Dış politikayı tartışma hakkımız

07 Aralık 2015 Pazartesi

Gazetecinin haber değerinde olan her şeyi yayımlama hakkı bir yana, dış politikayı tartışma hakkımız var, ama işin bu yanı yeterince vurgulanmıyor. Türkiye’de hiçbir dönem dış politika hakkıyla tartışma konusu olmadı. Resmi politikalara itiraz hep “milli çıkarlar” tezi ile “hainlik”, “düşmanla işbirliği” sayıldı.
Cumhuriyet’in ilk dönemi zaten tek parti rejimi idi, hiçbir şeyi tartışma konusu yapmak mümkün değildi. Çok partili döneme geçildiğinde, durum değişmedi, sadece iktidarın “doğru”ları ve “tartışılmaz” kabul ettikleri değişti, sokak ağzı ile dış siyaset konuşma ortamı oluştu, o kadar. Burası, DP döneminde, II. Dünya Savaşı’ndan uzak durmanın “erkekliğimizle oynanmakla”, “pısırıklıkla” itham edildiği, diğer taraftan apar topar Kore’ye asker göndermenin tartışılmaz sayıldığı bir ülke. Kemalizmin ötesinde, sağ milliyetçilik, her tür itirazın önüne “milli menfaat/çıkar” bahanesini çıkardı; “milli çıkar” nedense hep iktidarlar dışında kimsenin kavrayamadığı bir şey olarak algılatıldı. Nihayetinde, CHP ve MSP koalisyonunun Kıbrıs müdahalesi, tam bir milliyetçi sentezleme oldu, her iki cenah da “Kıbrıs fatihliği”ni paylaşamaz hale geldi. O nedenle, Kıbrıs’ta olanların Soğuk Savaş dünyasındaki anlamı bugün bile “dokunulmaz, konuşulmaz” bir konu olmaya devam ediyor.

Gizli kapaklı iş çevirme
Askeri rejim dönemini mevzu bile etmiyorum, onu takip eden dönemde, Özal’ın vizyon sahibi diye kutsanan “sivil siyaset”inin ufku ise hâlâ fazlasıyla milliyetçi bir dış politika yaklaşımı idi. “Çin’den Adriyatik’e Türk Dünyası” ve Ortadoğu’da “bir koyup beş almak” hayali dış politikada milliyetçilik ve hatta “irridentizm”in (sınırlar ötesi siyasi hedefler) aldığı yeni halin ifadesinden öte bir şey değildi. Onu daha içerde ve dışarda, koyu ve karanlık bir milliyetçi siyaset dönemi takip etti. ASALA’ya karşı Avrupa’ya paramiliter güç göndermenin içerdeki uzantısını Susurluk’ta daha iyi görmüştük. Sonradan “Ergenekon’la mücadele”ye girişen AK Parti’nin lider kadrosu o zaman REFAHYOL iktidarının siyasetçileri idi, ama o döneme kimse geri dönmek istemedi. Oysa Ergenekon meselesi, milliyetçi iddialı dış politika adına gizli kapaklı iş çevirmenin iç politikadaki bedeli açısından çok önemli bir örnek teşkil ediyordu.
Şimdi, yine “Yeni Türkiye” inşasının “yeni resmi dış politikası”, demokratik tartışma dışında tutulmaya çalışılıyor. İktidardakiler iddialı dış politika adına Suriye savaşına bulaştılar, kısaca “Neyi niçin yaptığımızı sormayın, kurcalamayın, itirazı olanı yakarız” diyorlar. Bu uğurda son olarak Rusya ile neredeyse savaşa tutuşulmuş vaziyette. Dahası, durup biraz düşünmek yerine, çivi çiviyi söker mantığı ile son olarak Musul’da yeni hamleler peşindeler. Hâlâ bizden beklenen suspus oturmamız, “Neyi, niçin yapıyorsunuz, yaptıklarınızı doğru dürüst anlatın ki tehlikeli bir macera içindeyiz kuşkusundan kurtulalım” demek “Moskof ağzı ile konuşmak”, “Putincilik”, “beşinci kol” olmakla itham ediliyor.

İktidar izahat yapmalı
Başkalarını bırakın, iktidarın çok sevdiği Suriye Türkmen Meclisi Başkanı Abdurrahman Mustafa, Hürriyet’e verdiği röportajda (25 Kasım 2015), “TIR’lar ile silah geldi mi size Türkiye’den?” sorusuna cevaben “Bu uluslararası savaş suçudur. Bunu söyleyemem” diyor. Başkasını bilemem, ben Türkiye’nin “savaş suçu” sicilini kendi eliyle yazmasına bigâne kalamam, bugünlerin yarını da var, yarın müttefiklerinizin karşınıza savaş suçu ithamı ile çıkmayacağını nereden biliyorsunuz? Sahi Türkiye savaş suçu işliyor mu, nedir tüm bu olup bitenler? Sormayacak mıyız? Yüzde elli oy almış olmak, tüm ülke adına büyük ve sonu belirsiz maceralara girme hakkı vermez. Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz, göz göre göre bir savaşa bulaşmaya itirazı olanlarımız var ve iktidar itirazları dinlemek, izahat yapmak zorunda.

Kaygım artıyor
Son olarak, mevcut dış politikayı körü körüne destekleyen ve bir adım ötesinde savaş çığırtkanlığı yapanları gördükçe kaygım artıyor. Bu adamların çoğunun dünyadan haberi olmadığı gibi, değil ülkesi adına büyük fedakârlıklara katlanmak, kimi üç sabah erken kalk deseniz üşenecek, kimi en küçük kazanımını feda etmeye yanaşmayacak adamlar/kadınlar. Fazladan kendi nefislerine ağır geleni tüm toplumdan bekleyen, sorumsuz insanlar. Tarihin her döneminde, her ülkede böylesi hezeyan sahipleri vardır; acı olan, halihazırda bu hezeyanların rehberliğinde sonu gelmez işlere kalkıştığımız kuşkusu. Böylesi bir dönemde, her zamankinden çok ciddi bir dış politika tartışmasına girişmek ve bu hakkımızı savunmak zorundayız. Yoksa bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete!  



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

‘Yeni devlet’ 7 Ağustos 2017

Günün Köşe Yazıları