Köşe Yazısı

A+ A-
Olaylar Ve Görüşler

Orban’ın ‘Sert Delikanlıları’: Erdoğan ve Putin

28 Aralık 2014 Pazar

[Haber görseli]

Rusya ekonomisi tarihinin en tehlikeli ve yıllar sürebilecek ekonomik krizlerinden birisiyle karşı karşıya. Türkiye ekonomisinin temel verileri alarm zilleri çalıyor. Otoriterlikten güç aldığı iddia edilen bu iki örneğin artık başarılı olduğunu iddia etmek güç.

Macaristan Başbakanı Viktor Orban temmuzda yaptığı bir konuşmada küresel ekonomik krizle çöktüğünü iddia ettiği “liberal demokrasiden” artık vazgeçilmesi gerektiğini, Rusya ve Türkiye gibi liberal olmayan, otoriter devlet modelinin ekonomik ve siyasi olarak başarılı olduğunu ve bu modeli sahiplenmenin Macaristan için daha akılcı olacağını ifade etmişti.
Bu açıklamanın üzerinden sadece dört ay geçti. Orban bugün Rusya ve Türkiye’nin ekonomik performansına baktığında kafası epey karışmış olmalı. Rusya ekonomisi tarihinin en tehlikeli ve yıllar sürebilecek ekonomik krizlerinden birisiyle karşı karşıya. Türkiye ekonomisinin temel verileri alarm zilleri çalıyor. Otoriterlikten güç aldığı iddia edilen bu iki örneğin artık başarılı olduğunu iddia etmek güç. Tam tersine otoriter ve dünyadan izole siyaset mevcut kötü vaziyetten sorumlu.

*

Önce Rusya’ya bakalım: Putin’in Ukrayna-Kırım hamleleri nedeniyle uygulanan Batı’nın ekonomik yaptırımları ve sert bir şekilde düşen petrol fiyatları Rus ekonomisini temelinden sarstı. Bu gelişmeler rublenin değerini hazirandan itibaren yüzde 40 aşağıya çekti. Rus Merkez Bankası rubledeki çöküşün önüne geçebilmek için geçen hafta faizleri yüzde 10.5’ten yüzde 17 seviyesine çıkardı.
Temel göstergeler 2015’ten itibaren Rusya ekonomisinin küçülmeye başlayacağını işaret ediyor. Hükümet karamsar tabloyu 2000 yılından beri en tehlikeli finansal krizle karşı karşıya bulunduklarını söyleyerek açıkça kabul etti.
Türkiye’de ise AKP hükümeti halihazırdaki kötü gidişatı kabul etmeme konusunda ısrarcı. Risk parametreleri Rusya’dan farklı olan Türkiye ekonomisi iç açıcı bir tablo sunmuyor. Büyümedeki yavaşlama sert ve belirgin. 2014 yılının 3. çeyreğinde ekonomi sadece yüzde 1.7 büyüdü. Bu rakam diğer gelişmekte olan ülkelerin epey gerisinde.
Türkiye’yi “Kırılgan 5’li” içinde zirveye konumlandıran zayıf makroekonomik verileri risk teşkil etmeye devam ediyor. Kronik problemimiz cari açık büyümedeki gerilemeyle orantılı azalmıyor. Yavaşlayan büyümenin tetiklediği işsizlik yüzde 11’e dayandı. Düşen petrol fiyatları yüzde 10 seviyesindeki enflasyonu bir nebze dizginleyecek olsa da hükümetin yüzde 5 hedefi artık gülünç.
Türkiye ve Rusya’yı karşılaştırdığımızda farklı özelliklerine rağmen Türkiye’nin durumunu daha karanlık görebiliriz. Türkiye’de siyasi iktidarın kötü gidişatı kabul etmemesi en temel sorun. Yapısal reformlar konusunda ayak sürümesi riskleri tetikliyor.
Dış şoklara karşı Rusya’nın döviz rezervleri kuvvetli (415 milyar dolar). Türkiye’nin net döviz rezerviyse sadece 41 milyar dolar. Lira aynı dönemde Ruble’den sonra en fazla değer kaybeden para birimi olmasına rağmen Türkiye’nin benzer bir senaryoda Lira’yı sonuna kadar destekleyecek rezerv kapasitesi yok.

*

Öte yandan düşen petrol fiyatları petrol ihracatçısı Rusya’nın belini bükerken petrol ithalatçısı Türkiye’ye fayda sağlayacak. Fakat Türkiye ile Rusya 30 milyar dolar hacminde ikili ticarete sahip. Yani Türkiye’nin Rusya’daki kötüleşmeden etkilenmemesine imkân yok.
Siyaset iki ülkede de durumdan sorumlu ana faktör. Petrol ve doğalgaz Rusya bütçesinin yüzde 30’unu, ihracatının yüzde 75’ini oluşturuyor. Putin küresel piyasalarda petroldeki düşüşü tabiiki engelleyemezdi ama uluslararası yaptırımların önüne barışçıl politikalarla geçebilirdi. Putin mevcut durumun kendisine siyasi maliyetini engellemek için, krizin temel nedeni olarak yaptırımları değil, petroldeki düşüşü gösteriyor. Halbuki yaptırımlar uygulamada olmasa Rusya’nın fiyatlardaki düşüşle mücadelesi nispeten daha kolay olurdu. Putin Kırım, Ukrayna ve Suriye’deki tavrıyla, Rusya’yı dünyadan izole ederek yaptırımları elleriyle hazırladı.
Erdoğan’da mevcut ekonomik problemlerden, otoriter ve Batı’dan uzaklaşan politikalarıyla aynı ölçüde sorumlu. Türkiye halen dış finansmanla büyümesini sürdürebilen bir ülke. Bu yüzden otoriterleşme ve AB’den uzaklaşma, oldukça tehlikeli. Putin ve Erdoğan siyasi sorumluluklarını gizlemek için, ülkelerindeki ekonomik ve siyasi problemleri Batı’nın komplosu olarak açıklamayı tercih ediyorlar.

*

Bahsettiğimiz gibi Rusya uzun vadede Türkiye’den daha iyi bir konumda. Petrol yerkürede kısıtlı bir kaynak. Bu yüzden petrol fiyatları eninde sonunda artmaya başlayacak. Rusya’nın doğal kaynaklara sahip bir ülke olarak otoriter ve baskıcı bir rejimle büyümesine belirli ölçüde imkân var. Türkiye gibi doğal kaynaklara sahip olmayan, büyümek için üretmek ve rekabet etmek zorunda olan ekonomilerin baskıcı, kapalı ve otoriter rejimlerle sürdürülebilir oranlarda büyümesi imkânsız.
Putin geçen hafta Erdoğan’ı bir basın toplantısında “sert delikanlı” olarak tanımladı. Putin de daha birkaç ay önce Ortadoğu ve Avrasya’da Rusya’nın jeopolitik konumunu “güçlendiriyor” ve Batı’ya meydan okuyarak “sert delikanlı” gibi hareket ediyordu. Karşılaştığı kriz, Putin’in delikanlılığına halel getirdi.
Ekonominin iyi gitmediği durumlarda bizim topraklarda siyasi iktidarlar ayakta kalamıyor. Tarih bunu defalarca kanıtladı. Bakalım benzer bir kaderi, Türkiye’de hukuku ve demokrasiyi çiğneyerek “sert delikanlı” gibi davranan Erdoğan da yaşayacak, delikanlılığına halel gelecek mi?  

CENK SİDAR Sidar Global Advisors Kurucu Direktörü