Köşe Yazısı

A+ A-
Nilgün Cerrahoğlu

‘Düğün Günü’

1 Nisan 2014 Salı

Gelin de Stalin’in sözünü hatırlamayın…
“Oyları kimin verdiği değil, kimin saydığı önemlidir!” der Stalin.
Oy sayımı sırasında 22 ilde birden elektrikler kesilince bu ünlü Stalin düsturunu hatırladım…
Zifiri karanlıktaki oy sayımı fotoğraflarını birinci sayfaya yerleştiren Karşı gazetesinin manşeti, 30 Mart’ın kısa özeti gibiydi: “Karanlıkta Demokrasi”…
Güvensizliğin tavan yaptığı seçim gecesi değil sadece, bu kirli seçimin kampanyası da aslında “karanlıkta demokrasi”kavramına cuk oturuyordu:
Medya organları “Alo Fatih”e bağlanmış…
Liderin emriyle… demokrasinin olmazsa olmaz unsuru sayılan… muhalefet liderlerinin sözleri, TV ekralarındaki altyazılardan bile yok ediliyor…
Basın, muhalif unsurlar ve çatlak seslerden -dikensiz gül bahçesi misali!- arınmış…
Hapisteki gazeteciler; Çin, İran gibi azılı basın düşmanı ülkeleri bile geride bırakmış.
Sisteme yalnız böylece “sağlam irade” propagandası ile abanılmış…
Muhalefetin elindeki son oksijen kaleleri olan “Twitter”la, “YouTube” da sonunda karartılmış…
Yolsuzlukları araştıracak yargı, hallaç pamuğu gibi atılmış…
Seçmen, bu sürreel karartmada, “dostlar alışverişte görsün”hesabına… sandığa gidiyor…
Bilinçli tercihin oluşmasını engelleyen böyle demokratik seçim var mı?
Böyle seçim olur mu?
Olursa otoriter üçüncü dünya ülkelerinde olur…
30 Mart tipik bir üçüncü dünya ülkesi seçimi oldu.
Erdoğan’ın hani vaktiyle “AB olmazssa, Kopenhag kriterlerini Ankara kriterleri yapıp yolumuza devam ederiz!” şeklinde lafı vardı.
Ankara kriterlerinin” ne olduğunu son yerel seçimde tam gördük.
30 Mart gecesi konuşması “Ankara kriterlerinin” iyice artık görsel sunumu gibiydi.
Yolsuzluklara karışan kim varsa… “sağlam irade” yanında halkı “hodri meydan!” selamladı…

Majestelerinin muhalefeti isteniyor…
“Hodri meydan” bu kürsüden Başbakan “Yeni Türkiye’nin düğün gecesini” anons etti.
“Bugün yeni Türkiye’nin düğün günüdür!” diye üstüne basarak müjdeledi: “Artık eski Türkiye yok, eski tip ayrıştırıcı, kamplaştırıcı,kutuplaştırıcı muhafelete geçit yok!” diyerek özetle ekledi:
“77 milyona aynı dille konuşacak muhalefete ihtiyaç var. ...Muhalafet liderleri bu gece aynaya bakmalı ve kendilerine çekidüzen vermeli. CHP’ nin zayıf olduğu yerde MHP, MHP’nin zayıf olduğu yerde CHP adeta AKP karşısında kamplaştı da ne oldu? 40 çürük yumurta bir sağlam yumurta etmez. 77 milyonun her ferdi… tek vatan, tek millet, tek devlet adına kenetlenmeli!”
Bu sözleri dinlerken yıllar önce kendisiyle yaptığım “Demokrasi amaç değil araçtır!” röportajını (14 Temmuz 1996) düşündüm.
O tarihte Refah Parti’sinin İstanbul Belediye Başkanı olan Erdoğan, hiç unutmam bana şöyle demişti
“Türkiye’de iki tip insan vardır. Refah’lı olanlar ve Refah’a aday olanlar. Yakın zamanda Nilgün Hanım’ı da Refah Parti’sinde göreceğiz!”
“Yirmi yıldır aynı Erdoğan!” diye düşündüm… hiç zırnık değişmedi. Biricik fark… bugün elindeki gücün artık “mutlak” olması. Yaklaşım birebir aynı.
30 Mart zaferiyle hepten kanatlanan Erdoğan’a bakarken, şimdi artık “Türkiye’de iki tip insan vardır. AKP’li olanlar ve AKP’li olmaya aday olanlar!” diye düşündüğünü hissettim.
Böyle düşündüğü için “AKP karşısında kamplaştığını” ifade ettiği muhalif kesimlere uluorta sopa gösteriyor. “Erdoğan’ın balkon konuşması çok tehditkârdı” yorumunu yapan uluslararası medya bile, bu açık “inlerine gireceğiz” tehdidi karşısında dumura uğramış durumda.
Önce medyaya… ardından da yargıya ayar veren Başbakan’ın, şimdi muhalefete ayara kilitlendiği anlaşılıyor!

Cihad havası
30 Mart gecesi konuşmasının benim için en çarpıcı yanı buydu.
Diğeri şüphesiz, konuşmanın her paragrafına sinen “cihad”havasıydı.
Balkona “rabia” işaretiyle çıkan Başbakan; “tekbir” sesleriyle bölünen konuşmasında; Üsküp’ten Suriye’ye… Filistin’den Mısır’a… Bosna Hersek’ten Kosova’ya… kardeş Müslüman halkları “rakipsiz İslam lideri” havasında selamladı.
“Allah”a ve “ellerini, gönüllerini, dudaklarını duaya açan… nenelere, dedelere, çocuklara, gençlere, hanım kardeşlere” tekrar tekrar teşekkür etti…
Mitinglerinde yaptığı gibi tıpkı, ışığı görüp de yola gelmemekte ısrar eden muhalefete “40 çürük yumurta” aşağılamasıyla hitap ederken, tabanına her vesileyle “kardeşlerim!” muhabbetini esirgemedi.
“Ötekilere” nefret dili kullanırken, tabanına şefkat ve tevazuyu esirgemedi.
Konuşmanın çarpıcı diğer yanı tabii… “2023 hedefleri”bağlamında Cumhurbaşkanlığı yarışının başlangıcını müjdeliyor olmasıydı(!)..
Nereden baksanız ağır bir tablo…
Bu ağır tablodaki CHP’ye gelince; İstanbul ve Ankara’yı kaçırması ve psikolojik yüzde 30 barajının altında kalması tabii çok moral bozucu ama şaşırtıcı değil.
Yarış şartlarının bu derecede anormal ve antidemokratik olduğu bir yerde, bir ana muhalafet partisi kendisini ne ölçüde var edebilir?
Bu soru nesnel olarak masaya yatırılmalı.
Ve “kervan yolda düzülür” mantığı ile değil de, bu soruya gerçekçi yanıt veren stratejilerle yeniden yola koyulmalı.

Tümü Nilgün Cerrahoğlu - Son yazıları

Sisi ve Mısır’ın sırları 29 Mart 2018 Per
Üst akıl: Cambridge Analytica 25 Mart 2018 Paz
Fransa’nın utancı Sarkozy 24 Mart 2018 Cmt