Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

‘Diktaya birkaç adım kala…’

29 Ekim 2015 Perşembe

Seçim tarihimizin” en kritik sandık randevusuna iki gün kaldı.
İki gün, yani 48 saat... Diktaya giden yolla “özgürlük” arasındaki mesafe özetle bu kadar kısa, sade 48 saat olabilir...
Independent’ın Ortadoğu muhabiri Patrick Cockburn bu yaşamsal 1 Kasım seçimleri öncesinde “Türkiye’nin diktatörlüğe birkaç adım mesafede” olabileceğini yazdı.
Financial Times gibi büyük gazetelerin Ortadoğu muhabirliğini de yapmış olan bu deneyimli isim; görmüş, geçirmiş ve bölgedeki tüm diktatörlük rejimlerini tanımış olan bir gazeteci.
Diktatörlüğe birkaç adım kaldı derken, neden bahsettiğini biliyor...
Türkiye’deki atmosfer de çoksesli ve renkli bir seçim ortamı olmaktan çok uzakta; bilfiil bir “ya hep, ya hiç” noktasına sürüklendiğimizi düşündürüyor.
Digiturk’ten 7 kanalın tek hamlede uçurulmasından sonra seçim arifesinde Koza Holding’in televizyonları ve gazetelerine de el kondu. Başlarına, yetmezmiş gibi iktidar partisinden temsilciler “kayyum” atandı.
Kampanya sırasında yaşananlar”, seçimlerden sonra olacakların teminatıysa nereye gittiğimiz belli...
TBB Başkanı Metin Feyzioğlu tabloyu; “Kimse kimseyi kandırmasın. Olanın algılanma şekli, Saray’ın muhalif medyaya el koyduğudur” diye özetliyor.

‘Herkes kapalı kutu’
Demokrasilerde seçim dönemlerinde “çokseslilik” artar, ortalık şenlenir. Bizde sessizlik artıyor, karanlık derinleşiyor. İnsanlar konuşmaya ve oylarını açıklamaya korkuyor.
Bu sabah konuştuğum bir taksici durumu; “Abla bu kez farklı. Herkes kapalı kutu oldu!” diye açıklıyor: “Eskiden müşterilerle hararetli siyaset tartışmaları olurdu. İnsanlar konuşmaya korkuyor, kime oy vereceklerini açıklamak istemiyorlar.
Yalnız “konuşmak” değil, çoğumuz evden çıkmaya bile isteksiziz...
İstanbul’un kalbindeki alışveriş merkezleri -misal- bomboş.
Nişantaşı Cities”de hafta sonu in cin top oynayan mağazalardan birinde sohbet ettiğim satıcı bir kız; “Ankara katliamından sonra müşterilerin ayağı bıçak gibi kesildi” diyor: “Müşteriler bir tarafa, kendim işe gelip gitmeye korkuyorum. Metrobüse binerken her gün ‘ya bir şey olursa’ düşüncesiyle içim çekiliyor.
Bu sessizlik, korku ve güvensizlik iklimini; TV’lerde artık seçim kampanyası adına sadece iktidar temsilcilerinin yükselen sesi ile onların savurdukları tehditler tamamlıyor.
Bir daha seçim olur; bakın ona göre!” diye tehdit ediyor vatandaşı örneğin biri...
Bir başkası “Koalisyon çıkarsa size kömür dağıtmak, engellinize bakmak, yeşil kartlınıza ilaç vermek zor olur. Evladınıza iş bulamazsınız!” diye seçmenleri korkutuyor.
Özgür habercilik yapabilen ender kanallardan birinde Erdoğan’ın, tam seçim arifesinde Güneydoğulu aşiret reislerini Saray’a topladığını öğreniyoruz.
Kürt oylarını denetlemesi istenen “Güneydoğulu aşiret reisleri” Saray’a “kanaat önderleri” olarak davet edilmişler.
TV kanalları ve de gazetelerin “blok” olarak sansürlendiği yerde, “kanaat önderliği” de eh tabii sarıklı “aşiret liderlerine” kalıyor...

Yüz yıllık bahsin seçimi
İnsana “Bu kötü bir rüya olsun. Uyanayım ve bunların kâbus olduğunu anlayayım” dedirten bu tam gaz “geri vites” ortamında, Abdurrahman Dilipak’tan Erdoğan’ın “hilafete” hazırlandığını öğreniyoruz.
Erdoğan’ın başkanlık sistemine geçmesi halinde halife olacağını” ilan eden Dilipak; RTE’nin “Beştepe’de İslam ülkelerine temsilcilikler açacağını” belirtiyor.
Bugün Cumhuriyetin 92. yılı...
Cumhuriyet “halk egemenliğinin” adı, “mutlakiyetçiliğin” sonuydu.
1 Kasım’ı kaybedersek soluğu “92 yıl” öncesinde alacağız.
Bu yüz yıllık bir bahsin seçimi.
Mutlaka sandığa gidin. Ve oyunuzu bu devasa “yüz yıllık hesaplaşmanın” bilinciyle kullanın.

Tümü Nilgün Cerrahoğlu - Son yazıları

Sisi ve Mısır’ın sırları 29 Mart 2018 Per
Üst akıl: Cambridge Analytica 25 Mart 2018 Paz
Fransa’nın utancı Sarkozy 24 Mart 2018 Cmt