Feyzi Açıkalın

İmamoğlu yitirilen ahlakla işe başladı

26 Haziran 2019 Çarşamba

İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu kendisinin, eşinin ve babasının mal varlığını açıklayarak başlayarak işe başladı. Daha doğrusu daha “başlamadan” yani mazbatasını almadan böyle bir açıklama yapma gereğini duydu. 

Çünkü İmamoğlu, ikinci seçim dönemi(!) stratejisini özellikle, “yitirilen ahlak ve süregiden yolsuzluk” üstüne kurmuştu. Bence zaman zaman eleştirilen, tuhaf karşılanan, cümle alemi kucakladığını gösterir “sevgi pıtırcığı” halleri ikincil önemdeydi. 

İstanbul insanı, yurdun genelinde olduğu gibi AKP iktidarı boyunca değerler yitimine uğradı. Siyasi iktidarın kendi meşrebince ahlaki bulup, topluma yıllar içinde yedirdiğini zannettiği davranış modellerinin, büyük bir kesimce benimsenmediği bugün ortaya çıktı. 

AKP en büyük zararı, hizmetin karşılığı olarak yolsuzluklara göz yumulabileceğinin neredeyse bir hak olduğunu, topluma empoze etmekle vermekteydi. Hizmet adı altında ahlaksızlık da, talan da; çok daha önemlisi “yalan” da mubah idi… 

İstanbul’un AKP tarafından yitirilmiş olması, diğer iki büyük il olan Ankara ve İzmir’inkinden bu açıdan farklıdır. İzmir, herkesin bildiği üzre devletin yatırım konusunda cimri davrandığı için değil, “naturası!”yüzünden muhalif bir kenttir. 

Ankara halkının sosyolojik dağılımı İstanbul’a benzerlik gösterse de, Ankara adayının siyasi geçmişi ve kimliğinin seçimde belirleyici olduğunu biliyoruz. 

Aksine İstanbul, devlet katındaki üleşmenin yıllardır en vahşice ve açıkça sergilenmekte olduğu bir mega kenttir. İstanbul ayrıca, yoğun emeğin karşılığının, şehrin getirdiği zor yaşam ve ulaşım koşulları karşısında hiç alınamadığı bir büyük coğrafyadır. Bu özelliğiyle Anadolu şehirlerinden ayrışır. 

İktidarın en büyük yanılgısı ya da ipleri elinden kaçırışı diyelim, bu talanın kentin yoksulları ve yoksullaşmışları(!) tarafından anlaşılmayacağının varsayılmasıydı. 

İstanbul halkı parasının alım gücünün bu denli düşüp, fakirliğini fark etmesiyle isyanını dillendirmeye zaten başlamıştı. İmamoğlu ise tam da bu zaman diliminde, onların dilinden konuşan, özledikleri bir lider olarak ortaya çıkınca işler kolaylaştı.

İmamoğlu eski deyimle işe “ahlakı yeniden tesis” ya da “ihdas” etmekle işe başladı. Yani, ideolojik koşullanmaları bir yana bırakarak, İstanbul’dan yurdun bütününe, yeniden “ahlak” denen bir kavramın öğreticisi ve uygulayıcısı olarak yola çıkıyor. 

İmamoğlu’nun bu yoldaki en büyük yardımcısı doğal olarak ona destek veren seçmeni olacak. Ama köstek vereceklerin içinde, beklenenlerden başkalarının olacağını şimdiden görüyorum. 

Seçim dönemi boyunca, tarafsız gazetecilik adı altında sıradan, popüler, niteliksiz mesajlarla İmamoğlu’nu destekliyor gibi olanları gördük. Havuz medyasından farklı görünüyor olmasına karşın, bekalarını(!), bilinirliklerini korumanın birincil öncelikleri olduğunu bildiğimiz bu insanların İmamoğlu’nu yıpratma yarışında da tarafsız kalacağını(!) görmek kimseyi şaşırtmasın…