Rusya'dan Sevgilerle...

07 Eylül 2008 Pazar

Rusya yazılarıma, Rusya’da yaşayan bazı “Cumhuriyet” okurlarından uzun, ayrıntılı -yer yer çelişen- tepkiler aldım...

“Moskovalı okurlarım” her şeyden önce “Rusya dört turistik geziyle edinilen intibalarla anlatılabilir bir medeniyet... değildir!” demiş.

Rusya’ya dört kez gittiğimi; “son seyahatimin” de -evet doğrudur- turistik bir gezi olduğunu söylemiştim. Tabii bu, önceki gezilerimin de turistik seyahat olduğu anlamına gelmiyor...

Moskova’ya ilk kez ’92’de, bir Gorbaçov röportajı için gitmiştim. İkinci gidişim, ’90’lı yılların ikinci yarısında Uluslararası Basın Enstitüsü’nün (IPI) düzenlediği bir toplantı vesilesiyle oldu. Berezovsky, Gusinsky gibi -şimdi sürgünde yaşayan- “oligarkları” dinlemiş, “Rus gazetecilerle” enine boyuna Rus basınını tartışmıştık ki - bahsettiğim dönem, ‘Putin karartması’ öncesi ‘Rus medyasındaki en parlak özgürlükler çağına’ isabet etmekteydi...

Üçüncü ziyaretim 2005’te, Boyner grubunun Moskova’da bir mağaza açılışı çerçevesinde gerçekleşti. Gazetecisi, siyasetçisi, Rusya ile iş yapan çok sayıda işadamı gördük, tanıdık. Rusya ile ticaretin göz kamaştırıcı olduğu denli bunaltıcı yanlarına tanık olduk...

Diyeceğim o ki, Rusya’ya gözümü sadece bir ‘turist’ olarak açmış değilim. Farklı tarih ve vesilelerle, değişik kesitleriyle Rusya hakkında -“karınca kararınca!”- hasbelkader fikir edinme fırsatım oldu...

Okurların Rusyası

Şurası bir gerçek: Hiçbir ülkeyi “mutlak fırça darbelerine” sığdırmak olası değil. Rusya gibi uçsuz bucaksız bir tezatlar ülkesi için bu daha da geçerli. Bugün bana “birbirinden farklı Rusya profilleri” çizen okurlarım da, neticede “kendi Rusyalarını” anlatıyor...

Tuğrul Uğur, “Moskova - St. Petersburg’da Kafkas krizi hissedilmiyor!” dememe nerdeyse içerlemiş: “Ortalama Rus’un Güney Osetya mağdurlarına nasıl ve ne kadar yardım ettiği konusunda bilgi almanızı tavsiye ederim... Bu kadar iddialı bir yazı yazmadan önce Rusları biraz tanımakta fayda var. Bu maalesef beş yıldızlı otellerde -(Bu da nerden çıktı? N.C.)- kalarak mümkün olmuyor...” demiş; ele geçirilemediğini söylediğim “yabancı yayın organlarının”, “kafe, bar, restoran, benzin istasyonu, gazete kiosklarında...” -nerdeyse her köşebaşında- tedarik edildiğini anlatmış!

Ve Rusya’nın ‘esmer halkları’

Moskova’dan yazan bir başka okurum Dr. Ertan Acaroğlu ise; “Rus halk kültüründe Gürcü fıkraları bizim Laz fıkralarına taş çıkartacağı gibi, sayıca üç misli fazladır” diyor: “Halk dilinde Kafkas halkları ‘esmer’ olarak nitelenir. Buna Azeriler, Ermeniler, Gürcüler dahildir. Bu psikolojiyle o bölgedeki olaylar, halkın umurunda bile değildir...”

Acaroğlu, tespitime katılıyor yani. Büyük kentlerde “yabancı dilde gazete satılmadığını” da doğruluyor. Ancak bunu bir biçimde anlaşılabilir karşılıyor: “Yasak olduğu için değil!” diyerek izah ediyor durumu: “(Yabancı gazeteler) Alıcısı olmadığından (bulunmaz). Arz talep meselesi!”

Aynı okur Rusya’yı bazı yönleriyle “üçüncü dünya ülkelerine” benzetmemi sonra yadırgıyor: “Rusları bir ‘üçüncü dünya’ ülkesine benzetmenize katılmam mümkün değil!” diyor; “Huntington-Fukuyama çizgisi bile Rusya’yı ‘güç’ olarak niteliyor, ‘lider devlet’ payesi veriyor. Bakmayın siz cazgır ‘neocon’cuların’ hezeyanlarına...”

Huntington-Fukuyama’lara uzanmaya gerek var mı? G-8’ler arasında boy gösteren Rusya, tabii ki bir “güç”. Ancak şaşırtıcı ve yanıltıcı olan tam da bu: Japonya ve gelişmiş Batı ülkeleriyle aynı fotoğrafla yer alan Rusya’nın -bir değil, çok açıdan... “gelişmekte olan” “üçüncü dünya ülkeleriyle” benzerlik göstermesi...

Ortalama yaşam beklentisi Rusya’da bugün 60 yaş altında örneğin. Yaşam beklentisi böylesine düşük bir başka G-8 ülkesi var mı?

Rusya’dan başka, herhangi bir G-8 başkentinde, yabancı gazete bulunmaması düşünülebilir mi? Milyonlarca turistin tavaf ettiği, yabancı yatırımcıların ilgi odağı bir ülkeden bahsediyoruz...

Rusya’da gelin görün ki böyle şeyler olağan karşılanıyor.

17 milyon kilometrekarelik Rusya çünkü farklı bir evren. “Rusya” deyince herkes bu nedenle, “kendi Rusya’sını anlatıyor”. Benim de anlattığım sonuç itibarıyla bu -naçizane- “Kendi Rusyam”! Farklı aralıklar ve vesilelerle izleyebildiğim, yakalayabildiğim kadarıyla...