Köşe Yazısı

A+ A-

Bayram Sonrası Acılı Bir Sayfa

13 Ağustos 2013 Salı

Ne bayrammış ama sonunda bitebildi. Ama 9 yıl önce kayıplara karışan Tolga Baykal’ın annesi için dokuz yıldır bayram hiç olmadı ve o, cumartesi günü, Bartın’dan gelmiş, Galatasaray’da Cumartesi Anneleri’ne ve hepimize bu hiç bitmeyen acıyı haykırıyordu. Şöyle sesleniyordu:
“Adım Kadriye Ceylan. Kırklareli’ne bağlı İğneada’da, devletin erklerince zorla kaybedilen Tolga Baykal Ceylan’ın annesiyim. Oğlumun kaybedildiği tarih 10 Ağustos 2004. Bugün burada konuşmak çok zor. Evlatsızlığın acısıyla belirsizliğin kör karanlığında konuşmak her geçen gün daha da zor. Bundan tam 9 yıl önce oğlumun eve döneceği gün olan 10 Ağustos’ta işyeri telefonum çaldı. Telefondaki kısık, acılı ve boğuk ses ‘Yaz, 779 01 69’ derken telefon meşgule düşer. O gün duyduğum o ses oğlumun konuşabildiği, söyleyebildiği son sözler oldu. Ömrüm boyunca duymayı hayal ettiğim oğlumun sesi bir daha hiç gelmedi. Gelemedi. Sonrası yok. O son sesin ardından gelen korkunç acı, insanın aklını başından alan panik duygusu ve bitmek bilmeyen bir ıstırap ve özlem yaşamı 10 Ağustos 2004’te dondurdu. Yaralı bir güvercin gibi bir o yana bir bu yana savrulma zamanıydı ve o gün bugündür zaman 10 Ağustos 2004’te takılı kaldı. Bugün oğlumun kaybedilişinin 9. yıldönümü. Aynı zamanda bugün bir bayram. Ne diyebilirim şimdi. Nasıl anlatabilirim. Hiçbir bayramı kutlamadığımı, eve bayram şekeri bile almadığımı, bayramda herkesten kaçtığımı, hatta kapıya ‘Bayram kutlaması için zili çalmayınız’ yazdığımı. Zalimin bize yaptığı zulmü nasıl anlatabilirim. Buraya tam 9 senedir kutlayamadığımız bayramların hesabını sormak ve artık evine gelemeyen oğlumun hakkını aramak üzere Bartın’dan kalkıp geldim.

\n

\n

Yaşamın yüzü ileriye dönüktür. Yaşam ne geriye gider ne de geçmişle ilgilenir. Ancak kayıp insanlar ve yakınları istisnasıdır bu gerçeğin. Kayıp insanların yakınları sanki hep geçmişte yaşıyor gibidir. Tolga, 2004 Ağustosu’nda devletin güçlerince zorla kaybedildi. Kaybedildiğinde gencecikti, 24 yaşındaydı. Bu tarihten sonra oğlumun yaşamı bir saniye bile ileri gidemeden 10 Ağustos’a takılı kaldı. Bir dakika bile ileri gidemeden biz ana oğul 9 yıl öncesinde donakaldık. Hep gerideki yaşantılara, geri geri sardı zaman. Oğlumun elleri kitaplarında, benim ellerim oğlumun kızıl sakalında donakaldı. Zaman, bir saniye bile ilerlemeden oğlumla oynadığımız oyunlarda sabit kaldı. Önümüzdeki satranç hep açık kaldı. Şahımız aynı yerde, kalelerimiz aynı yerde, milim kıpırdatamadık yerinden. Hiç başka rüzgâr esmedi yüzümüze. Üstümüze başka güneş doğmadı. Ana-oğul kol kola 2004 Ağustosu’nda asılı kaldı yaşamımız. Tabaktaki yemeğimiz, kaşığımız, çatalımız öylece masanın üzerinde kalakaldı. Oğlumun gözkapakları hiç kıpırdamadan, öylece sevgi dolu ve dupduru hep aynı baktı. Bazan yalvarıyorum resmine ne olur donmuş gibi durma, bir kıpırda diyorum, ama nafile değişmiyor gülümsemesi. Hâlâ aynı gülümseme yüzünde. Takvim 10 Ağustos 2013 olmuş, lakin bizim yaşam takvimi hâlâ 2004 Ağustosu’nu gösteriyor. Tolga hâlâ 24’ünde. Bugün, bu bayram ana-oğul kol kola biraz daha uzaklaştık yaşamın ilerisinden. Biz kayıp anaları hepimiz bir bozuk plak gibi kayıplarımızın doğumu ile kaybedildiği an arasında gidip geliriz sürekli. Bugünümüz yok, yarınımız yok. Sorarım şimdi insanların yaşamlarının yüzünü geriye döndürmeye kimin ne hakkı var. Hangi güç verir bu hakkı. Tanrılar mı? Adalet mi? ahakla kaybetti evlatlarımızı, kim hangi hakla aldı bayramlarımızı, sevinçlerimizi, geleceğimizi elimizden.
Aslında bizler Cumartesi Anneleri biliriz cevabı ya, sorarız yine de. Bu soru bizim isyanımızdır, direnişimizdir aynı zamanda. Dün bu ağır insanlık suçunu işleyenler, bugün de saklanma gizlenme gereği duymadan aynı suçu işlemeye devam ediyorlar. Sadece biz Cumartesi Anneleri değil, tüm ezilenler olarak topyekûn, bu suç kimden gelirse gelsin evlatlarımızı zorla kaybeden katillere ‘hangi hakla’ sorusunu sormadığımız sürece aynı suçu işlemeye devam edecekler. Bu ağır insanlık suçlarını işleyenler hiç değişmedi. Değişen tek şey coğrafya değiştirmeleri olabilir sadece. Seyhan Doğan ile Tolga’nın kaybedilişi birbirinden bağımsız değildir. Sabahattin Ali, Cemil Kırbayır, Hasan Ocak, Talat Türkoğlu, İsmail Bahçeci hepsi, bütün gözaltında kaybedilen insanlarla Tolga’nın kaybedilişi birbirinden bağımsız değildir. Birçoğumuzun zannettiği gibi dönemin yeni bir dönem olmadığını yaklaşık 2 ayı aşkındır devam eden Gezi Parkı Direnişine tanıklık ederek görüyoruz. İktidarın direnişçilere uyguladığı ağır şiddetin bilançosu 8 bin yaralı, birçok organ kayıpları ve 9 ölüm. Hapishanelere sığmayacak çoğunlukta gözaltı ve tutuklamalar. Ve hâlâ da devam etmekte. Gezi Parkı’nda öldürülen canlar ve binlerce yaralı Tolga’nın kaybedilişinden bağımsız hiç değildir. Gerek oğlumun Gezi Parkı’nda direnen çağdaşları olsun, gerekse geçmiş dönemlerdeki kayıplar olsun hepsi aynı düzenin kurbanlarıdır. Sistem aynı sistem, katiller yine katil, kurbanların akıbeti de aynı olduğu halde dönemin adı kendilerince ‘ileri demokrasi’ olarak değiştirilmek istenilmektedir. Yani bir yaşındaki Ali’nin adını 2 yaşına girince Veli yapmak gibi. Yani Ali’nin Ali oluşunu adını Veli yaparak gizlemek, göz boyamak gibi. Dün de inkârcı, yalancı, talancı idiler bugün de aynılar. Değişen tek şey inkârda, örtbasta ustalıkları oldu sanırım. Onlar binbir surat gibi sürekli suret değişip kendilerini kamufle ediyorlar, bizleri kandırıyorlar.
Bir kayıp annesinin bizlere seslenişini okudunuz. Yerimin kısıtlı olması nedeniyle, Tolga için yapılan hukuk mücadelesini sizlere aktaramadım, ama siz internetten bu mücadelenin ibret dolu hikâyesini okuyabilirsiniz. Ve 16 yıldır her cumartesi günü Galatasaray’da toplanan Cumartesi Anneleri’ne katılıp kayıp hikâyelerini dinleyebilirsiz. Bu ülke ne yazık ki
Berfo Ana’larla dolu.

\n

Tümü Işıl Özgentürk - Son yazıları

Kırılan sandalye ve aklıma gelenler... 15 Eylül 2019 Paz
‘Ödüm patladı’ ve ‘Susamam!’ 8 Eylül 2019 Paz
Bir 30 Ağustos daha geçti… 1 Eylül 2019 Paz