Dikmen Gürün

'Martı' üstünde düşünceler...

16 Ocak 2018 Salı

Anton Çehov’un “Martı”sı yazıldığı 1895’ten bu yana dünyanın dört bir yanında yazarlara, yönetmenlere ilham kaynağı olma özelliğini yitirmiyor. Klasik örgüsü içinde ya da uyarlanmış halleriyle sürdürüyor sorgulamalarını. İnsan unsurunun derinliklerine iniyor. Dünyanın dört bir yanında sosyal, toplumsal, bireysel çöküşlerin kapıya dayandığı günlerden geçerken bir kez daha varlığını hissettiriyor.

Uyarlama

Linda Hutcheon “Uyarlama Teorisi” adlı kitabında, uyarlamayı bir parşömen üstündeki yazının silinerek yeniden yazılması şeklinde tanımlıyor. Bir yazarın diğer bir yazarın eserinden türettiği metnin aslından farklı bir yerde dursa da, biçimsel değişimlere uğrasa da yine onunla olan sıkı ilişkisinden söz ediyor.* Bu tür çalışmaların risklere açık olduğu kesin. Önemli olan, riskleri bütün içinde eritebilmek. Bunu, Pürtelaş Tiyatro’dan izlediğimiz yeni “Martı” başarıyor.

Sami Özbudak tarafından uyarlanarak (nedense ‘Türkçe versiyon’ olarak tanıtılıyor) tek perde ve bir buçuk saate inen “Martı”, Zorlu PSM Stüdyo’nun yeni sahneleme biçimlerine alan açan mekânında başarıyla oynanıyor. Bu başarıda elbette ki metin üzerinde yapılan çalışmanın ötesinde, yönetmen olarak Serdar Biliş’in ve tüm ekibin payları büyük. Güçlü oyuncu kadrosunda özellikle Tilbe Saran (Arkadina), Ecem Uzun (Nina), Gonca Vuslateri (Maşa), Boran Kuzum (Treplev), Fırat Tanış (Trigorin), Serdar Orçin (Doktor), Şerif Erol (Sorin) oyunun belkemiğini oluşturuyorlar. Sevil Akı (Polina), Cem Cücenoğlu (Şamrayev), Kayhan Açıkgöz de (Öğretmen) “Martı”nın sorgulamalarına katkıda bulunan sanatçılar.

İlişki yalpalanmaları

Anton Çehov, “Martı”da ülkesindeki rejim değişikliğinin ayak seslerini işlerken aynı zamanda diyalektik doğurganlığı kişilere indirgeyerek yansıtır. Kişiler arasındaki ilişki yalpalanmaları, aşklar yeni bir düzleme doğru ilerler. Bu bağlamda, martı da özgürlüklerin, düşlerin, düş kırıklıklarının simgesidir. Treplev’in onu vurması salt güzel ve saf Nina’nın değil, sanki oyundaki tüm umut kırıntılarının yitirilişini işaret eder. Biliş’in günümüze taşıdığı ya da belli bir zaman dilimine oturtmadığı oyunda, göl de sanki bir tür kaçışı simgeler. Aynı zamanda da bir sığınışı... Oyun kahramanları karmaşık ve mutsuz iç dünyalarındaki çelişkileri buruk bir tebessümle gölün çevresinde yaşarlar. “Martı”nın kişileri direncin ve dirençsizliğin kesişme noktalarında esen fırtınalarla yüzleşirken salt kendi eksenleri çevresinde dönmezler. Sanat-sanatçı tartışmaları, oyun-oyuncu kesişmeleri, yıpratıcı aşk ilişkileri, beklentiler, düş kırıklıkları ve de kocaman bir varoluş krizi Arkadina, Treplev, Trigorin, Nina, Maşa, Sorin üzerinden inişli çıkışlı bir biçimde yol alırken melankoli ve kaybolma - kaybetme korkusu mutlulukları bastırır. Kendi gerçekleriyle olduğu gibi, yaşadıkları dünyanın içinden geçmekte olduğu değişime dair gerçeklerle de yüzleşmektedir hepsi; bilinçli ya da bilinçsiz olarak...

Aşk ve sevginin her türü üstüne gelişen ilişkiler birbiri içinden geçerek yoğunlaşırken sağlam oyunculuklarla vurgulanır...

Ve sonuçta, birbirini tamamlayan güçlü oyuncular elbetteki oyuna daha da boyut katıyor. Çiğdem Erken’in müzikleri, Gamze Kuş’un kostüm ve sahne tasarımı, Cem Yılmazer’in ışık tasarımı ve Tuğçe Tuna’nın koreografisinin Pürtelaş Tiyatro’nun “Martı”sına katkıları yadsınamaz.

*Linda Hutcheon “A Theory of Adaptation” New York: Routledge , 2006 (Comapative Drama - 11 Ocak 2018- dan alınmıştır.)



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları