Benim Cumhuriyet’im...

10 Mayıs 2024 Cuma

Bundan tam 30 yıl önce öğle saatlerinde ilk kez girmiştim Cumhuriyet’in kapısından içeri. Elimde gazetenin künyesinin yazılı olduğu sayfa, acaba kiminle görüşsem diye düşünüyordum. Yazıişleri müdürü herhalde diyordum derdimi anlatacağım kişi. Birinin yanında sorumlu yazıyordu. Kör cahil ben “Sorumlunun işi çoktur, ben diğerinin yanına gideyim” demiştim kendi kendime. Sorumlu müdür geçen günlerde ölüm haberini aldığımız Celal Başlangıç’tı. Diğeri ise İbrahim Yıldız. Onu görmek istediğimi söyledim...

Bir şirketin dış ticaret müdürü olarak görev yapıyordum. Gazetecilikle okur olma dışında hiçbir ilgim yoktu; sadece bir lise hayali olarak kalmıştı. Boğaziçi Üniversitesi’nden mezun olur olmaz hemen iş hayatına atılmıştım. Uğur Mumcu öldürüleli bir yıl olmuştu... Birçok insan gibi içim öfke doluydu. Lise hayalim yeniden hortlamış; işyerimde sürekli kendi kendime “Ben burada ne arıyorum” sorusunu sorar olmuştum. Neyse bir cesaret bir öğlen arası şirketten çıkıp çaldım Cumhuriyet’in kapısını.

İbrahim Yıldız ile konuştum, çalışmak istediğimi ancak gazeteciliği bilmediğimi söyledim. Cebimde onlara sunabileceğim tek şey iyi bildiğim iki yabancı dil ve iş tecrübemdi. İbrahim Yıldız nazikçe dinledi, “Sendika görüşmeleri var; zaten kimseyi almıyoruz” tarzı bir şeyler söyledi “Yine de telefonunuzu alayım” dedi. Neyse en azından “Cumhuriyet’in bir kahvesini içtim, havasını soludum” deyip ayrıldım. Zaten fazla bir beklentim de yoktu. 30’una merdiven dayamış, gazeteciliğe sıfırdan başlamaya hazır genç bir kadın için hayaldi. Ertesi sabah İbrahim Yıldız telefonla aradı. Yine o dönem Genel Yayın Yönetmeni olan Özgen Acar’a benden bahsettiğini, onunla görüşmek istediğini söyledi. İnanılmaz şaşırdım. Ertesi gün yeniden gittim. Özgen Acar dinledi beni. “Peki gel başla” dedi. Her hafta bir serviste çalışıp gazetenin çalışma biçimini anlayacak, sonra tekrar konuşup duruma göre eğer hâlâ vazgeçmediysem ve onlar da bende bir ışık görürlerse servislerden birinde muhabir olarak işe başlayabilecektim. Çalıştığım yerde ne maaş aldığımı sordu. Söyleyince, “Bizde yazıişleri müdürleri bile almıyor o parayı. Beklentini yüksek tutmadan çalışmak istiyorsan gel” dedi.

O kadar sevinip heyecanlanmıştım ki para umurumda bile değildi. Tamam dedim.

İşte 1994 yılının ilk günleri Cumhuriyet maceram böyle başladı. Kültür ve Dış Haberler servislerinde 1 haftalık rotasyon sonrasında Ekonomi Servisine geçtim ve orada kaldım. Yine arada 3 yıl kadar Dış Haberler, yine Ekonomi, ardından 5 yıl Ekonomi Şefliği, özel eklerin sorumluluğu, köşe yazarlığı derken 30 yıl...

Ama itiraf etmeliyim ki ruhum da gönlüm de hâlâ Babıâli’deki o eski, köhne gazete binasında, orada öğrendiklerimde, oradaki dostluklarda...

Salı günü Cumhuriyet gazetemizin 100. yılını kutladık. Geniş katılımlı, gurur verici bir kutlama oldu. Eski çalışma arkadaşlarımla Cağaloğlu’nda gazete bahçesindeki 7 Mayıs’ları yâd ettik. İlhan Selçuk’un yaptığı sade bir konuşma ve ardından okur ve çalışanların bir araya geldiği bir döner ayran ziyafeti.

Cumhuriyet’te çalışmak benim için daima bir onur oldu. Ama sanırım en fazla çeken mütevazılığı idi. Değişen koşullar, çağın gerekleri içinde ne yazık ki mütevazılık pek prim yapmıyor. Ama yine de güzel... Değil mi?



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları