Laik bir Cumhuriyet'te şeriat düzeni olamaz. Nokta.

Laik bir Cumhuriyet'te şeriat düzeni olamaz. Nokta.

22.02.2024 03:00
Güncellenme:
Takip Et:

İçtiğimiz bir kahve, aynı anda hem buzlu hem de kaynar olamaz. Bu basit dengeyi, siyasi ortama da uyarlamak mümkün tabii… 

Konuya direkt şeriat-laiklik örneğiyle başlamayacağım. Önce sol siyasilere bakalım… Mesela, sosyalizmden ve kendisini sosyalist olarak tanımlayan bir insandan bahsedildiğinde “Hangi sosyalizm?” diye sorarım hemen! 70’ler ve 80’lerde çok güçlü şekilde hem Fransız demokrasisi içinde hem de demokrasi tarihinde özel bir yeri olan Fransız Sosyalist Partisi’nin bir mensubundan mı? Yoksa Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dikta rejimi mantığıyla şekillenmiş, kendini “tek parti” mensubu olarak kabul eden bir sosyalistten mi söz ediyoruz? İlk örnekte, Fransız arkadaşımız adaleti ve özgürlükleri temel öncelik sayıyor, çok partili iktidarın rahatça değişebildiğini kabul ediyor ve bunu demokrasinin bir parçası olarak görüyor. İkinci örnekte ise bir komünist partisi diktasından söz ediyoruz. Bu örnekteki atmosferin bildiğimiz anlamda demokratik, özgür, eleştirilerin rahatça ve her yönde yapılabildiği bir ortamla alakası yok. 

Sosyalizme, 60’ların veya 70’lerin Rusyası gibi bakan bir sosyalistin, demokratik bir cumhuriyette yeri olamaz. (Tabi lütfen burada da kimse, demokrasi kelimesinin alabileceği farklı anlamlar hakkında - tıpkı eski Doğu Almanya’nın kendini “Demokratik Almanya Cumhuriyeti” olarak tanımladığı örnekteki gibi- yapay polemik üretmeye kalkmasın!)

LAİK BİR ÜLKEDE ŞERİAT YÖNETİMİNDEN SÖZ EDİLMESİ MÜMKÜN DEĞİLDİR

Şimdi Türkiye’ye dönüyorum. Malum kesimlerin siyasete ve günlük hayatımıza sürekli bir hilafet ve şeriat sızdırma operasyonlarının ötesi de, “Anayasaya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk ilke ve inkılâplarına ve lâik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağıma, milletin huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerinden yararlanması ülküsünden ayrılmayacağıma” şeklinde yemin etmiş Cumhurbaşkanımız, kalkıp “Şeriata düşmanlık esasında dinin bizatihi kendisine husumettir” ve daha önce de “Dine ait tüm meselelerde ilgili kesimleri cesaretlendireceğim!” diyebildi. Hem de hangi ülkede? Her gün, her bahaneyle gericilerin, Cumhuriyet’ten nefret edenlerin yeşil bayraklarla yürüyüş yaptığı, her fırsatta Atatürk’e gizli ya da aleni kin kustuğu, şeriat özlemi içinde yaşayanların cirit attığı ülkede!

Laik bir ülkede tabii ki şeriata karşı olmak, dine karşı olmak değildir. Zaten onlarca farklı şeriat versiyonunun hüküm sürdüğü yeryüzünde, kimin hangi şeriattan bahsettiğini anlamak mümkün olamayacağı gibi, laik demokratik bir anayasaya sahip rejimde bunların hiçbirinin elle tutulur bir tarafı yoktur ve olamaz! Laik, demokratik bir sistemde devletin bütün inançlara -ve inanmama hürriyetine- karşı eşit mesafede durması, uygulama ile birini ötekine karşı himaye etmemesi, birisi üzerinde baskı kurmaya çalışmaması; ancak devletin bütün dinlere karşı tarafsız olması ile mümkündür. Farklı grupların kendi kimlik ve kültürlerini yaşamaları ulusal bütünlüğe aykırı görülemez. Bu nedenledir ki, devlet yönetimi dini temeller esas alınarak yürütülemez! İnanç sisteminin yasalarda uygulanabilirliği, inanç hürriyetini tesis ederken sokaktaki kamu yaşamına karışmadan ve kesinlikle yasaların yazılımında belirleyici herhangi bir rol oynamadan sadece insanların vicdanında, özel yaşamlarında ve ibadethanelerde geçerlidir. Mustafa Kemal’in de dile getirdiği üzere: “Laiklik devletin temeli olunca, akla dayanan uygulamalarla millet zaman yitirmeden çalışma ve kalkınma imkânı bulur. Devlet vatandaşın inancına karışamaz; daha önce de belirtildiği gibi inançlar çeşitlidir. Herkesi bir doğrultuda inanca zorlamak olmaz.”

Herhalde Cumhurbaşkanı da laik bir ülkede şeriat varmış gibi davranmanın veya bu propagandaya ait olmanın bir mantığı olamayacağını biliyordur. Çünkü Anayasamız bu konuda net! 

Madde 24: “Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.” 

Madde 14: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.” 

FEYZA ALTUN VE REFAHLI ŞEVKİ

Türkiye’nin dört gündür ana gündeminde, Feyza Altun olayı var. (Bu arada Erzincan’daki maden felaketi ve günlerdir ulaşılamayan yeraltındaki 9 madenci ‘başarıyla’ gündemin gerilerine itildi.) Absürt şekilde, bu ülkede şeriatın egemen kılınabileceğine inanmış ve inandırılmış güruhlar, arada kendilerine bir hedef seçip onu ablukaya alıyorlar. Feyza Altun da mütemadiyen yaşadığı bu linçin ve kuşatmanın göbeğinde, bir anda -gerek bir yurttaş gerek bir avukat olarak- kullanmaması gereken bir ifadeyi sosyal medyada sarf ederek, ciddi bir üslup hatasına düştü. Sonrası malum… Gözaltına almalar, yeri yurdu belli bir avukat olarak resmen cezalandırma aracı olarak kullanılan tutuklanma talepleri, sonrasında serbest bırakılmalar, serbest kalışına başka savcılıklardan gelen itiraz talepleri ve yeniden yöneltilen ağır şikayetlerle nereye gittiği belli olmayan bir hukuki süreç…

Şimdi, Feyza Altun hakkında suç duyurusu yapanların kullandığı argüman şu: “Dini ve kutsal değerlere hakaret, halkı kin ve düşmanlığa tahrik, aşağılama…” vs. vs. Peki, hukuk sistemimiz bu kadar hızlı, net ve ödünsüz şekillerde duyarlıysa, o zaman ne beklersiniz? Bir düğünde, Refah Partisi’nin eski milletvekili Şevki Yılmaz’ın hiçbirimizin kabul edemeyeceği ve affedemeyeceği o rezil sözleri malum: “Osmanlı’yı süren soysuzları lanetliyorum… Selanik'ten gelen dönmeleri, onlara destek verenleri kahr-ı perişan eyle.” Feyza Altun’un “tutuklanma” hızına ve peşi sıra gelen hukuki (!) reflekslere bakarsanız, burada da ülkenin istiklalini borçlu olduğu kurucu liderine bu çirkin sözleri sarf eden bir densizin anında takibe uğraması, gözaltına alınması gibi hamleler beklersiniz değil mi? Ama bunları daha çok beklersiniz, çünkü ortada son derece aleni ve abartılı bir çifte standart var. Cumhuriyet ve Atatürk’e karşı işlenen suçlar, sanki suç değilmiş gibi yok sayılıyorlar! Halbuki süregelen anlamsız yobaz çığlıklara ve rejim kanırtma çabalarına karşı her fırsatta, doğal ve kaçınılmaz tepkiler veren Atatürkçülerin bütün reaksiyonları ve adalet arayışları, bir şekilde bumerang gibi döndürülüp haklarında bir şikayet/linç/yıldırma fırsatı olarak kullanılıyor. 

Atatürk’e hakaret o kadar olağanlaştırılıyor ve yaptırımsız bırakılıyor ki, Atatürk’ün bizzat kurduğu Diyanet İşleri’nin başkanlığını yürüten zatın, Ayasofya minberinden okuduğu lanet, “yargının Ali Erbaş sessizliği” olgusuna dönüşünce, kurumun her kademesindeki şuursuz görevliler, içlerindeki Mustafa Kemal nefretini kusmakta sakınca görmüyorlar. Neyse ki, şuur ve bilinç sahibi, Cumhuriyet’in kıymetinin farkında olan pek çok din görevlimiz bu çirkin yaklaşıma karşı tepkisiz kalmıyor. İmam Muhammed Ali Gök sosyal medyadan yayınladığı videoda “Dün iki tane akıl yoksunu grubun Atatürk'e beddua ettiği videoyu üzülerek izledim. Buradan Cumhuriyet’e bağlı, kalbi Atatürk sevgisiyle atan bütün vatandaşlarımıza sesleniyorum: Hiç endişeniz olmasın, bizler bütün milli bayramlarda ek olarak olan milli yas günümüz 10 Kasım'da Atatürk’ü rahmetle yad eden, Cumhuriyet’e bağlı Atatürkçü imamlar olarak buradayız. O akıldan yoksun grubu şiddetle kınıyorum, lanetliyorum” şeklinde duygularını dile getirdi. Yine Nusretiye Camii imamı Ferdi Gümüşçü “Cumhuriyet'in kurucusu, mensubu olduğum Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kuran, Kuran-ı Kerim’in anlaşılması için meal çalışmasını başlatan, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e edilen hakaret, iftira ve bedduaları bir din görevlisi olarak şiddetle reddediyorum”  sözleriyle tepkisini ve rengini ortaya koydu. Dilerim bu mert vatandaşlarımızın akıbeti, Atatürk’e sahip çıkan ve TSK’daki cemaatçi oluşumlara göz yummadıkları için ihraç edilen Tuzla Piyade Okulu’ndaki 7 teğmene benzemez! Toplum olarak onların arkasındayız!

Hal böyleyken savcılara, yargıçlara ve Cumhuriyet Başsavcılarına soruyoruz: Bu ülkede Atatürk’e, kurucu değerlere sövmenin ve Cumhuriyet’e küfretmenin önü daha ne kadar açık kalacak? Kim, ne yapmaya çalışıyor? Lütfen artık kartlarınızı açık oynar mısınız? Refahlı Şevki’ye özel yasalar mı çıkardınız? Atatürk’e sürekli hakaret etmeye cüret eden yobaz imamları daha ne kadar yok sayacaksınız ve koruyacaksınız? Adliyenin içinde şeriat sloganları atan ve hiçbir ceza almayan, Cumhuriyet’e karşı örgütlenircesine cirit atan kesim hakkında ne zaman, ne yapacaksınız? TRT’de muhalefet partilerine iktidar partisinden neredeyse 80 defa daha az yer veren anlayış, daha nereye kadar sürecek? “1923 yılından sonra yapılan devrimleri tasvip etmiyoruz” diyen fütursuz insanlar, Türk Ordusu’nun içine nasıl sızıp da teğmen olabilmiş?

CHP’NİN PASİF TAVRI

CHP’nin yeni Genel Başkanı Özgür Özel’i, kendisi henüz grup başkanvekili iken televizyonlarda pek çok kez izledim. AKP’ye karşı argümanları en sert şekilde art arda sıralayabilen bir insandı. Şimdi ise, CHP bu tepkileri aynı perdede ve hızda vermiyor; çünkü büyük ihtimalle önümüzdeki yerel seçim arifesinde “Aman şimdi din düşmanı (!) gözükmeyelim” şeklinde gelişen bir hassasiyetle ilgili bir imtihan geçiriyor. Özel’i çok severim ve destekledim. Kendisinden Grup Başkanvekili olduğu dönemdeki yoğun hassasiyetine tekrar yükselmesini bekliyorum. Ben özellikle Özgür Özel’den ve Ekrem İmamoğlu’ndan, bu gibi hassas konularda anında devreye giren otomatik, hızlı ve akılcı savunma refleksleri bekliyorum. Yobazların ağzının payını vermekle, din düşmanlığı kavramı arasında, sözcüklerde kaybolmayacaklarından eminim; kendilerinin de emin olmasını bekliyorum. Çünkü unutmayalım, din tüccarlarının ağızlarının payı CHP’liler tarafından verilmediği zaman, bu pasif tavrı gören ödünsüz Atatürkçüler kaçınılmaz şekilde akılları karışarak başka muhalif partilere kayıyorlar ve oylar yerel seçimde bölünmüş oluyor.

Bilmem anlatabildim mi derdimi, sevgili okurlarım. Artık çifte standartlardan da bıktım, yobazların odağında linçe maruz kalmamak için çekilmeyen filmlerden, yayınlanmayan reklamlardan, makaslanan sahnelerden, sergilenmeyen resimlerden de… Hepsi artık midemizi kaldırıyor.

Bu ülkenin 1930’larda 1940’larda nasıl yaşadığını, hangi kültürü var ettiğini, Resim Heykel Müzesi’nde her gün hangi eserleri izlediğini hatırlarsak, bugün, 21. yüzyılda atılan “geri” adımları vahameti daha da net şekilde ortaya çıkar.

Yazarın Son Yazıları

Demokrasi korkusu ve aşkı!

Muhalif belediyelere yönelik saldırı son sürat devam ediyor.

Devamını Oku
08.10.2026
Karanlık dünyanın yıldızları var

Ya sabır! Nasıl bir senaryonun içine düştük?

Devamını Oku
01.10.2026
Fonlar ve Ponzi sistemi

Fon vurgunu ve milyarlarca dolarlık krizin yarattığı deprem, medya tartışmalarının ve halk sohbetlerinin merkezine oturdu.

Devamını Oku
24.09.2026
AI sonumuzu böyle getirebilir!

Hiç kimseyi korkutmak istemiyorum.

Devamını Oku
17.09.2026
Zverev şampiyonluğu gerçekten hak etti!

Zverev şampiyonluğu gerçekten hak etti!

Devamını Oku
14.09.2026
Bay Kemal, yine gündemini yarattı!

Butlan tarafından CHP’de yaratılmış o çok özel ekibi, alışık olduğunuz düşünce sistemleriyle anlamaya boş yere çalışmayın.

Devamını Oku
10.09.2026
İktidar borazanları-butlan kargaşaları

Türkiye’de iktidarı destekleyen gazeteci olmak da zor!

Devamını Oku
03.09.2026
Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi'ne nasıl kavuştu?

Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi'ne nasıl kavuştu?

Devamını Oku
28.08.2026
Buyurun buradan yakın!

Ülkenin hak etmediği gündemler okyanusunda yüzdüğü kesin.

Devamını Oku
27.08.2026
İmamoğlu’nun savunma hakkı ve Bay Kemal duruşu

Hangi dönemde olursa olsun, gözaltındaki veya tutuklu her insanın savunma hakkı kutsaldır.

Devamını Oku
20.08.2026
Fenerbahçe artık omurgasını fark edip, panikten çıkmaya mecbur

Fenerbahçe artık omurgasını fark edip, panikten çıkmaya mecbur

Devamını Oku
16.08.2026
Çerçeve yasa ve artçı şokları

Açık konuşalım, siyasi gündemimiz, konjonktürümüz, her şey birdenbire beklediğimizin ötesinde ciddi bir deprem yaşadı.

Devamını Oku
13.08.2026
Fenerbahçe'nin artan formu ve Talisca

Fenerbahçe'nin artan formu ve Talisca

Devamını Oku
06.08.2026
En büyük siyasi devrim!

Lütfen yanlış anlamayın; bugün görüşülen ve çok şüpheli bir geleceğe çanak tutan terör yasasından değil, Özgür Özel sayesinde kendilerini artık doğrudan siyasi kararların bir parçası olarak hissedecek milyonlardan söz ediyorum.

Devamını Oku
06.08.2026
YENİ Parti ve yarattığı dalgalar

Hayırlı olsun, Yeni Parti kuruluşunu tamamladı!

Devamını Oku
30.07.2026
Halk Yeni Parti için liderine yetki verdi!

Bundan iki ay ve iki gün önce, iki yıldır bir kumpas olarak hazırlanan mutlak butlan rezilliği sonuca ulaştı.

Devamını Oku
23.07.2026
Medyacılar-siyasetçiler: Bilmiyorsanız lütfen susun!

Mutlak butlan ve süregelen 1001 “Kemalvari” komplo yerine, bu hafta önemli bir başka ikaz yapmak istiyorum.

Devamını Oku
16.07.2026
Terminatör Sinner Wimbledon'u yine kazandı: Zverev yine direkten döndü

Terminatör Sinner, Wimbledon’ı yine kazandı ve üst üste ikinci kez bu büyük şampiyonluğa ulaşarak beşinci Grand Slam turnuasını aktifine yazdırdı!

Devamını Oku
14.07.2026
NATO-Silivri hattı

Gündem nedir?

Devamını Oku
09.07.2026
Yeni oluşumun vakti geldi!

Tarihi günler, haftalar, hatta aylar yaşıyoruz.

Devamını Oku
02.07.2026
11 örnekte kırılan dingil!

Birinci sahnemiz, milli takımdan...

Devamını Oku
25.06.2026
CHP’de gergin bekleyiş​​​​

Fakat bu günlerde durum daha da sıkıcı bir hal aldı. “CHP” dediklerinde mecburen “Hangi CHP?” demek zorunda kalıyorum. “KK’nın butlancı partisinden mi, yoksa Atatürk’ün kurduğu; laik, sosyal demokrat, Özgür Özel’in Türkiye’de birinci parti yaptığı gerçek CHP’den mi?”

Devamını Oku
18.06.2026
Bay Kemal’in CHP’yi yıkma çabaları!

Değerli dostlar, Atatürk’ün partisinin resmen cehennem ateşine atılıp Özgür Özel’e her açıdan tuzaklar kurulurken, bizlere düşen kendisine ve yol arkadaşlarına destek olmaktır; onların saflarında mücadele etmektir. Lütfen artık onlara olan inancınızı öne çıkarın, alkışlayın ve yaşadıkları kumpasa mani olun! İhtiyacımız budur.

Devamını Oku
11.06.2026
CHP bölünmedi, saldırı altında!

Tarsus’ta CHP’nin Belediye Başkanı Ali Boltaç ile yaptığımız güzel bir etkinlikten sonra kaleme aldım bu yazıyı.

Devamını Oku
04.06.2026
Mutlak şizofrenik kriz

Mutlu bayramlar Türkiye!

Devamını Oku
28.05.2026
CHP nasıl ‘güvenli kilit’ hattında siyasetçi bulabilir?

Adeta bir “rüzgâr gülü” gibi siyasi parti değiştirebilen, vatandaşın yüzüne hiç rahatsızlık hissetmeden bakmaya devam ederek siyaset yapmayı sürdürebileceğine inanan farklı bir insan türü ortaya çıktı.

Devamını Oku
21.05.2026
Bir ‘casusluk’ (!) davamız eksikti

Mühim olan RTE’nin bir numaralı rakibini, onu daha önce İstanbul’da dört kere yenmiş olan Ekrem İmamoğlu’nu nötralize etmek olduğu için her koldan yeni denemeler yapıyorlar.

Devamını Oku
14.05.2026
‘Barış koordinatörü’ mü dediniz?

Sayın Devlet Bahçeli gündem yaratmaya çok meraklıdır.

Devamını Oku
07.05.2026
Özgür Özel kendi limitlerini aşarken...

Özgür Özel ısınmış pinball gibi, sürekli oyunda kalan, enerjisi hiç düşmeyen (!) Türkiye’nin sorunlarını ülkeye yayma konusunda dinlenmeden çalışıyor!

Devamını Oku
30.04.2026
Silivri’de ‘déjà vu’ yaşıyoruz

İBB davaları kaçınılmaz şekilde insana déjà vu yaşatıyor.

Devamını Oku
23.04.2026
CHP sinsi senaryolara karşı

Dünyada yaşanan korkunç savaşlar, önce gündeme sonra tarihe kaydoluyor.

Devamını Oku
16.04.2026
Bir yiğit tanıyorum Silivri’de...

Dün Silivri’de bizleri en candan şekilde selamlarken gülen yüzü, kararlı vücut dili ve yaydığı enerjisiyle bizlere inanç katan yine kendisiydi.

Devamını Oku
09.04.2026
‘Taksici’ Nobel savaşçısına karşı!

Durumu şöyle özetleyelim: Önümüzdeki 50 yıl veya 100 yıl, Amerika’da ve hatta dünyanın her yerinde, 2. Trump dönemi hakkında tiyatrolar ve operalar yazılacak.

Devamını Oku
02.04.2026
Hukukun çivisi çıkmış!

Nasıl korkunç bir girdaba kapılmışız şu kısa ömürde...

Devamını Oku
26.03.2026
Ortaylı ve Özel üzerine

Her ölüm erken, her ölüm zamansız...

Devamını Oku
19.03.2026
Silivri-İran hattında demokrasi ve ekonomi

Hayatımız içeride de zor dışarıda da...

Devamını Oku
12.03.2026
Kötülerin bitmeyen cerahati

Savaşın en ağır bedelini anneler ve çocuklar öder.

Devamını Oku
05.03.2026
Şu şaşırtıcı “demokratik” dünyamız!

Yeni Adalet Bakanı gelir gelmez, gerek mahkemelerde gerek yandaş basında CHP üzerine yeni senaryoların alevlendiğini belirtmiştim.

Devamını Oku
26.02.2026
Tehlikeli gidişatlar ve CHP’nin sorumlulukları

Türkiye yeni adalet bakanının kimliğini öğrenerek bir şok yaşadı.

Devamını Oku
19.02.2026
CHP ikazları dikkate almalı

Bu satırların sahibi, ailesinden kalan manevi mirasla 80 yıldır Cumhuriyet Halk Partisi’nin yanında durmuş bir isimdir.

Devamını Oku
12.02.2026