Köşe Yazısı

A+ A-
Feyzi Açıkalın

“Babacı” erkeklere selam olsun

16 Haziran 2019 Pazar

Düşkünlük, bağımlılık ifade eden taraftarlık ve alışkanlık eki “cı” genellikle analar için kullanılır. “Anacı” dendiğinde bir kişinin annesine daha yakın olduğu anlaşılır.

Genel geçer bir söylem olmaktan da öte, Freud’cu öğretiye göre kız babaya, oğlan anaya düşkündür. Bu durum gündelik örnekleriyle de aslında doğrulanır.

Bu yazıda erkek çocuğun, annesine olan sevgisinden dolayı babaya düşman olup, onun yerine geçme isteği olarak tanımlanan Oedipus Kompleksi konu edilmemekte, tam tersi yalın bir baba-oğul ilişkisi işlenmektedir.

Böylesine saygın ve bilimsel bir analizler yumağının dışında daha az işlenen ve aslında zor olanın, erkek çocuk-baba ilişkisi olduğuna inanıyorum.

Erkek egemen Türkiye toplumunda bir “şeyin” devamlılığını sağlama adına, erkek çocuğun eğitilmesinin hala öncelikli geldiğini biliyoruz. İşin tuhafı bu yolda üstlenilen “yetiştiricilikte!” kadının yani annenin de aynı role soyunduğunu sık görüyoruz.

Doğaldır ki, erkek çocuğun asıl öğretmeni olan babanın bu uğurdaki çabaları günün özgün koşulları ve gereksinime göre şekil alır.

Çoğunlukla bir servetin ya da gücün korunması adına babanın erkek çocuğunu yontup, onu şekillendirerek bir benzerini yaratma isteği vardır. Ya da söz konusu olan bir unvan ve “ad”ın sürdürülmesidir.

Topluma yararlı olması umuduyla yetiştirdiği erkek birey, bir anlamda onun gelecek kuşaktaki temsilcisi de olacaktır. Bu, kuşaklar boyu aktarılan bir ahlak sürekliliği de olabilir.

Belki de babanın kendinde gördüğü ama bir türlü gideremediği eksiklik vardır. Hatalarından aldığı ders ile daha ideal, gelişmiş bir kişilik yaratarak bir anlamda kendisini de bu yolla tamamlayacaktır.

Başarılı olamadığı ve yetersizliğini hissettiği spor, sanat, siyaset, mizah, bilim gibi dallara oğlunu yöneltmeye çalışacaktır.

Eğer baba yararcı bir kişiliğe sahipse, adı geçen aile içi eğitim sürecinde kural koyucu, koşul getirici de olabilir. Çocuğu meslek seçiminde sınırlar.

Böyle oportünist bir baba yaşadığı toplumda neyin geçer akçe olduğunu anlar. Oğlunun saygın bir kişilik olmasını arzu ettiğindeki meslek gurubu ile, yalnızca statü ve servet edinebileceği bir diğeri arasındaki farkı bilir, ona göre yönlendirir.

Ya da dini vecibeler ile donanmasını ister. Oğlunu takiyyeye zorlar…

Her ne oursa olsun asıl sorun, erkek çocuğun babanın bu tür yönlendirmelerine vereceği yanıttır. Babanın kendince uyguladığı süresiz eğitim sürecini bir baskı olarak algılayıp, algılamadığıdır.

Babayla ilişkisinde zamanla zorlanan erkek çocuğunu, kanatları altına almaya hazır bir anne vardır. Anneye sığınma sıklığı ya da bu konudaki istekteki annenin alacağı rol, baba-oğul ilişkisinde belirleyicidir.

Akıllı, sağduyulu bir baba-oğul ilişkisinde annenin rolü arabuluculuktan, ceza vericiliğe kadar geniş bir yelpazede uzanabilir. Bu sürecin yürütülmesinde gerekli olan içtenliktir. Aslında sevgidir…

Oğluna, en azından utanmayacağı bir miras bırakan baba ile, bunu zamanında anlayan yani babasına anladığını ve o kalıtı sürdürme niyetini ifade etme fırsatı bulabilen bir oğul arasındaki (eril!) ilişkinin yerini hiçbir şey tutamaz.

Kendisini sarıp sarmalaya hazır bir annenin varlığında, “babacı” olmak zor zanaattır. Bu özellikleri barındıran tüm demokrat ve ahlaklı babaları ve dahi oğulların Babalar Günü’nü kutlarım…