Aydın Engin

Mızmız Olma, Yurttaş Ol, Ayağa Kalk!

07 Aralık 2014 Pazar

Hangi uğursuz hesabı yaptılar bilemiyorum. “Artık iktidarımızı iyice pekiştirdik, kendi inançlarımıza uygun bir Türkiye için atağa kalkabilirizmi dediler, yoksa “Seçim barajı filan tartışılmaya, barajı yok etmek için kollar sıvanmaya başladı… Kürt tarafı benim verdiklerime fit olmayacağını alenen ilan ediyor... CHP ittifaklarını ve hedeflerini belirginleştirme yolunda hareketlendi... Beton kulelerde oturup, AVM’lerde eğlenmeye indirgenmiş bir yaşama itirazlar gitgide yükseliyor. Çevre bilinci ve çevre savunması aydınlara özgü bir konu ve çaba olmaktan çıkıyor. Yolsuzluk lekesini ne kadar örtersek örtelim kurtulamıyoruz… Henüz vakit varken adımlarımızı hızlandırıp, kendi istediğimiz Türkiye’yi inşa etmek için atağa kalkalımmı dediler bilemem.
Bildiğim, gözlediğim, AKP’de kravatlı mollalar ile sarıklı mollalar kol kola girdiler ve atağa kalktılar
Atağa kalkanlar güçlerini Antalya’da toplanan Milli Eğitim Şûrası’nda bir araya getirdiler.
Şûranın açılışını yapan Kaçaksaray’da mukim zat “start tabancası”nı açılış konuşmasında ateşledi:
“Bizim bazı sıkıntılarımız var hâlâ. Bu sıkıntıları anaokulundan başlayarak bir hayat tarzı sunarak yeneceğiz.”
Bu kısacık ama çok yalın ve çok anlamlı cümlede geçen “bazı sıkıntılar” şûra çalışmaları sırasında art arda masanın üstüne kondu ve o sıkıntılara ne gibi çareler öngörüldüğü de aynı masanın üstüne getirildi.
Günlerdir izliyor, okuyor, seyrediyoruz:
• Din dersinin ilkokuldan, hatta mümkünse anaokulundan itibaren zorunlu hale getirilmesi.
• Osmanlıcanın liselerde zorunlu ders olması.
• Okullarda özel güvenlik birimlerinin görevlendirilmesi.
• Karma eğitimin kaldırılıp kız ve erkek öğrencilerin okullarının ayrılması.
• Sekiz yıllık zorunlu ilköğretimde ilkokulu bitirdikten sonra hafız olmak isteyene iki yıl muafiyet.
• Milli Eğitim Bakanlığı’nın her yaştaki öğrenci için polisten anlık istihbarat bilgisi alabilmesi.
Bu kadarı yetsin. Hepsini saymaya, hele hele içeriklerini ayrıntılamaya kalksam bugünkü Cumhuriyet’in tümünü kapsayacak. Zaten aktardıklarım bile kalkılan “atak”ın yönünü ve hedefini yeterince açıklıyor.
Atak sadece Milli Eğitim Şûrası’nın toplandığı salonun duvarları arasına sıkıştırılmadı. “Din âlimi” diye nitelenen sarığı kafasının içine sarmış adamlar da atağa kalktılar.
Sosyal Doku (Ne demekse artık!) Vakfı denen bir kuruluşun başındaki, Nureddin Yıldız nam zat, kişisel saplantılarını din sosuna bağlayarak gürledi:
“…Her çalışan kadın, gözü doymamış erkek demektir. Çalışan kadın ya evlenmeyi erteleyerek erkeklerin evlilik sürecini baltalıyor ya da evli olduğu halde çalıştığı için yorgunluğu ve vakit darlığı nedeniyle erkeği ile ilişkisinde kadınlığı arızalıdır. Kadınlığı arızalı olduğu için erkeğin gözü açtır. O evinde erkeğini eksik bırakıyor, erkeği de işyerinde bir başka kadına tasallut oluyor. Böyle fuhuş değil ama fuhuşa hazırlık yapan sürece destek oluyor. Ayrıca çalışan kadın doğurmayan ya da az doğuran kadın demektir. Yani benim ümmetim zarar gördü.”
Bir başka din âlimi Hayrettin Karaman… Bir başka din âlimi Ömer Tuğrul İnançer... Bir başka varakpâre Yeni Akit… Bir başka siyasetçi molla… Bir başka…
Yeter…

***

Yukarıda sayageldiklerim geçen bir hafta içinde yaşandı ve bir hafta boyunca gazetelerin yazıişleri masalarında, TV’lerin haber merkezlerinde, arkadaş, komşu sohbetlerinde, siyaset dünyasının her kesiminde tartışıldı.
Bir genelleme yanıltıcı olur. Ama kendi yakın çevremden (ki hiç de dar değildir) gözlemlerim, tartışmaların, konuşmaların yakınma, öfke, “Yav bu herifler çıldırdı mı” gibi sorular, bu önerileri ortaya atanlara yönelik küçümseme, cehaletleri, çağdışılıkları ile alay etme gibi tutum ve tavırlarla sınırlı kaldı.
Oysa yazının başından beri AKP’ye damgasını vuran siyasal İslamcı ideolojinin atağa kalktığından ve bunun bütün alametlerinin ortaya döküldüğünden söz ettim.
Evet, iktidarlarının 12. yılında ya iktidarlarını çok sağlam gördüklerinden atak zamanının geldiğine hükmettiler ya da inişe geçtiklerini fark ettiklerinden vakit varken, trenden inmeden ne yapacaksak yapalım telaşı ile bir atak başlattılar.
Altını kalın çizelim, “Canım bunlar şûrada alınan tavsiye kararları. Yasa değil ki. Sadece tavsiye” diye yürek soğutmanın âlemi yok. Şûralarda alınan kararların çoğu uygulanıyor. Hele bu yılki Milli Eğitim Şûrası için önceden ciddi bir hazırlık yapıldığı besbelli.
O yüzden tembelliğin, kaytarmacılığın, sadece mızmızlanıp elini taşın altına sokmaktan kaçınmanın yurttaşlık suçu olduğu günlere gebeyiz.
Dikkatli okura bu köşede yayımlanan sivil itaatsizlik üstüne iki Tırmık’ı hatırlatmak isterim. Hatırlamayanları “Şu sivil itaatsizlik dedikleri nedir ne değildir” sorusu üstüne bir kere daha düşünmeye çağırmak isterim.
Yurttaşı cesur olamayan ülkede zorbalık ve dayatmacılık kol gezer.
Cesur olmayan, bedel ödemeyi göze almayanların yurttaşlığı ise sadece kimlik kartlarının üstünde kalır…  



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

25 ay 13 gün sonra 16 Ağustos 2018

Günün Köşe Yazıları