Köşe Yazısı

A+ A-

Bir demet maydanoz...

18 Şubat 2018 Pazar

Her maydanoz demetine baktığımda bundan böyle Deniz Yücel’i hatırlayacağım.
Bir demet yasemen” değil... “Bir demet maydanoz”...
Niye girdiğini, neden çıktığını” bilmediği mahpusluk günlerinde, Yücel, ona yaşamı hatırlatan, erişebildiği tek yeşillik, maydanoza tutunmuş.
Elinizden demek her şey alındığında bir maydanoz demeti bile yaşam sebebi olabiliyor.
Sürreel” mi dediniz?
Bu hikâyede “sürreel” olmayan ne var? En acı olan şu ki Türkiye de hayal gücünü aşan tüm “sürreel” olaylar; hiç sorgulanmadan doğallıkla içselleştiriliyor. Bize dışarıdan bakanlar oysa, olanları korku filmi izlercesine ağızları bir karış açık izliyor.
Göz attığım Alman gazetelerinden biri örneğin tam da böyle: “Sürreel Yücel Davası: Hukuk devleti mi? Hadi canım!” başlığını atmıştı...

Sondan on ikinciyiz
Hukukun üstünlüğü sıralamasında dünyada sondan 12. olduğumuzu daha 15 gün önce öğrendik...
4 yıl önce 59. sırada olduğumuz endekste 113 ülke arasından tepetaklak 101. sıraya düştük.
Satır aralarında bu Türkiye’de küçük bir haber olarak çıktı. Kimse aldırmadı.
Hukukun üstünlüğünde bizden geri ülkeler bundan böyle artık sadece Bangladeş, Pakistan, Etiyopya, Zimbabve ve savaştan başını alamayan Afganistan gibi yerler...
Hukuk devletinin bu acıklı portresine önceki gün yeni bir kara sayfa eklendi.
Cumhurbaşkanının bizzat “O bir casus, terörist! Ben olduğum sürece asla iade edilmez!” dediği Deniz Yücel, dünyaya mal olan bir Ankara- Berlin pazarlığı sonunda serbest bırakıldı.
Yanlış anlaşılmasın. Deniz Yücel’in serbest bırakılmasına ve ailesine, sevdiklerine, özgürlüğüne kavuşmasına sonsuz sevindim. Darısı demir parmaklıklar ardındaki tüm meslektaşların başına.
Ancak burada konu olan Türkiye’nin yargı bağımsızlığı ve hukuk devleti ile son bağlarının da kopması.
Deniz Yücel serbest bırakılır bırakılmaz bizatihi yaptığı açıklamada; 3. Sulh Ceza tarafından kendisine teslim edilen bir kararı gösterdi.
Bugün çok ilginç bir gün” dedi: “3 Şubat tarihli tutukluluğuma devam kararını bugün aldım çıkarken. Ama yine de çıktım!
Bilmece gibi değil mi?
Bilmecenin parçalarını uluslararası basın şimdi peyderpey bir araya getiriyor.
Suddeutsche Zeitung” Alman Dışişleri Bakanı Gabriel’in Erdoğan’la konu hakkında gizlice Roma’da görüştüğünü ileri sürüyor.
Erdoğan’ın Roma gezisi 5 Şubat.
Yücel’in tutukluluğuna 3 Şubat’ta “devam” kararı alan Türk yargısı, demek 5 Şubat’taki Gabriel-RTE görüşmesinden sonra o kararı bozmuş. Ardından RTE’yi geçtiğimiz günlerde Gabriel’in İstanbul’da bir kez daha ziyareti ardından, Yücel’in makûs kaderi dönmüş; ve kendisinin de anlam veremediği bir şekilde gazeteci salıverilmiş.
Salıverilmekle kalmamış, adeta “sınırdışı edilmiş”.
Yücel’in serbest kalmasının Türkiye’de yol açacağı tartışmaları istemeyen hükümet, meslektaşımızın vakit geçirmeden Almanya’ya dönmesini istemiş.

‘Hukuk devletine müebbet’
Erdoğan-Gabriel pazarlığının içyüzü tabii en merak edilen husus.
Konuya başyazısıyla birlikte manşetini ayıran Çizme’nin “Manifesto” gazetesi, “Sultan Erdoğan’ın Türkiye’sindeki basın özgürlüğü” sözleri altında verdiği haberinde, Almanya’nın, Yücel’in özgürlüğünü “Türkiye’yi silah ambargosu ile tehdit ederek” elde ettiğini anlatıyor.
Avrupa’nın silah sanayii çıkarları ile “hakların”, Türkiye’de böylece takas edildiğini hatırlatıyor.
Arkasında böyle bir “takas avantajı bulunmayanIlıcak ve Altanlar’ın nitekim “müebbete” mahkûm edildiklerini vurgulayan gazete, hukuk devletinin son demlerinin de silindiğini, Türkiye’deki adalet sisteminin tüm zaaf ve açıklarıyla faş olduğunu belirtiyor.
Yücel ile Ilıcak-Altanlar davalarıyla yargının Türkiye’de siyasallaştığı, açık diplomasi, pazarlık konusu yapıldığı ve de maskesinin düştüğü tespitini yapan gazete “Hukuk devletine müebbet” başlığını taşıyan başyazısında “Sultan Erdoğan Türkiye’sinin Avrupa uygarlığının uzak parçası olduğu bir yalandır” diyerek ekliyor: “Erdoğan Türkiyesi Avrupa’nın artık bir silah süpermarketi ve bu nedenle Avrupa’nın bizzat içinde!
Manifesto’nun yaptığı en vurucu tespit şu: “Yücel’in serbest bırakılması, Avrupa’nın Türkiye’de basın özgürlüklerinin susturulmasına özde suskun kalması takasına dayanmakta!
Bu bağlamda Yücel’in serbest kaldığı gün Ilıcak ve Altanlar’a verilen “ağırlaştırılmış müebbet” rastlantı değil, zamanlaması dikkatle seçilmiş gözdağı olarak okunuyor.
Sağda, solda şuursuzca “Altanlar ve Ilıcak’a oh olsun! Zindanda çürüsünler!” diye yürek soğutanlara duyurulur.

Tümü Nilgün Cerrahoğlu - Son yazıları

Sisi ve Mısır’ın sırları 29 Mart 2018 Per
Üst akıl: Cambridge Analytica 25 Mart 2018 Paz
Fransa’nın utancı Sarkozy 24 Mart 2018 Cmt