Şimşek: Çare değil semptom

22 Nisan 2024 Pazartesi

Hazine Bakanı Mehmet Şimşek’in İMF/Dünya Bankası toplantısı için Washington’dayken, “Türkiye: Değişken Küresel Ekonomide İleriye Doğru Gitmek” başlıklı etkinlikte yaptığı konuşma, Murat Yetkin’in Dünya Bankası Türkiye Müdürü Humberto Lopez ile yazışması (https:// yetkinreport.com) karşımızda, yıkıcı sonuçlar üretecek anakronik bir neoliberal klişe olduğunu gösteriyor.

ŞİMŞEK VE LOPEZ

Bugün dünya ekonomisinin durumu, Türkiye’nin durumunun (dolayısıyla sorunlarının), neoliberal politikaların krizi kısmen yönetebildiği 1980’lerdeki ve 2000’lerin başındaki durumlarına benzemiyor. Örneğin o dönemlerde gelişmekte olan ülkelere sermaye girişi artıyordu, son yıllarda çıkış artıyor. (Adam Tooze, Chartbook, 277)

Ancak Türkiye’de egemen sermaye hala uluslararası sermayenin değerlenme devrelerine bağımlı. Son birkaç yıldır ülkede yerli sermayenin değerlenme süreçlerini durma noktasına doğru sürükleyen bir ekonomik model ve dış kaynak sıkıntısı yaşanıyor. Yerli egemen sermayenin de “Bu dış kaynak sıkıntısı acilen, ne pahasına olursa olsun aşılmalıdır” noktasına geldiği anlaşılıyor.

Bağımlı ülkelerin ekonomilerinin (ve yerli sermayenin) uluslararası egemen sermaye ile ilişkisini (kullanılabilirliğini) düzenlemekle görevli IMF ve Dünya Bankası da aynı yönde düşünüyorlar. Şimşek, bir “cool bürokrat” (Gramsci’den filan alıntı yapıyor...) olarak bu “paradigma” içinde hareket ediyor. “Bürokrat” kavramını boşuna kullanmıyorum. Şimşek ağzını açtığında dışarı, yeni fikirler değil, ezberlenmiş neoliberal klişeler dökülüyor: Enflasyonla mücadele, bütçe disiplini.

Şimşek ve Lopez enflasyonla mücadele üzerinde odaklanıyorlar: Enflasyon geçim sıkıntısı krizini ağırlaştırıyor ancak kurtulabilmek için “Biraz sıkıntı çekmek gerekecek” diyorlar. Çare olarak önerdikleri, para ve maliye politikalarına bakınca bunların çare değil, uluslararası mali sermayeyi Türkiye’nin “kullanılabilir” bir ülke olduğuna ikna etme çabalarının semptomu olduğu görülüyor. İlk sırada, tüketimi, yatırım harcamalarını, hatta üreticilerin işletme sermayesinin döngüsünü yavaşlatmak pahasına reel faiz pozitif (enflasyon oranından yüksek) alana çıkarmak var. İkinci sırada da bütçe disiplini.

Reel faizler uluslararası spekülatif sermayeye cazip değerlenme olanakları sunacak. Bütçe disiplini de kaynakları borç servisine yönlendirmek için, kamu harcamalarında (bakanlık bütçelerinde), sosyal yardım ve hizmetleri ilgilendiren alanlarda derin kesitiler ve halk üzerinde yeni vergiler anlamına geliyor. Kredi kartları, tüketici-konut kredileri gibi araçların ekonomik büyümeyi beslediğini düşününce, geçim sıkıntısı krizinin daha da derinleşmesini, ortaküçük üreticinin, müteahhitlerden siyasi bağlantıları zayıf olanların iflasa sürüklenmesini, rejimin yoksullarla, tarikatlar ve cemaatlerle ekonomik bağlarının kopmaya başlamasını bekleyebiliriz.

‘BİLİŞSEL UYUMSUZLUK’

“Bilişsel uyumsuzluk” da buradan kaynaklanıyor: Bir taraftan ülkede derin bir geçim sıkıntısı krizi var, diğer taraftan Şimşek bu geçim sıkıntısını ağırlaştıracak önlemlerden söz ediyor.

Yoksulluk derinleşiyor. İnşaat sektörü, yavaş çekilmiş bir tren kazası gibi çöküyor. Deprem alanı onarılmayı bekliyor. Rejimin ekonomik, kurumsal kapasitelerini çok aşan (savaş yayılırsa daha da büyümesi kaçınılmaz) bir sığınmacı nüfusu var. Dahası siyasal İslamın, 20 yıldır devlet ve toplum kaynaklarını edinmeye, birden fazla maaş almaya, makam arabalarına, vakıf ayrıcalıklarına alışmış asalak egemen sınıfı, bunların beslemek zorunda olduğu tabanı var.

Şimşek, bir taraftan verimlilik artırmaktan, küresel ısınma karşıtı önlemlerden, yeni teknolojik gelişmelere uyum sağlamaktan söz ediyor. Diğer taraftan siyasal İslam eğitim sistemini, yüksek öğretimi, bilimsel gelişmeyi, kadın haklarını sabote etmekle; Şimşek de sanayi politikalarını, küresel ısınmaya karşı mücadeleyi, teknolojik gelişmelere ayak uydurmayı sağlayacak olan ekonomik büyümeyi sabote etmekle meşgul.

Rejim hem Şimşek’in reçetesini uygulamak hem de toplumsal desteğini korumak, projesini geliştirmeye (anayasa filan) devam etmek istiyor. Bu “bilişsel uyumsuzluklar” da rejimin ve Türkiye kapitalizminin içinde olduğu çıkmazın bir semptomu olsa gerek.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Bir Ukrayna daha mı? 20 Mayıs 2024

Günün Köşe Yazıları