Davos 2020: Küresel bir bakış

24 Ocak 2020 Cuma

SARS virüsünü hatırlarsınız; bulaştığı her 10 kişiden 1’ini öldürmüştü. SARS salgını sırasında 8 bin insan hastalanmış ve en az 774 ölüm yaşanmıştı. Ortadoğu’da görülen MERS (Middle East Respiratory Syndrome, Ortadoğu Solunum Sendromu) salgınında ise her 10 kişiden 4’ü ölmüştü. Şimdi dünya yeni bir virüs tehdidi altında. Adı 2019-nCoV isimli virüs, bilinen adıyla Corona Virüsü. 

SARS virüsünün yakın bir kuzeni. SARS virüsü kadar ölümcül mü, henüz bilemiyoruz. Çin’de başladı. 2 kent, Wuhan ve Huanggang şehirleri karantina altına alındı. Kentlerdeki  otobüs ve tren seferleri durduruldu. Yaşayanların dış dünya ile bağlantıları kesildi. 

Birçok ülke alarm halinde. Ama yayılıyor. ABD’de ve Singapur’da görüldü. Bu tür salgınlar içinde bulunduğumuz küresel dünyanın bir sonucu. Ne kadar ilerleyecek göreceğiz...

Günümüzde karşı karşıya olduğumuz 2 önemli küresel tehdit daha var:

1- Artık  kontrol dışına çıkmış, sürekli artan bir eşitsizlik; 

2- Etkilerini her geçen gün daha da fazla hissettiğimiz iklim değişikliği.

Bu yıl Davos 2020 zirvesinin ana teması “Uyumlu ve sürdürülebilir bir dünyanın tarafları”. 117 ülkeden 3 bini aşkın siyasetçi, akademisyen, sivil toplumcu, iş insanı oturumlarda bir araya geldiler 3 gün boyunca sorunları tartışacak, çözüm önerileri üzerinde konuşuyorlar. Beyhude, göstermelik çabalardan biri daha...

Bunlar çözülemeyecek sorunlar mı? Hayır, istenirse tabii ki çözülür. Gelir eşitsizliği, zengin-yoksul arasındaki uçurumun azaltılması yolunda adımlar atılabilir. Keza küresel ısınmanın kontrol altına alınmasının da yol haritası belli. 

Asıl soru şu: İsteniyor mu? İstenmiyor mu?

Hayır, istenmiyor... Gücü, iktidarı elinde tutanlar istemiyorlar. Hükümetler, siyasi liderler, bu iki sorunu öncelikleri arasına almıyorlar. Çünkü hem eli taşın altına sokmanın bedeli büyük, arı yuvasına çomak sokmaya benziyor, hem de bundan besleniyorlar. 

- Finans kaynakları ile iç içe geçen ilişkiler yumağı, silah satışlarından, ticaret savaşlarına, bölgesel savaş ve çatışmaların körüklenmesine kadar yayılıyor. 2019 yılında sadece Almanya’dan üçüncü dünya ülkelerine yapılan silah ihracatında elde edilen kâr 3.5 milyar Avro ve bunun 817 milyon tutarındaki dörtte birlik kısmını yalnız savaş araçları oluşturuyor. Silah satışları durdurulmuyor çünkü silah sanayii için ölüm, kazançlı bir alışverişin vazgeçilmez parçası.

- İşin kötüsü hükümetler bu eşitsizliği daha da körüklüyorlar.. Eğitim, ulaşım ve sağlık gibi kamu hizmetlerine ayrılan fonlar giderek azaltılırken, “adil olmayan  vergi sistemi” gözetiliyor. Kazancın vergilendirilmesi yerine özel tüketim vergileri ile vatandaşın cebine göz dikiliyor. 2019 itibarıyla, dünyadaki en zengin 26 kişinin toplam varlığı, dünyadaki 3.8 milyar insanın toplam varlığına eşdeğer hale geldi

- Bir başka boyut: Bir araştırmaya göre, S&P 500 şirketleri artık yeni fabrikalara, işkollarına veya diğer önemli sermaye harcamalarına yatırım yapmak yerine rutin olarak hisselerini geri almak için kârlarını veya borç para kullanıyorlar. Son on yılda, hisse başına rapor edilen kazançları (ve dolayısıyla hisse senedi fiyatını) artırmak için bu yönteme yaklaşık 5 trilyon dolar harcanmış. 

Hak verilmez, alınır... Ama nasıl?

Hal böyle olduğu için insanlar dünyanın her yerinde meydanlarda, eylemde. Santiago’dan Paris’e, Hong Kong’dan Beyrut’a.... Mücadele edilmeden bir hak elde etmek mümkün değil. Kimileri metro ücretlerine yapılan yüzde 4’lük zam için, kimi demokratik haklar için... Ama bu da yetmez, yetmiyor. Çünkü kazanmak için “hem haklı, hem de güçlü olmak” gerekiyor. 

Güçlü olmanın yolu ise örgütlülük. İşte asıl sorun burada başlıyor. Eskiden bir sınıf  mücadelesi vardı: Sermaye sınıfı ve işçi sınıfı.  

Artık gelinen nokta çok daha farklı. Zemin çok daha kaygan, algı yönetimi çok daha hızlı. Tabii yıldırma, tehdit ve baskı da.. Sınıf yok ortada. 

Çin’de bir şirkette çalışanların, şirket yıllık hedeflerine erişemediği için ceza olarak “ben suçluyum” dedirterek emekletilmesinin görüntüleri sosyal medyada... Utanç verici.. 

Ama içinde bulunduğumuz dijital çağ farklı mücadele yöntemlerini, farklı örgütlenme modellerini de sunuyor. Bunu unutmayalım... 


Yazarın Son Yazıları

Merak bu ya... 14 Şubat 2020
Simit... 20 Aralık 2019
Katil kim? Suçlu kim? 6 Aralık 2019
Çözüm kimde, nerede? 29 Kasım 2019