Aydın Engin

Bursa Ovası fıkır fıkır…

17 Mayıs 2015 Pazar

Bu bir keyif yazısı. İşçilerle, işçi sınıfı ile ilgilenmiyorsanız, hemen atlayın bir başka arkadaşımın yazısına geçin.
Bursa Ovası iki üç gündür fıkır fıkır. Benim yüreğim de fıkır fıkır...
Şu günlerde berbat olan sağlığım izin verse atlayıp Bursa Ovası’na gidecek, Renault Fabrikası’nın giriş kapısına dikileceğim. Halay çekiyorlarsa ben de halaya duracağım; devrimci türküler söyleniyorsa, berbat sesimle ben de koroya katılacağım. Hatta çaktırmadan Bursa mapushanesinde Nâzım Hikmet ve arkadaşlarının sözünü yazıp bestesini düzdüğü türküyü söylemeye, söyletmeye çabalayacağım.
Hani “Uludağ’ın eteğinde bir cehennem şehri var / bir şehir ki burjuvalar yeşil Bursa diyorlar” diye başlayan, “Dar sokaklarında gezer işsizlik ölüm ile / Fabrikalar ipek boyar genç kızların kanıyla” diye süren, Mustafa Suphi yoldaşın dikeceğiz heykelini” diye biten o devrimci türküyü...
Biliyorsunuz Renault işçileri şalter indirdiler. Kimileri fabrikanın içinde, tezgâhların başında kaldı. Onlardan sonra gelen vardiya da direnişi tırmandırdı, fabrika bahçesinde, giriş kapısı önünde omuzdaşlaştılar. Meşaleleriyle geceyi gündüze çevirdiler, Bursa ovasında epeydir sönük duran bir ruhu, “sınıf ruhu”nu ateşlediler.
Komşu Tofaş işçileri birer ikişer değil biner iki biner koşup geldi. Sonra Bursa Ovası’nın öteki fabrikalarından kopup gelen sınıf kardeşleri halayı daha da büyüttü, uzattı.
Tek bir vardiyada 400 otomobil üreten OYAK-Renault’da üretim durdu. İşçi sınıfının dilinde buna “Üretimden gelen gücü kullanmak” deniyor.

***

Bu bir keyif yazısı dedim. Benim içim de Bursa Ovası gibi fıkır fıkır dedim. O yüzden ayrıntılara girmeye niyetim yok.
Ama yine de darbeyi yaşamamış, 12 Eylül’ün arifesinde, sırasında ve hemen ertesinde doğmuş kadın ve erkekler için kısa bir not:
12 Eylül sabahı “disiplinli” Türk Silahlı Kuvvetleri, “disiplin” içinde, yani emir kumanda zincirini bozmadan seçilmiş parlamentoyu dağıttı; seçilmiş siyasetçileri hapse tıktı ve ülke yönetimine el koydu. Aylardır, hatta yıllardır “Darbe şartları oluşsun” diye büyük bir “disiplin” içinde bekleyen askerler artık yeterince kan aktığına, Özkökgillerin “Aman ne iyi ettiniz de devlete el koydunuz paşam” diye alkış tutacak kıvama geldiklerine emin oldular ve tankları kent meydanlarına sürdüler.
O sabah ülkede 1963’ten bu yana adım adım yükselen, can pahasına, kan pahasına kazanımlarla zenginleşen, ekonomik taleplerini siyasal talepleriyle harmanlayacak sınıf bilincine ulaşan Türkiye işçi sınıfının bütün siyasal ve sendikal örgütleri postalların altında ezildi. İşçi sınıfının yaşamından sendikal örgütlülük zorla kazındı. İşçi önderleri, öncü işçiler 12 Eylül işkencehanelerinde acıyla kıvranırken dönemin işveren sendikaları konfederasyonu başkanı, ısırır gibi gülüşüyle ünlü Halit Narin, 12 Eylül rejimini en güzel özetleyen ve tanımlayan inciyi yumurtladı: “Bugüne kadar hep işçiler gülüyordu, şimdi sıra bizde, şimdi artık biz güleceğiz...”
Güldüler de.
O gün bugün hep güldüler. Bugünlere böyle geldik.
Kimi meslektaşlarımın “ülkeye özgürlük getirdi” diye yere göğe sığdıramadığı Turgut Özal’ın serbest piyasa ekonomisini yerleştirmesi ve kurumlaştırmasının özgürlük getirdiği doğruydu. Eksik olan “Peki kime getirdi” sorusuydu.
Tansu Çiller, Mesut Yılmaz gibi Özal’ın izinde yürüyen ancak yetenek ve bilgi eksikliğinden dolayı sık sık da yüzlerine gözlerine bulaştırdıkları serbest piyasa ekonomisi 2002’de yepyeni bir ardıla kavuştu: AKP. İslami sosa bulanmış vıcık vıcık bir vahşi kapitalizm, işçi sınıfı söz konusu olduğunda örgütsüzlüğü öncelikle tercih etti. Bunun başarılamadığı kesimlerde ise kimi İslami, kimi ırkçı-milliyetçi çizgileri savunan, yani işçi sınıfının ideolojik çizgisinin tümüyle reddine dayanan sarı sendikalarla işçileri dizgin altında tutmaya çabaladı. Epey de başarılı oldu...
Ta ki Türkiye’de her zaman öncü olmuş, sınıf bayrağını öncelikle yükseltmiş metal sanayi işçileri “Yetti artık” diye ayağa kalkıncaya kadar.
Birkaç ay önceki DİSK’e bağlı Birleşik Metal Sendikası’nın bu yılın ocak ayı sonunda başlattıkları grevleri hatırlayın. Hani AKP hükümetinin panik halinde 60 gün ertelettiği, topu kucağında bulan ödlek Danıştay’ın o gün bugündür susmakta olduğu grevleri...

***

Hayır, bu yazı uzayacak.
Oysa ben sadece bir keyif yazısı yazmak, fıkır fıkır yüreğimle bir günlüğüne de olsa “uvriyerizm” yapıp doğru devrimci çizgiden biraaaaazcık sapmak istiyorum...
Haydi, gelin halaya duralım; sonra da bir ağızdan “Enternasyonal” söyleyelim...  



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

25 ay 13 gün sonra 16 Ağustos 2018

Günün Köşe Yazıları