Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

İyimserlik ve Kötümserlik Üstüne

19 Ekim 2008 Pazar

İyimserlik ve kötümserlik insanların kişilikleri ve mizaçlarıyla mı, yaşayıp gördükleriyle mi, bilip öğrendikleriyle mi, bütün bunların hepsiyle mi, ya da en çok hangileriyle ilgilidir?

Diyeceksiniz ki insanına göre değişir...

Öyle de olsa ben kendimden pay biçerek şairlerin iflah olmaz iyimser kişiler olduğu kanısındayım...

En kötümserimizde bile bir iyimserlik damarı vardır...

Şimdi bu satırları okuyan kötümser okurlarım, kötümser şiir örnekleri bulmak için belleklerini yoklayacaklardır...

Ben onlardan önce söyleyeyim: En kötümser şairlerimizin başında belki de Cahit Sıtkı gelir.

Ama onun şiiri de dikkatle ve bütünüyle okunduğunda, kötümserlik katmanının altında çarpan iyimser yüreği görmekte gecikmezsiniz...

Lautremont, Baudelaire gibi özel dönemlerin ve belki çok özel mizaçlara sahip şairlerini bir yana bırakıyorum.

Ama şairlerin genel olarak iyimser olduklarına ilişkin düşüncemi sürdürüyorum...

En iyimser şairlerimizin başında ise, hiç kuşkumuz olmasın ki, yaşadığı onca acıya karşın Nâzım Hikmet gelir...

***

Cezaevinde iyimserliğini koruyanların başında gelenlerden biri olduğumu arkadaşlar bilir...

En ateşli tartışmalarımızın nedenlerinden biri de belki buydu.

Kötümserliği sevmiyorum...

Sözünü ettiğim tartışmalarda kötümser arkadaşlar belki daha çok haklı çıktılar.

Ama yine de kısa erimde...

Çünkü sonuçta, bizi mahkûm eden 12 Eylül diktası tarihin çöplüğündeki yerini aldı.

O günlerin astığı astık kestiği kestik diktatörü ise yargılanmadıysa bile toplumun vicdanında mahkûm edildi.

Bugün küçümseme ve alay konusudur...

***

Bunları dünü anımsamak için değil, günümüzle ilgili olarak yazıyorum.

Aydınlarımızın geneldeki karamsarlığı daha da şiddetlenmiş olarak sürmekte...

Bunu anlıyorum... Nedenleri de apaçık ortada.

Günümüzün dünyasında ve Türkiyesinde iyimser olabilmek için çok az neden var.

Ama ben yine de iyimserliği savunuyor, kötümserliğin olsa olsa düşmanın ekmeğine yağ sürmekten başka bir işe yaramayacağını düşünmeyi sürdürüyorum...

İyimserlikte ölçüsüzlük kuşkusuz ki eylemsizliğe yol açar...

Ama kötümserliğin her türü ve derecesi az çok böyledir...

Kötümser dostlara önerim, kendilerini gözden geçirip iyimser olmaya çalışmalarıdır...

Ben iyimserliğimi dengelemeye çalışıyorum... Zaten istemesem de koşullar bunu gerektiriyor...

***

Bugün bu konuda yazmamın nedeni, iyimserlik ve kötümserlik üstüne felsefe yapmak gereksinimi değil, gazeteye gelirken duyduğum bir radyo haberi oldu...

Sunucu, Baykal ve Karayalçın Ankara Belediye Başkanlığı için el sıkıştılardediğinde, zihnimden Çok güzel haber!cümlesi geçti...

Evet, çok güzel haber!

Dilerim iyimserliğim, haberi öğrendiğimde duyduğum sevinç kursağımda kalmaz...

Sevgili kötümser dostlar, arkadaşlar, düşündaşlar: Bu haberi duyup öğrendiğinde Ankaranın bugünkü belediye başkanı ve onun da başkanı, sizce neler hissetmişlerdir?

Esip savurduklarına bakmayın, yüreklerine oturmuştur...

Öyleyse biz onların hissettiklerinin tam tersini hissedip düşünmeliyiz...

Bu güzel buluşmadan geri adım atılmamasını dileyerek, daha büyük ölçekte buluşmaları önermeli, desteklemeli, ümit etmeliyiz...

Her biriyle dost ve arkadaş olduğumuzu söyleyebileceğim Baykaldan, Karayalçından, Sezerden; sola ve sosyal demokrasiye gönül ve emek vermiş herkesten, şairce iyimserliği boşa çıkarmamalarını diliyorum...

Ankara buluşması bence çok büyük bir adım.

Lütfen bunu anlayalım ve devamı için hepimiz elimizden geleni yapalım...

Bu yazıyı yazmaktayken Dağlarcayı yitirdiğimiz haberi geldi. Ne kötü bir rastlantı ki, sonsuzluğa uğurlanışında Türkiyede olamayacağım.

Kültür servisindeki arkadaşların sorusuna yanıtımdaki gibi, onun asıl gömütü Türkçedir. Evrensel bir değer kazandırdığı sevgili Türkçemizdir. Yolun açık olsun, sevgili usta.

[email protected]

Faks: (0212) 343 72 64

Tümü Ataol Behramoğlu - Son yazıları

Vıcık vıcık 17 Nisan 2019 Çar
Seçim sonrasından satırbaşları 10 Nisan 2019 Çar
Şaka değil 3 Nisan 2019 Çar