Arif Kızılyalın

‘Biz onların işçisi olduk...’

28 Mart 2022 Pazartesi

“Kasap adı altında lokanta açıyorlar. Vergi ödemiyorlar. Muhasebe diye bir şey yok. Elektrik parası, su parası vermiyorlar, yardım alıyorlar...”

Bu sözler deneyimli muhabirimiz Mustafa Çakır’ın, “İşte Hatay gerçeği” adlı yazı dizisinden alıntılandı. Çakır, iki gün boyunca Antakya’sından, Arsuz’una, Samandağı’ndan Reyhanlı’sına yüzlerce kilometre yol tepti, halkın nabzını tuttu. Hatay’da yaşananları Cumhuriyet aracılığıyla kamuoyunun dikkatine sundu. 

Yazı dizisinin her satırı, Türkiye’nin göçmen ve özellikle de Suriyeli politikasını yeniden gözden geçirmesi gerektiğini ortaya koydu.

Çünkü Atatürk’ün “şahsi meselem” dediği Hatay, kabul edelim etmeyelim Suriyeli işgali altında. Sırf bu yüzden, ülkeyi yöneten (ya da yönettiğini sanan) iktidar, konuya duygusal değil akılcı yaklaşmalı, Batı’nın, Amerika’nın ya da gelişmiş ülkelerin göçmen politikalarını Türkiye’nin göçmen politikasıyla örtüştürüp insan haklarını zedelemeyecek bir çözüm bulmalı. 

Eğer bulmazsa ne mi olur? 

Ne olacağını bilemeyiz elbette! Ancak tarih kitapları ya da Google denen buluş, bu tip durumların hemen birkaç yıl sonrasında o coğrafyanın başına ne gelmiş, gayet güzel özetliyor!

***

Cumhuriyet’in geçen haftaya damgasını vuran bir başka manşeti yine Mustafa Çakır’ın Hatay’a gider gelirken kaleme aldığı “Yokluk otoyolu” haberiydi. 351 kilometre boyunca “Issız bir çölde gider gibiydim” dediği Niğde paralı yolunun sahipsizliğinden dem vuran Çakır, Sayıştay raporları ile yandaş şirketlere ödenen geçiş garantilerini haberleştirdi. “Yolunu bulanlar” manşeti tam da ucuz ekmek için kuyruğa giren yurttaşlarla yan yana gelince “AKP Türkiyesi’nin fotoğrafı” ortaya çıkıverdi. Bir yanda, “Yap İşlet Zengin Ol” formülü ile malı götürenlerin, öte tarafta maaşı eriyen asgari ücretli ile emeklinin iki somun için saatlerce Halk Ekmek büfeleri önünde kuyrukta bekleyişi; gerçekten yazık!

Kuyruk demişken, sadece ekmek için saatlerini tüketmiyor milyonlarca yurttaş! Ucuz yağ, ucuz bakliyat kuyrukları da var güzel ülkemizde artık! Hatta, eti, tavuğu sırf evdeki büyüme yaşındaki çocuğundan kısmamak için 100-150 gram alanlara rastlıyoruz. Hele bakkaldan, “5 liralık da zeytin tart” diyen kardeşlerimiz var ya, bu iktidarı yıkarsa onların ahı yıkacak!

***

Ve İmamoğlu’na suikast iddiası! Yazarımız Barış Terkoğlu köşesinden gündeme getirdi bu hassas konuyu. Cumhuriyet de yazarının, “ihbar” niteliğindeki yazısını manşete taşıdı. Adı Cumhuriyet gazetesinin bombalanmasından, Danıştay cinayetine kadar onlarca karanlık eyleme karışan suç makinesi Osman Yıldırım, tutuklu olduğu Edirne F Tipi Cezaevi’nin yönetimine bir mektup yazarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na suikast düzenleneceğini öne sürüyordu Terkoğlu’nun yazısına göre. Hatta, İmamoğlu’nun karlı bir İstanbul akşamı MOBESE tarafından izlenip görüntülerin yandaş medyaya sızdırılması da karanlık sokakların jargonuna göre suikasta giden yolun işaret fişeğiydi. İmamoğlu’nun Sarıyer’deki balıkçıda yediği yemeğin fiyatına kadar bilgisi olan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, bu konu hakkında bir adım attı mı bilemiyoruz! Ancak atsa, İmamoğlu’nun konuyla ilgili bilgisi olur, kamuoyuna açıklama yapmaktan da kaçınmazdı. O sadece, “İBB’ye 70-80 müfettiş gönderenler bu konuyla da ilgileniyordur” serzenişinde bulundu. Ama bir gerçek var ki İmamoğlu’nun ayağına taş değse sorumlusu bellidir, o da konunun üzerine gitmeyen AKP-MHP iktidarıdır!

***

Bu haftaki yazıyı bir spor yorumu ile noktalamak istiyorum. Galatasaray’ın mali genel kurulu vardı geçen hafta. Başkan Burak Elmas ve ekibi, mali açıdan onaylandığı halde, idari yönden ibra olmadı. 26 saat süren (cumartesi başladı, pazar bitti) genel kurulda üyeler, başkana, “Yönetemedin” dediler. Elmas da çoğunluğa uyup seçim kararı aldı. Burada dikkat çeken nokta, ödentisini yatıran her üyenin çıkıp başkanı özgürce eleştirmesiydi. Özellikle Zeynep Özkalay ve Enes Olgun etkili konuştular, başkanı ibrasızlığa ve kulübü de seçime götürdüler. Demek ki demokratik toplumlarda, “Yönetemiyorsunuz” dendiğinde birileri hâlâ gereğini yapıyor! Zamkla yapışmış gibi koltuklara oturmuyorlar! Keşke, şu anki Cumhurbaşkanlığı Kabinesi’nin yarısı ile Erdoğan da Galatasaray’daki bu demokrasiyi örnek alsa, sokağa kulak verip “Yurttaş bizi istemiyorsa erken seçime gideriz” dese! Şimdi Galatasaray ile Türkiye’nin yönetimi bir mi diyenler olacaktır ama unutulmasın ki, kulüpler sokağın aynasıdır. Üstelik köhne Osmanlı’yı önce Tanzimat’a, sonra da modern Türkiye Cumhuriyeti’ne taşıyan felsefe yurtsever Mekteb-i Sultani öğrencileri ve Tevfik Fikret ruhu ile renklenmiştir. Atatürk de Galatasaray Lisesi’nden gelenlerin çoğunlukta olduğu devrimci (Örneğin Yunus Nadi) bir grupla Türkiye’yi yeniden kurmuştur!



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Tasarruf diye diye 15 Mayıs 2024
Olimpiyata giderken! 14 Mayıs 2024

Günün Köşe Yazıları