Köşe Yazısı

A+ A-

Sistemin krizi barışın umudu mu?

18 Temmuz 2015 Cumartesi

Bayramda, haber kanallarının haber kısırlığında, Alman parlamentosunun Yunanistan anlaşmasını onaylayan görüşmesine, Alman Başbakanı’nın evet oylarını gerekçelendirmesinin canlı yayınına tanıklık ettik.. AB’nin merkez ülkelerinin çıkarları adına, baştan dayattıkları acı reçetenin referandumla onaylanmaması sonrası, sil baştan yeni anlaşma adına koşulları ağırlaştırıp, Yunan halkı için çemberin daratılmasını.. Besbelli direnmeye kakışacaklar adına, ders verici olabilmesi için, çıplak bir dille özetleyiverdi. Bir adım üstten siyaset diliyle Almanya olarak bu anlaşmanın da sorun çözücü olduğuna çok da inanmadıklarını, ancak AB ilkelerine uymanın gereği, AB katında varılmış anlaşmanın onayı için oy istediklerini söyledi. Yunanistan siyasi liderliği, halkın oyları ile referandumda daha önce varılmış anlaşmanın reddedilmiş olmasının içlerinde yarattığı öfkeyi soğutamadığının algısı içinde, daha ağır koşullarda anlaşmanın kaçınılmazlığının altını çizdi..
Kimi yorumcuların Yunanistan’a, en çok da siyasi liderliği ile seçmenine daha ağır bedeller ödetilecek olsa da, AB merkez ülkelerinin sağ iktidarlarının, insan odaklı olmayan acı reçetelerle, sistemin krizlerinden ödünsüz çıkma siyasetlerinin, Yunanistan referandum oylaması ile dipten sallandığı tezlerini duymuştum. Şimdilik tersine havalar, sonuçlar estirilse de, Almanya da içinde olmak üzere merkez ülkelerde de, sosyal devlet, sendikal örgütlülüklerin kırılması ile yaratılmış baskılarla yaşanan sosyal travmada, bir çalkantılı dönemeç noktası geliyor..

***

Kuşkusuz demokrasi kültürü, işleyişinde var olan uçurum farklılıklar nedeniyle Merkel ile bizim Gezi döneminin Başbakanı Erdoğan’ın üsluplarını karşılaştıracak değilim.. Erdoğan’ın yurtdışından Ankara’ya döndüğü gün arka arkaya, meydanlardaki 4 öfkeli seslenişinin Gezi’yi hedef almış, ama bir biçimde kendi siyasi İktidar kadrolarını da hizaya sokmaya niyetli, ağır tehditlerin savrulduğu söylemi ile özdeşleştirilemezse de.. Erdoğan’ın, Gezi Direnişi’nden, gençlik odaklı özünde örgütsüz ancak çok direngen, doğaçlama, düzene karşı patlamadan duyduğu panik, korkunun esintileri var gibi geliyor...

***

Sistemin krizi, barışın umudu olabilir mi” başlıklı sorgulamaya aslında bir gün öncesinden “bayram” odaklı haberlerle takılmıştım.. Bayramlarda, İslam dünyası odaklı, ırklar, mezhepler eksenli çatışmalar, kanlı terör eylemlerinde; İslamın barış felsefesi ile çatışan biçimde, kuşkusuz ilkel var oluş tehdit içerikleri ile besleniyor olmalarından kaynaklanmış olarak, bir tür güç, meydan okuma aracı gibi, kanlı saldırılarda artış yaşanır.. Kaygılı beklentimizde, tersine sevindirici gelişme ABD-İran anlaşması ile Ortadoğu, İslam dünyası için yeşeren, krizlerden çıkışta çaresizliğin de ürünü anlaşmanın yaratabileceği, çok anlamlı dengeler değişikliği içinden çıkabilecek bir barışın umudu olabilir mi? İsrail ve Suudilerden gelen tepkiler bile ipucu sayılabilir mi?
İlk akla gelen bu anlamlı dengeler değişikliği sürecinde, çıkarları bozulanların ateşlemesi ile radikal İslami terör örgütleri, IŞİD başta El Kaide türevi terör örgütlerinin provokasyonlarında patlamaların yaşanması. Olumlu radikal gelişme ise emperyal çıkarların merkez güç odaklarının, sistemin krizleri ile bağlantılı her türden provokasyon eylemlerini kullanma, yoksul dünya, İslam dünyası odaklı ülkelerde iç savaşlar, parçalanmalar, çatışmalardan beslenme koşullarının bozulması...
Askeri darbelerle emperyal çıkarların kollanmasının yükselen maliyetleri, radikal terör örgütleri kullanılarak iç savaşlar, ırklar-mezhepler odaklı parçalanmalar sürecini yoğunlaştırmıştı. Kuralsız düzenin kuralsız savaşlarında ırkçılık, dincilik üzerinden çatışmacılık, radikal terör örgütlerinin yarattıkları iç savaşların bataklığı artık merkez ülkeleri de sallıyor...