Altan Öymen

Bayram, şeker ve bayramlaşma...

10 Nisan 2024 Çarşamba

Bugün bayram. Hepimize kutlu olsun. Benim çocukluk zamanlarımda, yani 1930’larda, 40’larda biz ailece Ankara’da otururduk. Bu bayram, daha çok “Şeker Bayramı” diye anılırdı. Ben de onu, ilk, öyle işitmiştim. Ona bugünkü gibi, “Ramazan Bayramı” diyenler de vardı. Ama mahallemizdeki -benim o zamanki yaşlarımdaki- çocuklar, o üç güne daha çok “Şeker Bayramı” derlerdi. Bu, o bayramdaki ziyaretlerde, konuklara ikramların “şeker”li olması geleneğini oluşturmuştu.

“Şeker” hakkındaki “tıbbi ikaz”lar o zaman pek yaygın değildi. Yani “Şeker zararlıdır. Fazla yersen sağlığına zarar verir” uyarıları... Aileler arasındaki tıbbi “tavsiye”ler, o zamanlar daha değişikti. Hele çocuklar açısından... Çocukların şeker yememesini istemek bir yana, onların şeker yemesinin önemli ihtiyaçlarından biri olduğuna inananlar çoktu.

Bu “şeker” konusu açılınca, hep aklıma gelen ünlü şiiri var Nâzım Hikmet’in. Şair, İkinci Dünya Savaşı’nın son döneminde Hiroşima’ya atılan atom bombasının etkisiyle ölen bir kız çocuğunun, yıllar sonra kapı kapı dolaşarak o çeşit bombaların bir daha kullanılmaması için açılan bir imza kampanyasına katılışını varsayıyor ve onun adına şöyle yazıyor:

“Kapıları çalan benim

kapıları birer birer.

Gözünüze görünemem

göze görünmez ölüler.


Hiroşima’da öleli

oluyor bir on yıl kadar.

Yedi yaşında bir kızım,

büyümez ölü çocuklar.


Saçlarım tutuştu önce,

gözlerim yandı kavruldu.

Bir avuç kül oluverdim,

külüm havaya savruldu.


Benim sizden kendim için

hiçbir şey istediğim yok.

Şeker bile yiyemez ki

kâğıt gibi yanan çocuk.


Çalıyorum kapınızı,

teyze, amca, bir imza ver.

Çocuklar öldürülmesin

şeker de yiyebilsinler.” 

***

Tabii, bu çok hüzünlü bir şiir... Onu bir bayram günü yazısına alırken önce tereddüt ettim. Ama şunu da düşündüm: Dünyanın belirli yerlerinde bayram-seyran dinlemeden kendini göstermeye devam eden savaş tehlikesi, varlığını hiç unutturmuyor. Radyo, televizyon ve gazete haberlerinde yer almaktan geri kalmıyor ve gündemden hiç çıkmıyor. Hatta belki, öylesi daha iyi... Gündemden çıkmasın ki o tehlikeyi önleme gayretleri eksik olmasın.

***

Bugünkü bayramımıza gelince... Ben adı ve içeriği ne olursa olsun, bizdeki ve başka ülkelerdeki bu gibi bayramların varlığını bütün toplumlar için önemli sayıyorum. Hele iletişim teknolojisinin ilerlediği bu zamanlarda, insanların artık sadece komşuları, mahallelileriyle değil, dünyanın başka ülkelerindeki yakınlarıyla veya ilgilendikleri diğer kişilerle görüşmek için yollara düşmek diye bir zorunlulukları da yok. O görüşmeleri bilgisayar ekranlarından yapabiliyorlar. Dünyanın o olanaklara ulaşması, tabii, çok faydalı oldu. Bayramlaşmalarını, birbirlerini de görebilerek o yollardan da yapabiliyorlar. Ama birbirleriyle görüşmek isteyen insanların, her zaman olmasa da zaman zaman “yüz yüze” gelip “eski usul” görüşmeleri de iyi bir şey değil mi? Yani, “ekran”sız, “cam”sız olarak “yüz yüze” görüşmeleri?

Bence o da çok iyi bir şey... Tabii, insanlar uzun zaman içinde edindikleri alışkanlıkların sonucu olarak bazı konularda biraz “muhafazakâr”laşabiliyor. Benim o görüşüm de bunun sonucu olabilir. Ama öyle de olsa o “yüz yüze” görüşmelerin toplum hayatında olumlu gelişmelere yol açması da mümkündür. Mesela siyaset hayatında...

Ben bunun örneklerinden bazısının gazeteci olarak da görgü tanığı oldum, siyaset hayatımda da... Siyasetteki zamanlarımda, çeşitli partilerden arkadaşlarımızla kurduğumuz “diyalog grupları” vardı. Bayram günlerindeki partiler arası ziyaretler ihmal edilmezdi. Ve bunlar, partiler arası ilişkilerdeki sorunların önemli bir kısmının çözüme bağlanmasında çok faydalı olurlardı...

Daha sonraki zamanlarda ise bazı parti yöneticilerinin birbirleriyle görüşmeleri bir yana, cenaze namazlarında bile rakiplerini görmezlikten gelmeleri gibi tavırlar “gelenekselleşme”ye başladı... Bu bayramda ne olacak?.. Partiler arası ziyaret uygulamalarının yeniden canlandırılması ve yararlı hale getirilmesi eğilimleri olumlu bir sonuca varacak mı, göreceğiz.

Tabii, partilerin kendi içindeki bayram ziyaretlerinde ise herhalde, CHP’nin son belediye seçimlerinde birinci parti olmasından sonraki konular oluşturacak bayram sohbeti gündemlerini...

***

Özetle: Bugün başlayan bayramımızı kutlarken başta çocuklar olmak üzere tüm insanların her türlü savaş tehlikesinden uzak kalmasını, ülkemizdeki ve dünyadaki tüm sorunların barışçı diyaloglar yoluyla çözülmesini ve milletimizin, demokratik, sosyal, laik bir hukuk devletinin vatandaşları olarak yaşamayı hak ettiği güzel günlere, en kısa zamanda kavuşmasını dilerim.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Kavala ve Demirtaş 29 Mayıs 2024
Normalleşme sorunu 22 Mayıs 2024
Asker mi, sivil mi?... 15 Mayıs 2024

Günün Köşe Yazıları