Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Nâzım Hikmet ve çağdaş şiirimiz

04 Haziran 2018 Pazartesi

[Haber görseli]

Nâzım Hikmet şiirinin çağdaş şiirimizde, dahası bütün şiirimizdeki yeri ve konumu üzerinde çok az çalışma yapıldığını, şiir okurunun bu konuda bilgisinin ise çok yetersiz ve yüzeysel olduğunu düşünüyorum.

Sahip olunan ve yetinilen bilgi toplamı, onun çağdaş Türk şiirinde özgür koşuk (serbest vezin) devrimini gerçekleştirdiği, içerik bakımında da devrimci, toplumcu gerçekçi büyük bir şair olduğudur.

Bütün bir yaşamın kucaklayan şiirlerin şairi...

Sevilen şiirleri genel olarak herkesin dünya görüşüne, kişiliğine, şiir anlayışına göre değişir.

Kimine göre öncelikle özgür koşuk devrimini gerçekleştirdiği gençlik dönemi şiirlerinin, “Kerem Gibi”nin, “Güneşi İçenlerin Türküsü”nün , “Salkım Söğüt”ün; kimine göre “Karıma Mektuplar”ın, “Bu Gün Pazar’ın”, bütünüyle hapishane şiirlerinin; kimine göre “Taranta Babu’ya Mektuplar”ın, Benerci...”nin; kimine göre yine öncelikle “Şeyh Bedreddin Destanı”nın, “Memleketimden İnsan Manzaraları”nın; kimine göre de başta “Saman Sarısı” olmak üzere som dönem aşk, ölüm, barış vb. temalı, bütün bir yaşamı kucaklayan şiirlerin şairidir...

Diyebilirsiniz ki herhangi bir okur bu şiirleri ve benzerlerini bütünüyle okuyup, tanıyıp sevemez mi... Böyle bir okur var kuşkusuz... Fakat bu tür okurun çok az sayıda olduğundan da kuşku duymuyorum... Örneğin, sözgelimi ilk dönem şiirlerinden ya da hapishane şiirlerinden kimilerini ezbere bilen şiir okurlarından kaç tanesi “Memleketimden İnsan Manzaraları”nı baştan sona okumuş olabilir?

“Manzaralar...”a, “Bedreddin Destanı”na tutkun Nâzım Hikmet okurundan kaçı “Saman Sarısı”nın tadına varabilmiştir...

Bu soruları çoğaltabiliriz... Böyle şeylerin her şair için az ya da çok geçerli olabileceği de doğrudur. Fakat Nâzım Hikmet konusunda özel bir durumla karşı karşıyayız... Şiir zevkleri, anlayışları birbirine taban tabana zıt kişilerin Nâzım Hikmet’in şu ya da bu şiirini tutku derecesinde severken başka bir çok şiirinden habersiz; haberli olsa da bu şiirlere karşı bütünüyle kayıtsız olduğunu söylemek sanırım yanlış olmayacaktır.

Bunun bir ve başlıca nedeni, okur tarafından bu şiirlerin seçiminde çoğu kez “ideoloji” etkeninin önde oluşudur.

Bir başka neden, çalkantılı yaşamına da bağlı olarak bu yaşamın farklı dönemlerinde farklı izlekler ve farklı biçimlerde yazmış olmasıdır.

Bir başka ve üzerinde belki hiç durulmamış olmasına karşın bence çok önemli bir neden de, çok uzun süre yasaklı kalması sonucunda, şiir okurunun bu şiiri çağdaş şiirimizin başka şairlerinin ürünleriyle bir arada okumaktan yoksun kalmış olmasıdır...

Bu okurun zihninde ve şiir dünyasında, Nâzım Hikmet şiiri sanki benzersiz ve apayrı bir yerde durmaktadır...

Bence Nâzım Hikmet’e ve şirine yapılabilecek en büyük kötülüktür bu...

Nâzım Hikmet kişiliği ve şiiriyle bu toplumun ve şiirinin dokusunda, odağında, can damarındadır...

Hece şiirinden habersiz okur Nâzım Hikmet’in hem ilk gençlik dönemi şiirlerinin, hem de yaşamının hemen her döneminde hece ölçüleri kullanarak yazdığı şiirlerin, şiirlerine hece ölçülerinden gelen tatların yeterince farkında ve bilincinde olamaz.

Özgür koşuğun çağdaş şiirimizde ilk örnekleri olan, adlarını yukarıda andığım vb. şiirlerdeki hece ölçülerinden gelen tatları algılayamaz ve bu şiirlerle 19. yy. şiirimizdeki “serbest müstezat” (başlıca Tevfik Fikret şiiri) arasındaki kan bağını bilmezse Nâzım Hikmet şiiriyle Mayakovski şiiri arasında bir ilişki olduğu, dahası Nâzım’ın Mayakovski’ye öykündüğü gibi yüzeysel ve yanlış görüşleri doğruymuş gibi tekrarlaya gelir.

İstanbul Türkçesi...

Nâzım Hikmet’in özellikle hapishanelerde yazdığı lirik şiirlerindeki İstanbul Türkçesine bilerek ya da bilmeyerek hayranlık duyanlar Yahya Kemal şiirine karşı ilgisiz ve hatta soğuklarsa, çağdaş şiirimizin oluşumlarından, aşamalarından habersizdirler demektir...

Onun yine o dönemlerinin ve sonraki yılların ürünü şiirlerindeki yalın, özlü Türkçenin 40’lı, 50’li yıllardaki şiirimizin arayışları ve ürünleriyle ilişkisini, bağıntısını, kan bağını göremeyenler, bu bilgisizlikleriyle Nâzım Hikmet’i ve şiirini sonsuz bir yalnızlığa mahkûm etmiş olurlar...

Bugün geldiğimiz aşamada, Nâzım Hikmet şiirinin öncesiyle ve sonrasıyla, bütün bir Türk (ve kuşkusuz dünya, fakat öncelikle Türk) şiiri içinde; bu şiire kazandırdıklarıyla, karşılıklı etkileşimleriyle, nesnel olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.

Böyle bir değerlendirme kimseyi ne küçültür, ne büyütür. Sadece, Nâzım Hikmet şiirini ve çağdaş Türk şiirini, bu şairin ve şiirinin kendi ülkesinde ve dünyada, daha doğru, daha gerçek, daha nesnel, daha olması gerektiği gibi konumlandırılmasını sağlar.

Tümü Ataol Behramoğlu - Son yazıları

Seçim sonrasında 7 Temmuz 2018 Cmt
Tayyip Erdoğan’la açık sözlülükle 30 Haziran 2018 Cmt
Kâbus bitiyor gibi… 23 Haziran 2018 Cmt