Ahmet İnsel

İspanya’da 11-M ve sonrasını hatırlayalım

15 Ekim 2015 Perşembe

10 Ekim Ankara katliamını yapan iki canlı bombanın DNA testi sonucu ortaya çıkan kimlikleri medyada yayımlanırken, Başbakan Davutoğlu, “Bu saldırılarda hem DEAŞ (yani IŞİD) hem PKK etkin rol oynamaları ihtimali yüksek örgütler” diyordu. Canlı bombaların kimlikleri, Ankara katliamının Suruç ve Diyarbakır katliamlarını yapan şebekenin işi olduğu ihtimalini çok güçlendirirken Başbakan ve birçok AKP sözcüsü, katliamı şöyle ya da böyle PKK’yle ilişkilendirmek derdindeydi.
Davutoğlu’na göre, mademki PKK 20 Temmuz’dan beri onlarca sivili, polisi, askeri öldürmüştü, bunu da yapmış olabilirdi. Ama zinhar Adıyaman merkezli cihatçı örgütlenme kesinlikle ağza alınmamalıydı. “İslam Çay Ocağı”nda onlarca gencin cihatçı çete tarafından devşirilmesi değildi bu suikastların ana kaynağı. Seçmenin beyni PKK üzerinden HDP nefretiyle yıkanmalıydı ki, 1 Kasım’da seçmen 7 Haziran’daki sonucu yeniden iktidarın önüne koymasın. İki felaket tellalı budalasının patlama öncesi yolladığı mesajlar ve elbette bu kişilerin geçmişte PKK bağlantılı oldukları iddiası, ortada koskocaman duran, Adıyaman’la sınırlı kalmayan cihatçı terör şebekesi olgusunu perdelemek için Başbakan’ın sarıldığı malzemelerdi. 1 Kasım’da seçmenin elinin AKP’ye 7 Haziran’da Meclis çoğunluğunu kaybettiren partiye oy vermeye gitmemesi için kullanılacak her yol mübahtı.
Bu tablo, İspanya’da 11 Mart 2004 sabahı, Madrid’e giden banliyö trenlerinde art arda patlayan 10 bomba sonrası yaşanan siyasal gelişmeleri hatırlatıyor. 192 kişi ölmüş, 1800’ü de yaralanmıştı. Bu saldırıları kimin yaptığı ile ilgili ipucu kırıntısı daha ortada yokken muhafazakâr Halkçı Parti lideri, Başbakan Aznar, saldırıyı “Ayrılıkçı terör örgütü ETA’nın yaptığı kesin” dedi. Genel seçimlere 3 gün vardı. Kamuoyu anketleri, partisinin çok az farkla önde gittiğini gösteriyordu. Aznar, bu vesileyle partisi etrafından bir milliyetçi toparlanma elde edip, seçim zaferini güvenceye almak istiyordu. ETA ile müzakere yapılmasının gereğine işaret eden muhalefetti esas hedefi.
ETA iddiayı hemen yalanladı. Ardından bir kısmı Fas kökenli, radikal İslamcı çevrelerde dolaşan kişiler gözaltına alındı. İki gün sonra El Kaide’nin saldırıyı üstlenen bir video kasedi yayımlandı. Aznar ve çevresi iddialarını sürdürdü. Halkçı Parti teröre karşı kitlesel yürüyüşler düzenledi. Ama 13 Mart’ta hava bir anda Halkçı Parti aleyhine döndü. Aznar’ın yalancı olduğunu iddia eden gençler sokağa döküldü. Ve 14 Mart seçimlerinden Aznar ve partisi beklenmedik bir hezimetle çıktı. Kararsız ya da muhalefete küskün seçmen Aznar’ın şeytani oyununu görmüş ve onu cezalandırmıştı. 17 Mart’ta da Aznar’ın saldırının ETA tarafından yapıldığı iddiasını yaymaya devam etmeleri için büyük medya grupları yöneticilerini şahsen aradığı, medyayı manipüle ettiği ortaya çıktı.
Ama iş burada bitmedi. Bombaları koyanlardan 7 kişi, olaydan birkaç gün sonra kıstırıldıkları evi havaya uçurarak intihar etti. Kimlikleri, geçmişleri ETA ile hiçbir ilişki kırıntısına işaret etmiyordu. İşin merkezinde İspanya’ya yerleşmiş radikal İslamcı şebekeler vardı. Buna rağmen, Halkçı Parti’nin bir dizi komplo uzmanı, İspanyolların 11 M ismini verdikleri bu katliamın, “El Kaide ile bağlantılı çalışan ETA terör örgütü” tarafından yapıldığı iddiasını bugün dahi dile getirmeye devam ediyor!
İspanya’da seçmenler iktidarı yalan söylediği, medyayı çok bariz biçimde manipüle ettiği, vahim bir toplumsal sorunu kaşıyıp kanatmaya çalışarak oy devşirmeye çalıştığı için sandıkta cezalandırdı. Türkiye’de de bombacıların kimlikleri açıklandığı gün bile, gerçeği gizleme çabası içinde ısrarla “DAEŞPKKPYD” amalgamı yapan Başbakan ve onun yol göstericilerine seçmen 1 Kasım’da uygun yanıtı verecek mi? 1 Kasım AKP’nin değil, esas Türkiye seçmen topluluğunun vereceği büyük bir sınav olacak.
 



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Bir otokrat prototipi 1 Eylül 2018
Kayırma ekonomisinin bedeli 28 Ağustos 2018

Günün Köşe Yazıları