Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Brel, Otuz Yıl Sonra...

13 Ekim 2008 Pazartesi

Ölümlerden uzaklaşmak istedim. Bir de ruhumu oyalamak Kaçamak yaptım. Çok sevdiğim, tekrar tekrar sığındığım bir sese sarıldım. 30 yıl sonra bile bana iyi geldi o ses. Her şeyi unutturacak sanırken, her şeyi anımsattı. Tuttum, ardından yazdığım yazıyı buraya aldım.

İşte kaçak yazı

***

Otuz yıl önce, 9 Ekimde, Jacques Brel öldü.

Brel, şarkıcıydı. Bence, daha çok ozandı. Besteci ve yorumcuydu. Sözlerini kendi yazdığı, kendi beste­lediği şarkıları, sahnede olağanüstü bir biçimde yo­rumlarken, yüreğinden kopan her sözcüğün, her no­tanın bedelini fazlasıyla ödediğini anlardınız. Her göz­yaşının, her kahkahanın, alnında biriken her ter dam­lasının bedelini ödediğini bilirdiniz...

Brüksel’de doğmuştu. O engebesiz dümdüz ülke­yi, doğasını, insanlarını, Flamanları, limanları, buğ­day tarlalarını çok sevdi. Bir kuşun kendisini asabileceği, o alçak gri gökyüzünü de... Sevdiklerini eleş­tirmekten geri kalmadı: Flamanları ya da Fransızları...

Sevmediklerine karşı eleştirisi acımasızdı: Savaş bezirgânlarına; yaşlandıkça daha çirkinleşen burjuvalara; asla ve sonsuza dek sözcüklerini ağızlarından düşürmeyen yalancı âşıklara; kahra­man olabilmek için savaşı özleyenlere ve gözleyenlere, uygarlık adına gaz odalarını, idam sehpalarını, elektrikli san­dalyeleri, atom bombasını keşfeden arsız maymunla­rahep öfkesini kustu.

Kolayı seçenlere”, yani bağışlamak için gözlerini kapayan din adamlarınaYani savaş bittikten sonra, bu sonuncuydudeyip geçmiş ve gelecekteki ölüm­leri görmezlikten gelip ahkâm kesen askerlere”… Yani ellerindeki nimeti bilmeyip, aşklarını habire hırpalayanlara”… Sanki gibi yapanlara kendinize gelin diye haykırıyordu.

Yeryüzünü tümden değiştirmek isteyenlere ve yeryüzünde hiç ama hiçbir şeyin değişmemesini is­teyenlere, hiçbir düş, savaşı, bombaları, cinayetleri haklı kılmazdiyor; önümüzde uzanan pisliğin ötesi­ne bakmayı, kulaklarımızı tırmalayan öfkeli sesleri­nin ötesine kulak vermemizi öneriyordu...

Serüvene koşmak için trenler bekliyorsan, güne­şi yakalayıp gözlerine yerleştirmek için, beyaz yelken­lilerin seni gelip almasını bekliyorsan... Yarına inan­mak için günbatımını görmen gerekiyorsa, umudu yaşatmak için yarınları bilmen gerekiyorsa... Derin görünmek için can sıkıntısına, iyi kalpli görünmek için zayıflığa ve güçlü görünmek için öfkeye ihtiya­cın varsa... Demek ki hiçbir şey anlamadın! diyordu.

Kimi zaman öfkesini yatıştırıp af diliyordu Brel.

Sevmeyi beceremediğimiz erkek ya da kadınlar için Bozuk para gibi harcadığımız sözcükler için Yerine getirmediğimiz vaatler için Attığımız nutuklar, verdiğimiz vaazlar için ve yeryüzünde yüzbaşılardan oluşan ülkeler için, tüm insanlardan özür diliyordu.

Neyse ki aşk vardı

Neyse ki, tüm kötülüklere, çirkinliklere, yozlukla­ra, öfke ve kinlere karşı aşk vardı.

Birbirimize suna­bileceğimiz, paylaşabileceğimiz, yalnız aşksa... Sabah­ları giydirmek, yürekleri zenginleştirmek, her yol ayı­rımında yolumuzu bulabilmek için yalnız aşk varsa... Silahlara karşı durmak için tek sığınağımız, tek gü­vencemiz, yalnış aşksakorkmamalıyız. Çünkü hiç­bir şeyimiz olmasa bile, sevmenin gücüyle, dünya avuçlarımızdadır, dostlarım.

Sevmenin gücü sonsuzdur Jaques Brel’de.

O, sevdiğine yağmur yağmayan ülkelerden topladığı, inci dam­laları sunacaktır”; “ölümden sonra bile toprağı kazıp sevgilisinin vücudunu ışıkla ve altınla kaplayacaktır yeter ki onu terk etmesin... Sevdiğine, yepyeni sözcük­ler icat edecek, ve sevdiği o yepyeni dili anlayacaktır... Ona rastlamadığı için üzüntüsünden ölen kralın öyküsünü ya da artık öldüğü sanılan bir volkanın yeniden nasıl ateş püskürdüğünü anlatacaktır... Ama isterse, hiç konuşmaya­cak, artık hiç ağlamayacak, yalnızca, gizlenip, onu seyredecektir. Yeter ki, sevdiği onu terk etmesin... Sev­gilisinin gölgesi, elinin gölgesi, hatta köpeğinin göl­gesi olmaya razıdır, yeter ki sevdiği onu terk etmesin...

Brel, ardında sayısız ölümsüz şarkı, sayısız hay­ran bırakıp, kansere yenildi. Dinleyicileri­ni sonsuz mutlu etti, ama birlikte yaşadığı kadınları mutlu kıldı mı bilemiyorum. Belki de bu kadınlar, boylarından bü­yük bir işe kalkışmışlardı: Ona hayran olmak yerine, âşık olmuşlardı...

Ölümünden otuz yıl sonra Brele ve tüm sevenlere sevgiler

[email protected]

Faks: 0 212 257 16 50

Tümü Zeynep Oral - Son yazıları

Sayın bakalım, sayın... 18 Nisan 2019 Per
Seçim... Kara delik... Kitap... Ve bir inek... 14 Nisan 2019 Paz
Ekrem İmamoğlu’nu neden çok sevdik? 11 Nisan 2019 Per