diğer hükümle­ri 1961 Anayasası’nın 75’inci, 1982 Anayasası’nın 79’uncu maddesinde ön­görülen kurallarla aynı içeriktedir. İşte seçim kanununun 113’üncü maddesin­de yer alan “tam sayı” ifadesi aynı ka­nunun 11’inci maddesindeki kuruluşa, mürettep sayıya yapılan bir gönderme­dir. Farklı bir anlatımla, seçim kanu­nunun bir maddesi kuruluşu saptamış, başka bir maddesi de tutanaklara yapı­lan itirazların incelenmesinde bu kuru­luş biçimini esas alarak toplantı yeter sayısını yedi olarak belirlemiştir.
Bu nedenle maddedeki, “tam sayı” ifadesine başka bir anlam yüklemek; bu ifadeyi ne henüz seçim kanunun yürürlüğe girdiği tarihte halkoyuna su­nulmadığı için yürürlüğe girmemiş olan 1961 Anayasası’nın 75’inci mad­desi ile ne de o tarihte henüz mevcut olmayan 1982 Anayasası’nın 79’un­cu maddesi ile ilişkilendirerek YSK’nın on bir üye ile toplanabileceği görüşü­ne hukuki dayanak olarak göstermek mümkün değildir. Aksine 113’üncü maddedeki “tam sayı” ifadesi, YSK’nın toplantı yeter sayısının “yedi” olduğu görüşünün ikinci bir hukuki dayanağı­nı oluşturmaktadır.
Maddenin dördüncü fıkrası yedi üye­nin altında; beşinci fıkrası ise çift sa­yıda toplanmaya ve karar vermeye imkân sağladığı için, yedi üye ile top­lanmayı öngören anayasanın 79’uncu maddesine aykırıdır.
113’üncü maddenin ortaya konulan anlamı karşısında, bu maddeyi seçim kanununun 187’nci maddesi ile yürür­lükten kaldırılmış olan 5545 sayılı mil­letvekili seçim kanunu yönünden ay­rıca değerlendirmeye gerek bulunma­maktadır.

Siyasi partilerin sessizliği
Yukarıda açıklanan gerekçeler, bu­güne kadar yazılanlar, yapılan söz­lü açıklamalar YSK’nin yedek üyelerin de katılımı ile toplanıp karar verme­sinin geçerli bir hukuki nedeni olma­dığını, yaptığı uygulamanın anayasa­nın 79’uncu maddesine aykırı olduğu­nu ortaya koymuştur. Bu nedenle İBB seçiminin ve seçimi kazananın tutana­ğının iptaline ilişkin kararının hukuki bir değeri yoktur; ortaya çıkan sonuç hukuk ile açıklanamaz; fiili bir durum söz konusudur.
2019 yerel seçimlerinde, bunun ya­nında anayasaya açıkça aykırı bir uy­gulama daha olmuştur: İşçi niteliğin­de olmayan kamu görevlilerinin dahi görevlerinden ayrılmadıkça aday ola­mayacaklarını öngören bir seçim sis­teminde, TBMM Başkanı, anayasanın 94/son maddesinin açık hükmünü hi­çe sayarak iktidar partilerinin İBB ada­yı olarak seçime katılıp siyasi faaliyet­te bulunmuş, bu durum yaklaşık ola­rak iki ay devam etmiştir.
TBMM’de üyesi bulunan siyasi parti­lerin hiçbirinden bunları eleştiren, kı­nayan bir ses yükselmemiş; bu tutum­ları, muhalefetteki siyasi partileri de “fiili durumlara” ortak konuma düşür­müştür. Anayasayı korumak, kuralla­rına sadakat tüm kurum ve kuruluş­ların, tüm kişilerin görevidir; üstelik milletvekilleri bu konuda milletimizin önünde namusları ve şerefleri üzeri­ne yemin etmişlerdir. Bu fiili durumla­ra karşı hukuki itiraz yollarının kapa­lı olması, benzer uygulamalar nedeni ile bugüne kadar yapılan başvuruların olumlu sonuç vermemesi, bunların seç­menin ilgi alanı dışında kalması bu du­yarsızlığın nedeni olarak ileri sürüle­mez. Evet, sandık önemlidir; ancak, si­yasi partilerdeki bu sessizliğin devamı­nın, yönetimin anayasayı keyfine gö­re uygulama yönündeki eğilimini, gide­rek, güç sahiplerinin istek ve iradeleri­nin hukukun yerini alması yolundaki çabalarını hızlandıracağı, onları bu yol­da cesaretlendireceği hususu da göz ar­dı edilmemelidir.

YSK kararları
Bu incelemenin yazımının tamam­landığı gün (20.05.2019) YSK’nin yerel seçimlerle ilgili iki kararı TV haberleri­ne yansıdı. İBB seçiminin ve başkanlık mazbatasının iptaline ilişkin gerekçe­li kararın bir-iki gün içinde açıklanaca­ğı, kararın 200 sayfa olduğu; ikinci ola­rak, yedek üyelerin de katılımı ile alı­nan bu kararın kaldırılması yolundaki talebin YSK tarafından reddedildiği du­yuruldu.
Kararın 200 sayfa olduğuna ilişkin haber doğru ise yukarıda açıkladığım görüşler ve eleştiriler doğruluk kazan­maktadır. Çünkü gerekçeyi oluştura­cak iptal nedenlerinin karar toplantı­sında açıklanıp, tartışılması, değerlen­dirilmesi gerekir. 200 sayfayı doldura­cak gerekçe ne zaman, hangi toplan­tıda açıklanmış, tartışılmıştır. Tekzip edilmeyen basın haberlerinde iptal ka­rarını veren yedi üyenin bırakın huku­ki gerekçelerini açıklamayı, tartışma ve değerlendirmeye bile katılmadıkl­arı ifade edilmiştir. Karara muhalif olan üyelerin görüşlerini yazmak için çoğun­luk kararını bekledikleri yolundaki ha­berler de bunların da çoğunluk kararının gerekçesini tam olarak bilmediklerini, do­layısıyla karara esas olan gerekçenin, en azından yeterli şekilde ortaya konulmadı­ğını ve tartışılmadığını doğrulamaktadır.
YSK 4399 sayılı kararında, yedek üye­lerin katılımı ile toplanıp karar vermesi­nin nedenlerini açıklamıştır. YSK’nin bu kararının gerekçesinde yer alan görüşle­rin tamamı bu yazımda ve 12 Mayıs 2019 tarihli yazımda karşılanmıştır. Ancak bir iki konuyu biraz daha açmak gerekiyor.
Anayasa, kanunla düzenleme yapılabi­lecek alanları açıkça belirlemiştir. Çok sa­yıda anayasa maddesinde bunun örnek­leri bulunmaktadır. Anayasa kurala bağ­ladığı bir konuda, kanunla düzenleme ya­pılmasını öngörmüyorsa uygulamayı ana­yasanın getirdiği kural çerçevesinde yap­mak zorunludur.
Örnek: Anayasanın “Seçimlerin Ge­nel Yönetim ve Denetimi” başlıklı 79’un­cu maddesinin ikinci fıkrası YSK’nin gö­rev ve yetkileri ile ilgili ana kuralları be­lirtmiş, hemen arkasından üçüncü fıkra­sı da bunların kanunla düzenleneceğini açıklamıştır. Aynı maddenin dördüncü ve beşinci fıkraları YSK’nin oluşumunu dü­zenleyen kuralları belirlemiş, bu kuralla­rın kurulun yapısı, toplanması ve karar vermesi için yeterli olması ve boşluk bu­lunmaması nedeniyle, ayrıca kanunla dü­zenlenmesine gerek görmemiş, izin ver­memiştir. Anayasanın bu bağlayıcı kural­ları belli kanun hükümlerine ve “yerinde­lik” görüşlerine dayanılarak genişletile­mez, daraltılamaz.
Yukarıda Seçim Kanunu’nun 113’üncü maddesinin yasallaşma süreci ve anlamı açıklanmıştır. Bu madde yürürlüğe girdi­ği tarihte ne 1961 Anayasası yürürlüğe girmiş ne de 1982 Anayasası mevcuttur. YSK Anayasa kuralını, kendisinden önce yürürlüğe girmiş, düzenleme amacı fark­lı bir yasa kuralı ile yorumlamaya çalış­maktadır!..
4399 sayılı kararda, seçim kanunun­da (298) ve YSK Kanununda (7062) “Kurul’un yedi üye ile toplanacağına ilişkin açık bir hüküm ve düzenleme yok” gerekçesi de ileri sürülüyor. Doğ­ru, ama nedeni belli: Çünkü toplanma sayısını anayasa belirlemiş; yasada tek­rarı zorunlu değil. Böyle bir yorum bi­çimini benimsemek, “ilgili yasada doğ­rulanmadıkça, yinelenmedikçe” anaya­sa kurallarının keyfi olarak uygulanma­sının yolunu açar. Bu yorum, ayrıca “ya­sada yedek üyelerin katılmasını engel­leyen bir hüküm yok” görüşünü de ör­tülü olarak içeriyor. Çok tehlikeli bir yo­rum; keyfe göre anayasa oluşturmanın yolunu açar.
Bu karara karşı söylenecek daha çok söz var. Uzatıp, okuyucuyu yormak iste­miyorum. Kalanı “Hukuk Başlangıcı”, Hu­kuka Giriş” ders kitaplarında yazılı...

NURI ALAN
Emekli Danıştay Başkanı
 
 

Yazarın Son Yazıları

Kanserden korunma ve tek sağlık - Azmi Yüksel

Kanser, yalnızca bireysel bir sağlık sorunu değil; çevresel, toplumsal ve yönetsel boyutları olan küresel bir halk sağlığı problemidir.

Devamını Oku
21.02.2026
Ne yapmalı? - Av. Dr. Başar Yaltı

Bu sütunlarda 21.01.2026 tarihinde yayımlanan “Stratejik Akıl ve Politik Alan” adlı yazıyla; siyasal iktidarın “Yeni Türkiye Yüzyılı” adı altında bir strateji izleyerek Cumhuriyet değerlerini ve anayasal ilkeleri, en hafif deyimle aşındırarak, siyasal İslama dayalı otoriter bir düzen kurma konusunda hayli yol aldığını, buna karşın muhalefetin temel bir stratejiden yoksun, dağınık ve etkisi olmayan eylemler yaptığını belirterek, stratejik akıl ve stratejik planlama ile hareket edilmesi gerektiği önerisinde bulunmuştuk. Bu anlamda muhalefete yol gösterici, bir “stratejik akıl kurulu”na ihtiyaç olduğunu da belirtmiştik.

Devamını Oku
20.02.2026
Sağlık sistemimiz hasta! - Prof. Dr. Gazi Zorer

Sağlık alanında yaşanan sorunların giderek artmasına paralel olarak halkın tepkisi de sürekli artıyor.

Devamını Oku
20.02.2026
Solun büyük yol ayrımı - Kaan Eroğuz

Türkiye’de sosyalist hareketin Kemalist devrime bakışı her dönem temel ayrışmaların ve tekrarlanan tartışmaların kaynağı olagelmiştir.

Devamını Oku
19.02.2026
Okullarda eğitsel kodlar - Nusret Ertürk

Öğrencilerimizden, bizi gönendirecek haberler duymak istiyorsak, okullarda eğitsel kollara önem vermeliyiz.

Devamını Oku
19.02.2026
Sosyoekonomik yapı ve şiddet - Ayşe Atalay

Şiddet bir insanın bir başkasına ya da gruba istemediği, arzu etmediği bir davranışta bulunması için uyguladığı fiziksel olduğu kadar psikolojik, kültürel ve ekonomik boyutları da içeren bir zorlamadır.

Devamını Oku
19.02.2026
Tarih denen büyük yargıç - Halil Sarıgöz

Geçtiğimiz günlerde Aydın’da ve Keçiören’de yaşanan istifalar yalnızca yerel siyasetin dar gündemi değildir.

Devamını Oku
18.02.2026
Parti devletinde 'hukuk' - Erol Türk

AKP genel başkanı, başta anayasa olmak üzere tüm hukuk kurallarını askıya alan ve hukuk devleti ilkesini zedeleyen, ülkenin en tartışmalı ismi olan İstanbul cumhuriyet başsavcısını bir gece yarısı adalet bakanı olarak atadı.

Devamını Oku
18.02.2026
Türkiye ağlıyor - Gani Aşık

Vatanı için cephelerde silah ve süngülerle aslanlar gibi vuruşup kaplanlar gibi kükreyen Türkler aslında naif, ince kalpli ve tepeden tırnağa duygu yüklü insanlardır.

Devamını Oku
18.02.2026
İzmir İktisat Kongresi'nin 103. yıldönümü - Hüner Tuncer

Cumhuriyetin ilanından önce 17 Şubat 1923’te İzmir’de, “Türkiye İktisat Kongresi” toplanmıştı.

Devamını Oku
17.02.2026
Masumiyet karinesi - Suna Türkoğlu

Temelleri 1215’te Magna Carta Libertatum ile atılan, 1948’de İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 11. maddesinde ”Kendisine bir suç yüklenen herkes, savunması için gerekli tüm güvencelerin tanındığı açık bir yargılama sonunda yasaya göre suçlu olduğu saptanmadıkça, suçsuz sayılır” ifadesiyle uluslararası bir metinde kendine açıkça yer bulan ve 1950’de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde, “Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır” hükmüyle de “adil yargılanma hakkı”nın en önemli parçası halini alan “masumiyet karinesi”, bugün hepimizin her alandaki koruyucu şemsiyesidir.

Devamını Oku
16.02.2026
Taliban, emperyalizm ve Afganistan - Doğan Ergenç

Taliban 2021 yılında Afganistan’da yeniden iktidara geldiğinde, kısmen “ılımlı” mesajlar vermişti.

Devamını Oku
16.02.2026
Migros depo işçileri neden direniyor? - E. Haktan Altın

22 Ocak’tan bu yana Migros depolarında DGD-SEN öncülüğünde işçiler “insanca yaşayabilmek” için direniyor.

Devamını Oku
14.02.2026
Yaşlı hakları ve emekli aylığı - Ahmet Münci Özmen

Yaşlılık hangi açıdan tanımlanırsa tanımlansın, daha önce var olanların azalmasıyla, eksilmesiyle ilgili bir durumdur.

Devamını Oku
14.02.2026
Hukuki güvenlik ile ‘açık hata’ arasında - Abdullah Dörtlemez

İdare hukukunun en kırılgan eşiklerinden biri, hukuki güvenlik ilkesi ile hukuka uygunluk talebi arasındaki gerilimde ortaya çıkar.

Devamını Oku
13.02.2026
İliç’te yaşanan çaresizlik - Duran Güldemir

“Tüm siyasi partilerden ve muhtarlardan ortak çağrı: Çöpler Altın Madeni açılsın!..”

Devamını Oku
13.02.2026
Asya üretim dengelerinde yeni dönem - Gözde Dizdar

Bangladeş’te bugün yapılacak genel seçimler, yalnızca iç siyaseti ilgilendiren bir gelişme değil; güney ve güneydoğu Asya’daki üretim ve ticaret dengeleri açısından da yakından izlenen bir sürece işaret ediyor.

Devamını Oku
12.02.2026
Şiddet sarmalındaki çocuklarımız - Mustafa Gazalcı

Şiddete uğrayan, sömürülen çocuklara geçen günlerde bir de acımasızca öldürülen çocuklar eklendi.

Devamını Oku
12.02.2026
Başkanların serüveni… - Celal Ülgen

Ülkemizde daha önce eşi görülmemiş bir belediyeler krizi yaşanıyor.

Devamını Oku
11.02.2026
Kamusal aklın kurumları - Serhat Saatci

Türkiye’de kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları uzun süredir siyasal tartışmaların merkezinde yer almaktadır.

Devamını Oku
10.02.2026
Grönland iklimi - Hakan Reyhan

2015 yılından bu yana (Paris İklim Zirvesi’yle başlayan süreçte) küresel ısınma sorununun çözümü için dünya ülkeleri açısından büyük bir uyanış yaşandığı düşünülüyordu.

Devamını Oku
10.02.2026
'İktidarın kara düzeni dağılacak!'

“Reform yılı” hayırlı, uğurlu olsun. İktidarın açıkladığına göre 2026, “reform ve şahlanış” yılı olacakmış.

Devamını Oku
09.02.2026
Direnenler ve pijamasıyla oturanlar - Erdal Atıcı

Dünya tarihinde, bugün olduğu gibi adalet kılıcının kırıldığı, insan özgürlüklerinin kısıtlandığı, baskının, zulmün, haksızlığın ve hukuksuzluğun topluma egemen olduğu dönemler görülmüştür...

Devamını Oku
09.02.2026
Sorumlular ve sorumsuzlar - Erdal Celal Aksoy

6 Şubat 2023 tarihinde, saat 04.17’de Kahramanmaraş ili Pazarcık merkezli 7.7 büyüklüğünde ve Elbistan merkezli 7.6 büyüklüğünde depremler meydana gelmiştir.

Devamını Oku
07.02.2026
Deprem ve ordunun unutturulan gücü - Cumhur Utku

6 Şubat 2023’te meydana gelen 7.7 büyüklüğündeki deprem, 11 ilimizi etkileyerek resmi rakamlara göre 53 binden fazla kişinin ölümüne, 107 binden fazla kişinin yaralanmasına ve yaklaşık bir milyon evin yıkılmasına yol açtı.

Devamını Oku
06.02.2026
Deprem dersleri - İbrahim Berksoy

42 yıllık kısa ömrüne yaşama ilişkin birbirinden ilginç düşünceler sığdıran Danimarkalı felsefeci Kiergagaard’ın şu sözü hiç aklımdan çıkmaz: “Yaşamı ileri dönük yaşar, geriye dönüp anlarız.”

Devamını Oku
06.02.2026
Modern toplumun temel ilkesi: Laiklik - Arif Anıl Öztürk

Bugün, Türkiye Cumhuriyeti’nin en temel ortak paydalarından biri olan laikliğin anayasaya girişinin 89. yıldönümündeyiz.

Devamını Oku
05.02.2026
Kronikleşen hastalık - Kadir Serkan Selçuk

İktidarın bir süredir devam eden “sorunları çözememe hastalığı” artık kronikleşti.

Devamını Oku
05.02.2026
BALATRO - A. Celal Binzet

Doğrusu bir sözcüğün günlük dildeki anlamı dışında ne denli yoğunluk içerdiğini öğrenmek hiç de kolay olmadı.

Devamını Oku
04.02.2026
Liyakat meselesi: Mine–öz–sinir hattı - Roşan Orhan

Türkiye’de bazı sorunlar vardır; bağırmaz, çağırmaz, ilk bakışta can yakmaz.

Devamını Oku
04.02.2026
Meşruiyet üzerine - Doğan Soyaslan

Meşruiyet siyasi ve hukuki anlamlarda kullanılır.

Devamını Oku
04.02.2026
Eczane kapısı kilitli! - Avni Kurtuldu

Türkiye’de eczane açmak, artık mesleki bir tercih değil; talih işi.

Devamını Oku
03.02.2026
Kalınlaşan müfredat, güçsüzleşen çocuklar - Abdullah Yüksel

Eğitim sistemimizde ilginç bir denklem var: Müfredat kalınlaştıkça çocuklar inceliyor.

Devamını Oku
03.02.2026
Emekle yeşeren bir ağacın gölgesi - OKAY TAŞLI

Cumhuriyet bir tarih değildir yalnızca; her gün yeniden kurulan bir vicdandır.

Devamını Oku
02.02.2026
Devletler ve çıkarları üzerine - ABDULLAH KEHALE

Bugün Suriye’de Kürtler özelinde olanları daha iyi anlayabilmek için biraz geriye gitmekte ve yakın tarihte Irak’ta yaşanan olaylara bakmakta yarar var.

Devamını Oku
02.02.2026
Kuvvetler tek elde toplanırsa... - Mahmut Aslan

Muammer Aksoy’un evinin önünde katledilişinin üzerinden 36 yıl geçti.

Devamını Oku
31.01.2026
Süt sağlığımız ve geleceğimiz - Mücteba Binici

Çocukluğumda Karacabey’in Fevzi Paşa köyünde hem tarım hem de hayvancılık yapılırdı.

Devamını Oku
30.01.2026
‘Türkiyelilik’ söylemi kimleri dışarıda bırakır? - Prof. Dr. Utku Yapıcı

“Türk, Kürt, Laz, Çerkes...” On yıllardır bu sözcükleri art arda belirli bir sıraya göre saymak, çoğulcu olmanın temel gereklerinden biri olarak sunuldu.

Devamını Oku
30.01.2026
Felaket kapitalizmi kıskacında - Esen Erol

Günümüzde neoliberal düzenin bizi sarıp sarmaladığı hepimizce malum.

Devamını Oku
29.01.2026
Toplum çocuklarını neden koruyamaz? - Özkan Yıldız

Geçtiğimiz haftalarda, “yan bakma” gerekçesiyle, 15 yaşındaki bir çocuk tarafından öldürülen 17 yaşındaki Atlas Çağlayan, Türkiye’de çocuklar arasında suç ve şiddetin ulaştığı ürkütücü eşiği gösteren çarpıcı bir örnek olarak kayda geçti.

Devamını Oku
29.01.2026