14. Ulusal Sosyal Bilimler Kongresi
Ergin Yıldızoğlu
Son Köşe Yazıları

14. Ulusal Sosyal Bilimler Kongresi

23.11.2015 06:00
Güncellenme:
Takip Et:

Türk Sosyal Bilimler Derneği’nin her iki yılda bir düzenlediği Ulusal Sosyal Bilimler Kongresi’nin on dördüncüsü Ortadoğu Teknik Üniversitesi Kültür ve Kongre Merkezi’de 23-25 Kasım tarihlerinde gerçekleştiriliyor.
Bu yıl derneğin tamamen kendi olanaklarıyla düzenlediği, kongrede sosyal bilimlerin tüm alanlarını kapsayacak biçimde programlanan 94 oturumda 620 bildiri sunuluyor. Türkiye, bölge ve dünya çok zor, tehlikeli bir dönemden geçiyor. Gündemde ekonomik siyasi, jeopolitik krizler var. Ne yazık ki bu krizlerin aşılmasına ilişkin ortada tatmin edici çözüm önerileri, projeler yok. Üstelik hemen her yerde değişen yoğunluklarda, ama özellikle ülkemize, böyle çözüm önerilerinin, projelerin oluşması açısından olmazsa olmaz eleştirel düşünce, araştırmacı, yorumcu gazetecilik ağır ve artan baskılar altında ayakta kalmaya, üretmeye, toplumsal görevini yerine getirmeye çalışıyor.
Eleştirel, özgür düşüncenin ufkunun hızla kararmakta olduğu “vakitlerdeyiz”. Bu kongre, sunduğu özgür tartışma, bilimsel alışveriş platformuyla, bu “karanlık vakitlerde” içeriye ışık girmesine olanak sağlayacak çok ender bir çatlak açıyor. Büyük bir öneme sahip, çok değerli bir gelenek, girişim var karşımızda.

Düşünce, ifade, adalet
Aristoteles’in Politika başlıklı çalışmasının I. kitabının, 2. kısmında insanların politik hayvanlar olduğunu vurguladığı bölümü sanırım çoğumuz kolaylıkla anımsayabilir. Doğada insan konuşma yetisine sahip olan tek hayvandır. Tüm hayvanlar, acıyı ya da hazzı ifade eden türlü sesler çıkarabilirler. Ancak insan farklıdır, konuşma yetisi, insana yararlı olan, zararlı olan üzerine dolayısıyla adalet üzerine düşüncelerini, taleplerini konuşma olanağı sağlar.
J. Ranciere, Aristoteles’in bu saptamasına, Platon’un, zanaatkârlar, emekçiler ile ilgili saptamasını da ekler: Zanaatkârlar ve işçiler yalnızca yaptıkları işleri yaptıklarından, ne işin yapıldığı yerden ayrılmaya ne de başka bir iş yapmaya, örneğin adaletten konuşmaya, siyasete, devletin yönetimine katılmaya, zaman (olanak) bulamazlar.
Bu saptamalar bize, siyasetin özünü oluşturan, adalet, özgürlük, devlet yönetimi alanlarında, egemen sınıflarla egemenlik altında olanlar arasında oluşan “üç sınır” (limit) üzerinde düşünme olanağı veriyor.
Birincisi: Toplumun içinde konuşulabilenin sınırları; diğer bir değişle konuşmanın anlamlı kabul edilebilmesi için, içinde kalması zorunlu olan alanın sınırları. Bu sınırın dışında kalan konuşmalar, anlamsız sesler olarak kabul edilecektir. İkincisi ve üçüncüsü de, bu konuşma pratiğinin yapılabilmesi için gerekli zamanın ve mekânın toplumdaki dağılımıyla ilgilidir. Toplumda uygun görülen zamanın içinde konuşmayanların, konuşacak mekândan yoksun olanların sesleri de anlam kazanamayacaktır.
Egemen sınıflarla egemenlik altında olanların arasındaki çekişme hep bu sınırların andaki durumu üzerinde sürer. Egemen sınıflar bu sınırı eleştirel düşüncelerin toplumda duyulmasını engelleyecek, anlam kazanmasını önleyecek biçimde daraltmaya çalışırken ezilenler seslerini toplumda duyurmak için bu sınırları genişletmek, konuşacak zamanlar ve mekânlar edinmek için mücadele ederler.
AKP’nin ve siyasal İslamın Türkiye’deki 13 yıllık iktidarı hep bu sınırların, eleştirel, hatta farklı “öteki”, düşünceyi dışlayacak biçimde aşamalı olarak daraltılmasıyla geçti. Şimdi gelinen noktada artık, adaletin ve siyasetin kuramlarının konuşulduğu sosyal bilimlerin, adalete ve siyasete ilişkin yetersizliklerin sergilendiği medyanın, bunların ifade edildiği meydanların ve sokakların, TV kanalları susturularak zamanın, hızla yok edilmekte olduğu bir dönemdeyiz. Siyasal İslam toplumda kendisinden başka konuşan bir ses bırakmamakta son derecede ısrarlı görünüyor.
Böyle bir dönemde, ekonomiden siyasete, uluslararası ilişkilere, etnik, dini kimliklerden feminizme, felsefeden sanata, edebiyata, tarihe, sağlık ve çevre sorunlarına kadar toplumun ve kültürün bütün alanlarını kapsayan konuların özgürce tartışılabileceği bir platform olarak, 14. Ulusal Sosyal Bilimler Kongresi son derecede önemli bir fırsat!  

Yazarın Son Yazıları

250 yaşında, hasta adam

Amerika’da başkanlar görevi devralırken hemen her zaman John Winthrop’un ünlü, “Yeni Kudüs”, “istisna ülke”, “aşikâr yazgı” (manifest destiny) vaazını (1630) anarlar.

Devamını Oku
02.07.2026
NATO zirvesi-genel çerçeve denemesi

NATO Ankara Zirvesi, ittifakın stratejik yöneliminde yapısal bir değişimi yansıtıyor.

Devamını Oku
29.06.2026
Caligula, Trump, Musk üzerine spekülatif düşünceler

Amerikan toplumunda Roma İmparatorluğu’nun çürüme, çöküş aşamasını anımsatan bir dönüşüm yaşanıyor.

Devamını Oku
25.06.2026
Versay’dan sonra yeni jeopolitik

7 Haziran 2026’da Versay Sarayı’nda ve Tahran’da eşzamanlı imzalanan 14 maddelik İslamabad Mutabakatı, İran-ABD savaşını resmen durdurdu

Devamını Oku
22.06.2026
Apartheid şimdi küresel

Sonuçta yeni Apartheid, duvarlarla değil, yaşamın dolaşımını düzenleyen görünmez mekanizmalarla kuruluyor. Bir tarafta sermaye, veri, mineraller ve su için sınırsız hareket; diğer tarafta insan için sınırlı hareket, sınırlı hak, sınırlı nefes. Küresel düzenin hakikati şu: Artık-değer çevrede üretiliyor, fakat yaşamın güvenliği merkezde korunuyor. Bu yüzden Apartheid artık küresel; sermayenin düzeni ise hem ekonomik hem biyopolitik hem de biyo-ırkçı.

Devamını Oku
18.06.2026
Buradan nereye?

Tren bu istasyona, Gezi Parkı, gar katliamı, “darbe”, mühürsüz oy pusulaları, İstanbul Belediye seçimleri hezimeti, tutuklamalar, gizli tanıklar, uydurma kanıtlar, büyük kitlesel mitinglerin yarattığı korku duraklarından geçerek geldi.

Devamını Oku
15.06.2026