Köşe Yazısı

A+ A-

Bataklıkta Yüzerken…

9 Ekim 2012 Salı

Bugünlerde sık sık kendimi bir bataklıkta yüzerken yakalıyorum; çırpına çırpına yüzüyorum ve ne yazık ki çevrede herhangi bir deniz feneri yok. Neden bu duygu peşimi bırakmıyor?diye uzun uzun düşünürken bataklığın hepimizi kuşatan bir duygu atmosferi olduğuna karar verdim.

Bu bataklık nasıl oluştu? Kendi kendime şöyle dedim: Çünkü hiçbirimiz, gerçek olanı konuşmuyoruz, hepimiz bataklığa epeyce bir pislik boşalttık.” Şöyle durumlar aklıma geliyor: Neden hiçbir asker, mahkemelerde şunları söylemedi? Evet, bizim işi gücü bırakıp ülkeyi yönetme sevdasına kapıldığımız doğrudur. Elimizdeki gücün sürekli olacağını düşündük. Evet, darbe planları kurduk. Gazetelere baskı uyguladık, insanları fişledik. Bu sevdaya öyle bir kapıldık ki ordunun temel ihtiyaçlarını unuttuk. Askerlerin botlarını iyi parlatıp parlatmaması ana işimiz oldu. Oysaki dünya değişiyordu, orduların karakterleri değişiyordu. Teknoloji ilerliyordu. Bunları hiç hesaba katmadık. O köhnemiş karakolları bile değiştiremedik. Oysa elimizde sonsuz bir güç ve hesabını vermediğimiz bir para vardı. Bunları göremediğimiz için suçluyuz.

Neden hiç kimse buna cesaret edemedi? Sonuçta beraat edeceklerini mi umdular? Öyle olsa gerek, aynı aymazlığa devam ediyorlar. Yaptıkları, düşündükleri hiçbir şeyin arkasında durmadılar!

Ya Meclis komisyonuna çağrılan gazete sahipleri ve genel yayın müdürleri! Artık hiçbir şeyi gizleyemezsiniz. Örneğin, bir zamanlar askerlerin bir numaralı genel yayın müdürüydü Ertuğrul Özkök. Komisyonda ne dedi: Dolduruşa geldik!Yahu insanda biraz utanma olur. Sen koskoca bir gazetenin koskoca bir genel yayın müdürüsün, dolduruşa mı geldin? Neden şu ömrünün son deminde açıkça söyleyemiyorsun? Korktuk, gazetenin ilişkileri açısından böyle yapmamız gerekiyordu.Sayende Türkiyenin bir numaralı gazetesi en az güvenilir gazete olmaya doğru yol aldı. Övünebilirsin!

Ahmet Kayayı linç etmek için gerekli her şeyi hazırladınız. Ne demişti sadece: Kürtçe bir kaset çıkaracağım. Onu linç ettiniz, yurtdışında vatan hasretiyle yanan yüreği dayanamadı. Peki, siz ne yaptınız? Mezarının başına gidip günah çıkardınız. Bataklığa ne çok pislik attın ey vatandaş!

Neymiş, Suriyede Esada karşı savaşanlar özgürlük savaşçılarıymış”. Başbakanımız onları böyle görüyor, aynı Başkanımız kendi dağlarında savaşanlar için gerilla sözcüğünü kullananları vatan haini ilan ediyor. Özgürlükler açısından baktığınızda onlar da özgürlük savaşçısı, terörist değil!

Gene Başbakan ve cümle AKPliler, demokrasi sözcüğünü ağızlarından düşürmüyorlar, sonunda bu sözcüğün de içi boşaldı tıpkı aşk sözcüğü gibi ve bu demokrasinin ağızlardan düşmediği ülkede, bir yığın seçilmiş, ne olduklarını bilmedikleri davalardan içeride yatıyor. Hak istemek için ağzını açanlar, anında ya biber gazıyla ya da padişahtan daha padişah polis tarafından gaddarca dövülüyor.

Yeter bu ikiyüzlülük, bataklık artık taşıyor ve usul usul kentlerin sokaklarını doldurmaya başladı.

Sokaklar, cennetin anahtarlarını satan din tacirlerinden, küçük kızlara tecavüz eden ve iki rekât namaz kılıp kızın karnını doyurduğunda da Tanrı katında günahsız sayılanlardan geçilmiyor.

Sokaklar, hiçbir ihtiyaçları olmadığı halde reklamlardan sersemlemiş bir halde 12 ay taksitle pırlanta yüzük almaya koşanlardan geçilmiyor.

Sokaklar, evli, mutlu ve iki çocuklu; bir de köpekli ailelerden geçilmiyor. Hiç kimse aynaya bakmaya gerek görmüyor. Kocalarının sözünden çıkmayan, bunu pek bir marifetmiş gibi göğüslerini gere gere anlatan kadınlardan geçilmiyor. Hele koca bir de eve çok para getiriyorsa... Ne olmuş? Tabii ki onun sözü geçer.

Sokaklar, sabahın dördünde bir köşede uyuşturucunun etkisiyle uyuyan genç kızlardan, genç erkeklerden geçilmiyor.

Ve tüm bunları düzeltmek için okullara peygamberin hayatını zorunlu ders olarak koymak yetmiyor.

Bizim usuldan bu bataklıktan kurtulma yollarını bulmamız gerekiyor, bazıları bataklıkta boğulacaklar ama -şimdi tam sırası- beni çok etkileyen bir filmden söz edeceğim. Daha önceleri de ettim. Bir Norveç filmiydi ve beş ayrı yönetmen tarafından hayata geçirilmişti. Her yönetmen, ülkesindeki partileri anlatan birer film çekmişlerdi. Ben, Komünist Partiyi anlatan son filmi anlatacağım. Yaşlı komünistler, her yıl olduğu gibi o yıl da 1 Mayısta toplanıp hem anılarını tazelemek hem de birlikte olmak için bir dağ yürüyüşü düzenlerler. İçlerinden bir ikisi ölmüştür. Enternasyonali söyleyerek yola koyulurlar. Birden bir bataklıktan imdat sesi gelir; yakına geldiklerinde görürler ki çok genç ve güzel bir kız bataklıkta usul usul batıyor. Hemen karar verirler, el ele tutuşarak kızın yanına varırlar ve kızı bataklıktan kurtarırlar. Kız onlara el sallayıp uzaklaşırken görürler ki usul usul bataklığa saplanıyorlar. Yolu yok ölecekler ve el ele tutuşup Enternasyonali söyleyerek usulca bataklığa gömülürler.

Ne demiştik? Bataklık da kurur bazılarının ölümü pahasına...

Tümü Işıl Özgentürk - Son yazıları

Bir çınarın gölgesinde Ağlasun Ayşafağı* 11 Ağustos 2019 Paz
Evet işgal! 4 Ağustos 2019 Paz
Bir rahat yok! 28 Temmuz 2019 Paz