Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Frankfurt Kitap Fuarı ve Kazanılmış Haklar...

11 Ağustos 2008 Pazartesi

Geçen pazar, Frankfurt Kitap Fuarında Konuk Ülke Türkiye programında gala konserine ilişkin yapılan değişikliği eleştirmiş, yazımın sonunda bu hafta yazarların katılımı tartışmasını ele alacağımı belirtmiştim ya Bir hafta boyunca telefonum durmadı. Okur, yazar ya da gazeteci dostlar, eksik olmasınlar, sorup durdular: Kim gidiyor / kim gitmiyor / protesto edenler / etmeyenler / kim düşman / kim bizden Nasıl da liste meraklısıyız Nasıl da takım ruhu içinde hareket etmeye bayılıyoruz!

Daha önce bu sayfalarda okudunuz. O nedenle özetliyorum: Kimi yazarlar AKP ve Kültür Bakanlığının politikalarını gerekçe göstererek Frankfurt Kitap Fuarına davetli oldukları halde katılmayacaklarını belirttiler. Buna karşılık Fuar Ulusal Yürütme Komitesi ve Türkiye PEN Yönetimi bir açıklama yaparak, Frankfurt Kitap Fuarının devlet ve hükümetler arası değil, yayın dünyasının bir etkinliği ve organizasyonu olduğunu; yazar örgütlerinin temsilcilerinden oluşan Yazarlar Komitesine bakanlıktan herhangi bir müdahale olmadığını vurguladı.

Bu gelişmeler olurken, kimseye saygısızlık etmek istemem, ama içimden, şu sorular geçiyordu:

İçimdeki sorular:

- Medyamızın Kim katılacak, kim katılmayacak / Kim protesto ediyor, kim etmiyorsorusu, çok yanlış bir soru değil mi?

- Doğru soru Kazanılmış haklardan vazgeçmek mi, geçmemek mi diye sorulmamalı mı?

- Frankfurt Kitap Fuarında Türkiyenin konuk ülke olması, yılların çabası ve birikimiyle gerçekleşmedi mi?

- Hükümetlerden bağımsız olarak sayısız yazar ve yayın kuruluşunun çabası, emeği, azimli çalışması, verdiği savaş, şimdi beğenmediğimiz bir hükümet var diye yok mu sayılsın?

- Türkiyenin konuk ülke olması, bu yazar ve yayın kuruluşlarının mücadelesiyle elde edilmiş bir hak değil midir?

- Yoksa bu durum AKPnin marifeti ya da Ertuğrul Günayın başarısı diye vahim bir yanlış mı yapılıyor?

- Ha, diyeceksiniz ki, bu yıl devlet bütçesinden bu olaya pay ayrıldı. Elbet ayrılacak! Hangi hükümet olsa ayrılmayacak mıydı? Bunun bir lütuf değil, toplumsal bir hak olduğunu bilmiyor muyuz?

- Şimdi, kazanılmış bu haktan neden vazgeçelim ya da Feyza Hepçilingirlerin deyişiyle, bu hakkı neden AKPye armağan edelim?

- Katılımın içeriğini oluşturanın, yayıncılar ve yayıncılık aracılığıyla edebiyatçılar, sanatçılar, yazarlar, özetle bu ülkenin kültürel birikimi olduğunu bilmeyen var mı?

Sonra aklıma ve yüreğime şöyle sorular da düşüyordu:

- Bugüne dek sayısız kitap fuarına katılanlar, gelmiş geçmiş tüm hükümetlerin ve tüm kültür bakanlarının politikalarını onaylıyorlar mıydı?

- Geriye dönüp araştırmadım, ama 12 Eylül döneminde, faşist cuntayı protesto etmek için Frankfurt Kitap Fuarına katılmayanlar kimlerdi?

- Ülkemizde parayı veren düdüğü çalar zihniyetine kimi politikacılar, parti bezirgânları, kimi bürokratlar ve kapıkulları kapılabilir; yazar, yayıncı, eleştirmen ve sanatçının has olanının parayı verenle düdüğü çalma arasında bağ kuramadığını; özgür iradesiyle dilediği gibi, bedelini ödemeyi göze alarak konuştuğunu, yazdığını, kendini ifade ettiğini bilmez misiniz?

Soruları çoğaltabilirim Ama gereksiz. Yukarıda belirttiğim açıklamanın son paragrafı şöyle. Yürekten katılıyorum.

Yazarların sesine güvenmek

Benimsenen anlayış, Türkiyenin konuk ülke olması fırsatını, asla bir diplomatik-turistik-folklorik tanıtım ve güzelleme vesilesi olarak görmemek; tersine, Türkiyenin yayıncılık deneyimini, edebiyat ve düşünce birikimini bütün yelpazesiyle görünür kılarak değerlendirmektir. Görünür kılınmasından ürkmeyeceğimiz bu gerçeğe, elbette, düşünce ve ifade özgürlüğünden okuma oranlarının düşüklüğüne varıncaya dek pek çok sorunumuz da dahildir. Bu bakımdan Frankfurt Kitap Fuarı, Türkiye yayıncılığının ve edebiyatının, kendi muhasebesini yapması için de bir vesile olabilir, olmalıdır.

Bu büyük uluslararası platform, yazarların, edebiyatların, kitapların bu büyük buluşması, bir hükümet girişimine indirgenemez. Tam tersine, kültür dünyamızın sansürsüz, siyaset ötesi temsili için elde edilmiş bir hak, bir platformdur. Bize düşen, eninde sonunda kitapların ve yazarların sesine güvenmektir.

Tümü Zeynep Oral - Son yazıları

Sayın bakalım, sayın... 18 Nisan 2019 Per
Seçim... Kara delik... Kitap... Ve bir inek... 14 Nisan 2019 Paz
Ekrem İmamoğlu’nu neden çok sevdik? 11 Nisan 2019 Per