Köşe Yazısı

A+ A-

Eze eze Batı’ya cevap...

15 Nisan 2017 Cumartesi

Sandığa gidin ki eze eze gelelim. Batı’ya cevap olacak, tamam mı?” dedi Cumhurbaşkanı Ordu mitinginde.
Hayır” diyeceklerin Cumhurbaşkanı tarafından böcek misali ezilmeye reva görüldüğü bir referendum yaşıyoruz.
RTE’nin “Türk usulü Başkanlığı”na destek veren seçmenler “milli irade”, itiraz edenler de “böcek” kategorisine giriyor bu durumda.
RTE acaba âlemi kör, herkesi sersem mi sanıyor? Dünya 16 Nisan referandumunun ne şartlarda yapıldığını ve nasıl bir güç tekelleşmesi içerdiğini bilmiyor mu?

Ömür boyu başkanlık
Karşılaştırmalı uluslararası demokrasi ve insan hakları araştırmaları ile tanınan Washington merkezli düşünce kuruluşu Freedom House’ta referandum için kaleme alınan son yazılardan biri -misal- içinde bulunduğumuz tabloyu şöyle çiziyor:
(Referandum) Erdoğan’ın diktatör olup olmadığı üzerindeki biçimsel tartışmayı sonlandıracak. Değişiklik geçerse, 63 yaşındaki (RTE) yaşamının sonuna kadar Cumhurbaşkanı olabilir. Erdoğan’ı desteklemenin adı ‘milli irade’… (Ne ki) ülkeye OHAL hâkim… 150 gazeteci hapiste… En büyük medya grubu Doğan, tehditler, davalar, tutuklamalarla sindirilmiş. Referandumu eleştirebilen yayınlar, sınırlı sayıda okura ulaşan sol ve Kemalist yayınlardan ibaret. Kamu düzenine tehdit görülen ‘Hayır’ kampanyaları engellenirken, Cumhurbaşkanı’nın başını çektiği ‘Evet’ yayınları tam gaz tüm TV’lerinde eşzamanlı dönüyor…
Sade “Freedom House” mu?
Dünyanın belli başlı yayın organları bu referandumun ısrarla hem hiç adil olmayan, eşitsiz koşullarda yapıldığına dikkat çekiyor; hem rejimin çoktan zaten bilfiil büyük ölçüde nitelik değiştirdiğine işaret ediyorlar.
Washington Post’ta örneğin dün “Erdoğan rejiminin Türkiye’yi şimdiye dek nasıl değiştirdiğini” irdeleyen geniş bir okur anketi vardı.
Türk okurların Erdoğan rejiminin hayatlarında yarattığı değişiklikleri birinci elden tanıklıklarla İngilizce ve Türkçe anlattığı uzun yazıda, hoşgörünün nasıl buharlaştığı, muhalefete tanınan alanın nasıl eridiği, farklı kimliklerin nasıl dışlandığı, demokratik kurumların nasıl ardı ardına yitirildiği, cadı avlarının nasıl olağanlaştığı, güç yoğunlaşmasının nasıl yozlaştığı ve korku atmosferinin telefonda konuşmayı engelleyecek ölçüde hayatın nasıl her cihetine sızdığı anlatılıyordu.

‘Seçilmiş diktatör’
WP’un, bu doğrudan tanıklıklara açtığı sütunlar Batı medyasında ilk değil.
İngiltere’den Guardian da benzer bir hamleyle okurlarından “tiranlık” olarak tanımladığı Türkiye’deki günlük yaşamlarını anlatmalarını istemiş; gelen önerilerle “tiranlıkta bir ayakta kalma rehberi” hazırlamıştı.
Diyeceğim o ki, “evet”ler elemtere fiş kem gözlere şiş… zafer sağlasa bile; “eze eze” devşirilecek bir meşruiyet görünmüyor ufukta.
Eze eze” gelmek için bastıran CB’yi, dünya, kendisine bu yolla “demokratik meşruiyet” sağlayan bir lider olarak değil; bilakis “tahammül yoksunu diktatör namzedi” olarak görüyor.
Uluslararası kamuoyunda son yıllara dek kinayeyle “Sultan” olarak anılan Erdoğan’ın adının, bundan böyle artık her latifeden arındırılmış “diktatör” şeklinde anıldığını görüyoruz.
Esip gürleyen bir RTE fotoğrafını kapağına yerleştiren “Economist”in son sayısı gene buna bir istisna değil. “Türkiye’nin diktatörlüğe kayışı” başlığını taşıyan derginin kapak yazısının altında ‘evet’lerin kazanması halinde Erdoğan’ın “seçilmiş diktatör” olacağı yazıyor.
Rejim değişikliği ötesinde RTE bu referandumda, Batı’yla arasında açılan “meşruiyet krizi”ni bir “ezici zafer” yoluyla aşmayı düşlüyor. Hollanda ve Almanya krizlerinde ayyuka çıktığına şahit olduğumuz kriz oysa ki sandıkta sağlanacak yüksek oranda “evet”lerle telafi edilecek bir şey değil.
Rejimlerin meşruiyeti “eze eze” elde edilmez. Uluslararası toplum sandıklardan “evet”lerin ne şartlarda ve nasıl çıkacağına bakıyor. Saddam da 2000’ler başında “cumhurbaşkanlığının devamı” için bir referanduma gitmiş ve göz kamaştırıcı zafer sağlamıştı. Dünyanın sonra Saddam’a ne gözle baktığını ve Iraklı liderin sonunun ne olduğunu gördük.
Erdoğan rejiminin meşruiyetini ironik biçimde aslında olsa olsa yarın “hayır”ların zaferi artırabilir. Tarihi randevunun “hayır”lara vesile olması ümidiyle…

Tümü Nilgün Cerrahoğlu - Son yazıları

Sisi ve Mısır’ın sırları 29 Mart 2018 Per
Üst akıl: Cambridge Analytica 25 Mart 2018 Paz
Fransa’nın utancı Sarkozy 24 Mart 2018 Cmt