Tam sayı (298/113): Siyasi partilerin suskunluğu
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Tam sayı (298/113): Siyasi partilerin suskunluğu

23.05.2019 07:30
Güncellenme:
Takip Et:

Seçim Kanunu’nun 113’üncü maddesinin yürürlüğe girdiği tarihte ne 1961 Anayasası yürürlüğe girmiş ne de 1982 Anayasası mevcuttur. YSK anayasa kuralını, kendisinden önce yürürlüğe girmiş, düzenleme amacı farklı bir yasa kuralı ile yorumlamaya çalışmaktadır!..

Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) toplantı ve karar yeter sayısı ko­nusu kamuoyunda yeterince tar­tışıldı; hukukçular toplantı yeter sayı­sının yedi, karar yeter sayısının dört olduğu hususunda birleştiler. Bu görü­şe katılmayanlar iki ayrı noktada iti­razda bulundular.

Yedek üyelerin belirlenmesi
Anayasa Mahkemesi’nde seneler­ce süren yedek üye uygulaması, YSK için emsal oluşturmaz; çünkü Anaya­sa Mahkemesi’nin yedek üyeleri, üye gönderen kurumlarca doğrudan “yedek üye” olarak seçilirler. YSK üyelerinin seçiminde durum farklıdır. Üyelerin ta­mamı Yargıtay ve Danıştay tarafından üye olarak seçilir; yedek üyelik ad çek­me ile belirlenir. Birinci itirazın gerek­çesi budur. Toplantı ve karar yeter sa­yısının saptanmasında yedek üyelerin ne şekilde belirlendiği değil, anayasa­da “asıl üye” - “yedek üye” ayrımının yapılmış olması etkilidir. Eğer bir ku­rulun oluşumunda yedek üyelik varsa bunlar ancak asıl üyelerin haklı özre dayanarak bulunamadıkları toplantıla­ra ve kararlara katılabilirler. (Ayrıntılı bilgi 12 Mayıs 2019 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan yazıda).

123. madde
Üzerinde durulması gereken ikinci itiraz, 298 sayılı seçimlerin Temel Hü­kümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkın­da Kanunun (Seçim Kanunu) 113’üncü maddesinin üçüncü fıkrası hükmüdür. Bu fıkra YSK’nin, seçimin sonunda ve­rilecek tutanaklara karşı yapılan itiraz­ların incelenmesinde tam sayı ile top­lanmasını öngörmektedir. İtiraz eden­ler fıkradaki tam sayının YSK’nin asıl ve yedek üyelerinin tamamını kapsa­dığını; bu nedenle, tutanaklara yapılan itirazların incelenmesinde YSK’nin on bir üye ile toplanıp karar alabileceğini savunmaktadırlar.
YSK’de on bir üyelik yapı ilk kez, Temsilciler Meclisi Seçim Kanunu’nun (13.12.1960/158) 20’nci maddesi ile kurulmuştur. Bu kanuna göre “YSK bir başkan ve altı üyeden kuruludur.” Yar­gıtay altı, Danıştay beş kişi (yasanın deyimi) seçer; bu düzenlemede yedek üye yoktur.
Daha sonra 2.5.1961 tarihli Res­mi Gazete’de Seçim Kanunu yayım­lanmış, aynı gün yürürlüğe girmiş­tir. Bu kanunun 11’inci maddesine gö­re “Yüksek Seçim Kurulu bir başkan ve altı üyeden kurulur” yani YSK bu­dur; mürettep sayı (toplantı yeter sayı­sı) bir başkan altı üye olmak üzere ye­di kişidir. Maddenin diğer hükümle­ri 1961 Anayasası’nın 75’inci, 1982 Anayasası’nın 79’uncu maddesinde ön­görülen kurallarla aynı içeriktedir. İşte seçim kanununun 113’üncü maddesin­de yer alan “tam sayı” ifadesi aynı ka­nunun 11’inci maddesindeki kuruluşa, mürettep sayıya yapılan bir gönderme­dir. Farklı bir anlatımla, seçim kanu­nunun bir maddesi kuruluşu saptamış, başka bir maddesi de tutanaklara yapı­lan itirazların incelenmesinde bu kuru­luş biçimini esas alarak toplantı yeter sayısını yedi olarak belirlemiştir.
Bu nedenle maddedeki, “tam sayı” ifadesine başka bir anlam yüklemek; bu ifadeyi ne henüz seçim kanunun yürürlüğe girdiği tarihte halkoyuna su­nulmadığı için yürürlüğe girmemiş olan 1961 Anayasası’nın 75’inci mad­desi ile ne de o tarihte henüz mevcut olmayan 1982 Anayasası’nın 79’un­cu maddesi ile ilişkilendirerek YSK’nın on bir üye ile toplanabileceği görüşü­ne hukuki dayanak olarak göstermek mümkün değildir. Aksine 113’üncü maddedeki “tam sayı” ifadesi, YSK’nın toplantı yeter sayısının “yedi” olduğu görüşünün ikinci bir hukuki dayanağı­nı oluşturmaktadır.
Maddenin dördüncü fıkrası yedi üye­nin altında; beşinci fıkrası ise çift sa­yıda toplanmaya ve karar vermeye imkân sağladığı için, yedi üye ile top­lanmayı öngören anayasanın 79’uncu maddesine aykırıdır.
113’üncü maddenin ortaya konulan anlamı karşısında, bu maddeyi seçim kanununun 187’nci maddesi ile yürür­lükten kaldırılmış olan 5545 sayılı mil­letvekili seçim kanunu yönünden ay­rıca değerlendirmeye gerek bulunma­maktadır.

Siyasi partilerin sessizliği
Yukarıda açıklanan gerekçeler, bu­güne kadar yazılanlar, yapılan söz­lü açıklamalar YSK’nin yedek üyelerin de katılımı ile toplanıp karar verme­sinin geçerli bir hukuki nedeni olma­dığını, yaptığı uygulamanın anayasa­nın 79’uncu maddesine aykırı olduğu­nu ortaya koymuştur. Bu nedenle İBB seçiminin ve seçimi kazananın tutana­ğının iptaline ilişkin kararının hukuki bir değeri yoktur; ortaya çıkan sonuç hukuk ile açıklanamaz; fiili bir durum söz konusudur.
2019 yerel seçimlerinde, bunun ya­nında anayasaya açıkça aykırı bir uy­gulama daha olmuştur: İşçi niteliğin­de olmayan kamu görevlilerinin dahi görevlerinden ayrılmadıkça aday ola­mayacaklarını öngören bir seçim sis­teminde, TBMM Başkanı, anayasanın 94/son maddesinin açık hükmünü hi­çe sayarak iktidar partilerinin İBB ada­yı olarak seçime katılıp siyasi faaliyet­te bulunmuş, bu durum yaklaşık ola­rak iki ay devam etmiştir.
TBMM’de üyesi bulunan siyasi parti­lerin hiçbirinden bunları eleştiren, kı­nayan bir ses yükselmemiş; bu tutum­ları, muhalefetteki siyasi partileri de “fiili durumlara” ortak konuma düşür­müştür. Anayasayı korumak, kuralla­rına sadakat tüm kurum ve kuruluş­ların, tüm kişilerin görevidir; üstelik milletvekilleri bu konuda milletimizin önünde namusları ve şerefleri üzeri­ne yemin etmişlerdir. Bu fiili durumla­ra karşı hukuki itiraz yollarının kapa­lı olması, benzer uygulamalar nedeni ile bugüne kadar yapılan başvuruların olumlu sonuç vermemesi, bunların seç­menin ilgi alanı dışında kalması bu du­yarsızlığın nedeni olarak ileri sürüle­mez. Evet, sandık önemlidir; ancak, si­yasi partilerdeki bu sessizliğin devamı­nın, yönetimin anayasayı keyfine gö­re uygulama yönündeki eğilimini, gide­rek, güç sahiplerinin istek ve iradeleri­nin hukukun yerini alması yolundaki çabalarını hızlandıracağı, onları bu yol­da cesaretlendireceği hususu da göz ar­dı edilmemelidir.

YSK kararları
Bu incelemenin yazımının tamam­landığı gün (20.05.2019) YSK’nin yerel seçimlerle ilgili iki kararı TV haberleri­ne yansıdı. İBB seçiminin ve başkanlık mazbatasının iptaline ilişkin gerekçe­li kararın bir-iki gün içinde açıklanaca­ğı, kararın 200 sayfa olduğu; ikinci ola­rak, yedek üyelerin de katılımı ile alı­nan bu kararın kaldırılması yolundaki talebin YSK tarafından reddedildiği du­yuruldu.
Kararın 200 sayfa olduğuna ilişkin haber doğru ise yukarıda açıkladığım görüşler ve eleştiriler doğruluk kazan­maktadır. Çünkü gerekçeyi oluştura­cak iptal nedenlerinin karar toplantı­sında açıklanıp, tartışılması, değerlen­dirilmesi gerekir. 200 sayfayı doldura­cak gerekçe ne zaman, hangi toplan­tıda açıklanmış, tartışılmıştır. Tekzip edilmeyen basın haberlerinde iptal ka­rarını veren yedi üyenin bırakın huku­ki gerekçelerini açıklamayı, tartışma ve değerlendirmeye bile katılmadıkl­arı ifade edilmiştir. Karara muhalif olan üyelerin görüşlerini yazmak için çoğun­luk kararını bekledikleri yolundaki ha­berler de bunların da çoğunluk kararının gerekçesini tam olarak bilmediklerini, do­layısıyla karara esas olan gerekçenin, en azından yeterli şekilde ortaya konulmadı­ğını ve tartışılmadığını doğrulamaktadır.
YSK 4399 sayılı kararında, yedek üye­lerin katılımı ile toplanıp karar vermesi­nin nedenlerini açıklamıştır. YSK’nin bu kararının gerekçesinde yer alan görüşle­rin tamamı bu yazımda ve 12 Mayıs 2019 tarihli yazımda karşılanmıştır. Ancak bir iki konuyu biraz daha açmak gerekiyor.
Anayasa, kanunla düzenleme yapılabi­lecek alanları açıkça belirlemiştir. Çok sa­yıda anayasa maddesinde bunun örnek­leri bulunmaktadır. Anayasa kurala bağ­ladığı bir konuda, kanunla düzenleme ya­pılmasını öngörmüyorsa uygulamayı ana­yasanın getirdiği kural çerçevesinde yap­mak zorunludur.
Örnek: Anayasanın “Seçimlerin Ge­nel Yönetim ve Denetimi” başlıklı 79’un­cu maddesinin ikinci fıkrası YSK’nin gö­rev ve yetkileri ile ilgili ana kuralları be­lirtmiş, hemen arkasından üçüncü fıkra­sı da bunların kanunla düzenleneceğini açıklamıştır. Aynı maddenin dördüncü ve beşinci fıkraları YSK’nin oluşumunu dü­zenleyen kuralları belirlemiş, bu kuralla­rın kurulun yapısı, toplanması ve karar vermesi için yeterli olması ve boşluk bu­lunmaması nedeniyle, ayrıca kanunla dü­zenlenmesine gerek görmemiş, izin ver­memiştir. Anayasanın bu bağlayıcı kural­ları belli kanun hükümlerine ve “yerinde­lik” görüşlerine dayanılarak genişletile­mez, daraltılamaz.
Yukarıda Seçim Kanunu’nun 113’üncü maddesinin yasallaşma süreci ve anlamı açıklanmıştır. Bu madde yürürlüğe girdi­ği tarihte ne 1961 Anayasası yürürlüğe girmiş ne de 1982 Anayasası mevcuttur. YSK Anayasa kuralını, kendisinden önce yürürlüğe girmiş, düzenleme amacı fark­lı bir yasa kuralı ile yorumlamaya çalış­maktadır!..
4399 sayılı kararda, seçim kanunun­da (298) ve YSK Kanununda (7062) “Kurul’un yedi üye ile toplanacağına ilişkin açık bir hüküm ve düzenleme yok” gerekçesi de ileri sürülüyor. Doğ­ru, ama nedeni belli: Çünkü toplanma sayısını anayasa belirlemiş; yasada tek­rarı zorunlu değil. Böyle bir yorum bi­çimini benimsemek, “ilgili yasada doğ­rulanmadıkça, yinelenmedikçe” anaya­sa kurallarının keyfi olarak uygulanma­sının yolunu açar. Bu yorum, ayrıca “ya­sada yedek üyelerin katılmasını engel­leyen bir hüküm yok” görüşünü de ör­tülü olarak içeriyor. Çok tehlikeli bir yo­rum; keyfe göre anayasa oluşturmanın yolunu açar.
Bu karara karşı söylenecek daha çok söz var. Uzatıp, okuyucuyu yormak iste­miyorum. Kalanı “Hukuk Başlangıcı”, Hu­kuka Giriş” ders kitaplarında yazılı...

NURI ALAN
Emekli Danıştay Başkanı
 
 

Yazarın Son Yazıları

Devrim Kanunları’ndan yeni müfredata

Bir eğitim-öğretim yılının daha birinci yarıyılı sona ererken Türkiye’de eğitim sistemi pedagojik ve toplumsal açıdan ciddi tartışmaların odağında yer almaya devam etmektedir.

Devamını Oku
15.01.2026
Nâzım Hikmet 124 yaşında

Cumhuriyet gazetesinin 30 Mart 1950 tarihli birinci sayfasında, “Bursa Cezaevi’nde Mahkûmlarla Konuşma” başlıklı röportaj yayımlandı.

Devamını Oku
15.01.2026
Bütün ülkelerin hukukçuları birleşin! - Ziya Yergök

Dünyanın ve ülkemizin içinden geçtiği süreç adeta hukuksuzluklar sürecine döndü.

Devamını Oku
14.01.2026
Öfke ekonomisi - Mehmet Utku Şentürk

Oxford Sözlüğü’nün 2025 yılı için seçtiği kelime “rage bait” yani “öfke tuzağı” idi.

Devamını Oku
14.01.2026
Eşsiz bir yurtsever: Rauf Denktaş - Doç. Dr. İhsan Tayhani

Henüz 18-19 yaşlarında bir genç olarak Kıbrıs Türkünün özgürlük savaşımına omuz vermeye başlayan ve 88 yıllık yaşamının büyük bölümünü söz konusu savaşıma adayan Rauf Raif Denktaş, salt özverili bir dava adamı değil, omuzladığı savaşımı, bir devlet kurarak taçlandırmış olan çok yönlü bir liderdir.

Devamını Oku
13.01.2026
Roma yanılgısı ve İran - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Mesleğim gereği Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen birçok bilimsel toplantıya katıldım.

Devamını Oku
13.01.2026
MESEM ve çocuk işçiliği - Özgür Hüseyin Akış

Sanayi Devrimi’yle birlikte çocuk emeği üretim sürecinde ciddi bir biçimde yer almıştır.

Devamını Oku
12.01.2026
Emperyalizm, Venezuela ve demokrasi - Doğan Ergenç

3 Ocak 2026 günü ABD, Venezuela’ya saldırdı ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşini kaçırıp New York’a getirdi.

Devamını Oku
12.01.2026
Gündelik distopya ve umudumuz - Olcay Bağır

Distopyaların ilki olmasa da en meşhuru Aldous Huxley’in 1932’de basılan Cesur Yeni Dünya romanıdır.

Devamını Oku
10.01.2026
‘Bir bilen’ - Kadir Serkan Selçuk

Türkiye’de seçmen tercihleri, genel olarak sorgulayarak, araştırarak değil geleneksel-ailevi bağların, yakın çevrenin veya bir lidere duyulan hayranlığın etkisiyle yapılır.

Devamını Oku
10.01.2026
Bir haydut devletin resmi: ABD - Doğu Silahçoğlu

Dünya egemenliğine soyunan ABD; uluslararası hukuka aykırı bir anlayışla ve geçmişteki sabıkasına uygun olarak yeni yılın ilk sabahında Venezuela’da haydutluğa soyundu.

Devamını Oku
09.01.2026
Bitmeyen meşruiyet arayışı - Hande Orhon Özdağ

Erdoğan’ın ABD seyahati sırasında, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Trump’ın Erdoğan’a “ihtiyacı olanı” verdiğini söylemişti...

Devamını Oku
09.01.2026
Sermaye imparatorluğu - Kaan Eroğuz

Tüm dünya yeni yılı Amerikan emperyalizminin Venezüella’ya saldırısı ve devlet başkanı Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores’in bir savaş suçlusu gibi ABD’ye kaçırılması olayıyla karşıladı

Devamını Oku
08.01.2026
Yargı kısıntısı - Suna Türkoğlu

Anayasa Mahkemesi, 16.7.2010 tarihli E:2010/29 K:2010/90 sayılı kararında hukuk devletini “insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, anayasanın ve yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlet” olarak tanımlamıştır.

Devamını Oku
08.01.2026
Venezüella’da ABD darbesi - Hikmet Sami Türk

3 Ocak 2025 sabaha doğru Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores, ABD Başkanı Donald Trump’ın emriyle ABD ordusunun özel görev birimi Delta Force timleri tarafından yataklarından alınarak kaçırıldı; ABD’ye yönelik uyuşturucu kaçakçılığı ve terörizm iddialarıyla yargılanmak üzere New York’a götürüldü.

Devamını Oku
07.01.2026
Liyakat, adalet, açılım: Türkiye masada... - Gani Aşık

“Vatanımız cennet, sofralarımız bereket ve idaremiz merhamet” sloganı ile iktidar olan intikamcı siyasal İslam; foyasının çıkması, yurttaşın bıkması ve devletin kokuşması ile 23 yıllık fetret döneminin sonuna gelmiş görünüyor.

Devamını Oku
07.01.2026
Türkiye 2026'dan ne bekliyor? - Necdet Adabağ

Ünlü İtalyan şair-yazarı Giacomo Leopardi “Takvim Satıcısı” adlı denemesinde bir yılbaşı öncesinde takvim satıcısına, gelecek yılın nasıl olacağını sorar, sorunun yanıtını beklemeden gelecek yılın yaşadıkları yıldan farklı olmayacağını; acı ve ıstırapların süreceğini, iç ağrılarının dinmeyeceğini söyler.

Devamını Oku
07.01.2026
Harita üzerinde mütalaa etmek - Nejat Eslen

Mustafa Kemal Atatürk, “Ben siyasi meseleleri de askeri vaziyetlerde olduğu gibi harita üzerinde mütalaa ederim” demiştir.

Devamını Oku
06.01.2026
Vicdanı altınla değil, hakikatle tartmak - Abdullah Dörtlemez

Atinalı Timon, Shakespeare’in kaleminde cömertliğiyle tanınan, dostlarına servetini açan ama karşılığında nankörlük ve ihanet gören bir karakterdir.

Devamını Oku
06.01.2026
Ayrıştırma mı, bütünlük mü? - Necdet Ersoy

Ülkemizde her düzeyde devlet görevlisi, siyasetçiler ve kanaat önderleri, söylemlerinde toplumun bir bütün olduğunu ifade etmek için yurdumuzdaki bütün etnik grupların isimlerini sayıp sonra da “Biz hepimiz kardeşiz” gibi birlik ifade eden bir söylemi kullanmaktadırlar.

Devamını Oku
04.01.2026
Sahipsiz hayvanlar ve ‘tek sağlık’ - Ülgen Zeki Ok

İnsan sağlığını korumakla birlikte hayvan ve çevre sağlığının da korunması gerektiğine temellenen “tek sağlık” anlayışı, farklı alanlarda, farklı düşünebilen beyinlerin uyum içinde çalışmalarının yarattığı sinerji ile hızla yayılıyor.

Devamını Oku
03.01.2026
Toplumsal çürüme ve mücadele - Coşkun Özdemir

Kaygılar içinde yaşadığımız koca bir yıl geçti.

Devamını Oku
03.01.2026
2026'da Türk ordusu - Cumhur Utku

Filmi geri saralım.

Devamını Oku
02.01.2026
Her şey bizim elimizde - Yüksel Işık

Doğanın yasası bu, bir yılı daha tarihteki yerine yolcu ediyoruz.

Devamını Oku
02.01.2026
Liyakat kurumu - Ülkü Sarıtaş

Türk Dil Kurumu sözlüğündeki tanıma göre, kökeni Arapça olan liyakat kelimesinin anlamı; bir kimsenin, kendisine iş verilmeye yeterlilik, uygunluk ve yaraşırlık durumunda olmasıdır.

Devamını Oku
01.01.2026
Mustafa Necati'yi düşünürken - Mustafa Gazalcı

Her yılbaşı geldiğinde gencecik yaşında talihsiz bir biçimde yitirdiğimiz Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’yi düşünürüm.

Devamını Oku
01.01.2026
Umut korkuyu yensin - Abdullah Yüksel

2025’in omuzlarımızda bıraktığı ağırlıkla giriyoruz yeni yıla.

Devamını Oku
31.12.2025
İyilik biriktirenlerin yolu - Serpil Güleçyüz

Yeni bir yıla, bin bir umutla merhaba derken tartışmaların dayatmaların gölgesinde, bizi biz yapan değerlerimizden ne kadar uzaklaştığımızı fark ediyoruz.

Devamını Oku
31.12.2025
Cumhuriyetin kurucu felsefesine dönüş - Basri Gürsoy

Türkiye bugün yalnızca bir iktidar değişimi tartışması yaşamamaktadır.

Devamını Oku
31.12.2025
Askeri hastanelerin yeniden açılması - Dr. Süleyman Kalman

Sıkça gündeme gelen askeri hastanelerin yeniden açılması yönündeki tartışmalar, yalnızca yönetsel bir düzenleme sorunu değil, görünüşte ani ama belki de “bile bile” yapılmış bir yanlıştan dönmenin ve silinmeye yeltenilmiş Cumhuriyetin sağlık belleği ile kurulan ilişkinin de bir göstergesidir.

Devamını Oku
30.12.2025
Barış üzerine bir deneme - Av. Ekrem Demiröz

Savaş kabadır, çirkindir ve acımasızdır.

Devamını Oku
30.12.2025
Yeni bir toplumsal yalnızlık - Dr. Alper Demir

Türkiye’de son yıllarda yaşanan siyasal gerilimler, derinleşen kutuplaşma ve kamusal alanın giderek daralması, artık yalnızca güncel siyasetin değil, toplumsal yapının kendisinin sorgulanmasını zorunlu kılıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yıl biterken... - Erol Ertuğrul

23 yıldır Türkiye hak etmediği acıları yaşıyor.

Devamını Oku
28.12.2025
Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişi: Kızılca Gün - Hüner Tuncer

Birinci Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı topraklarını Avrupa devletleri arasında paylaştıran Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında, Mustafa Kemal’in öncelikli düşüncesi, “ulusal birlik” düşüncesiydi.

Devamını Oku
27.12.2025
Su kıtlığına doğru... - İsmail Özcan

Herkesin bildiği üzere yaşadığımız dünyanın insanlar ve tüm canlılar için olmazsa olmaz iki büyük nimetinden biri hava, diğeri sudur.

Devamını Oku
27.12.2025
Devlet geleneği, demokrasi ve vicdan - Halil Sarıgöz

Dün İsmet İnönü’yü aramızdan ayrılışının 52’nci yılında andık..

Devamını Oku
26.12.2025
‘Asgari’ sömürü - Aydın Öncel

Aralık ayının son günlerinde yaşanan “asgari ücret” tartışmalarında gelenek bu yıl da bozulmadı!

Devamını Oku
25.12.2025
İBB davasında yargılama süresi - Hikmet Sami Türk

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) hakkındaki yolsuzluk iddianamesiyle İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 12.12.2025’te başlayan ve ilk duruşmasının 9 Mart 2026 günü yapılmasına karar verilen davada hedeflenen yargılama süresi, mahkeme tarafından en çok 12 yıl 6 ay olarak belirlendi.

Devamını Oku
24.12.2025
Menemen Devrim Şehitleri Anıtı ve Cumhuriyet -

Yunus Nadi: “Kubilay timsalini taziz için ne yapsak yerinde olacağına şüphe yoktur.

Devamını Oku
23.12.2025
Kubilay olayının anlattıkları - Osman Selim Kocahanoğlu

23 Aralık 1930 salı günü, Menemen’de insanlık tarihi- nin en hunhar cinayetlerinden bi- ri işlendi.

Devamını Oku
23.12.2025