Çiğdem Toker

Kumanya Açılımı

26 Kasım 2014 Çarşamba

“Alevi açılımı”nın boş çıkacağı, soğuk sandviç stokundan belliydi.
Pazar sabahı Tunceli Cumhuriyet Caddesi’ne giden herkesin, kapısı açık hafif ticari araçta hemen gözüne çarpabilecek streç filme sarılı binlerce sandviçten.
O sandviç stoku, daha sonra sayısının 2500 olduğunu öğreneceğimiz, ülkenin pek çok ilinden taşınan polislerin kumanyasıydı.
Şehrin ana caddesi, ağır bir laciverde boyalı. Köşedeki TOMA, az ilerideki “Akrep”, belediyenin yan sokağına arka arkaya park etmiş onlarca sivil plakalı yolcu otobüsü, cadde boyunca yan yana dizilmiş yüzlerce çevik kuvvet, girmek istedikleri her sokaktan geri döndürülen şehir halkı, geliş saati yaklaştıkça kentin tepesinde turlarını artıran helikopterin sesi...
Bu kasvetli manzara, birazdan “hediye” ve “müjde” paketi sunacak bir dostluk elini değil, vatandaşını “potansiyel düşman” olarak gören anlayışı yansıtıyordu.
Başbakan’ın geliş saati yaklaştıkça turlarını artıran helikopterin sesi havayı büsbütün gerginleştirirken, insanların yüzünde hep aynı tedirgin ve şaşkın ifade...
“Ayıptır, yazıktır” dedi yaşlı bir adam, “Buraya Cumhurbaşkanı da (Gül)geldi” diye sürdürdü: “Hepimizin içinden geçti, herkesin elini sıktı gitti. Bu nedir böyle? Bizi niye suçlu yerine koyuyor?”
Çarşıdaki kahvenin psikolojisi de farklı değildi.
“Açılım” yapılacak o özel günde Tunceli Belediyesi’ne çıkan bütün sokakların neden polis barikatlarıyla kapatıldığını, neden yürüyemez hale geldiklerine kimse bir anlam veremiyordu.
“Gelecekse hoş gelsin. Safa gelsin. Ama keşke böyle gelmeseydi” dedi bir başkası.

***

“Alevi açılımı”, Tunceli Üniversitesi’nin adının Munzur olarak değiştirilmesi, eski kışlanın müzeye dönüştürülmesi ve ayrımcılık yapılmayacağına dair şifahi vaatlerden ibaret kaldı.
Davutoğlu’nun “Dersimli kardeşlerime müjde vermek isterim” sözüyle duyurduğu Dersim Müzesi ve bunun için 10 milyon TL ödenek haberi ise müjde etkisi yaratmadı. Bunun sebebini görmek hiç zor değil, adı yeter: Müze. Hangi hayata dokunuyor?
(Kaldı ki 10 milyon TL’nin “Müze’nin bir duvarına dahi yetmeyeceği” konuşuluyor.)
Başbakan’ın söylem düzeyinde “Dersim” adını kullanmasına karşın, kente adının geri verilmesine yönelik bir adımın çıkmaması, bu başlığın da ziyaret öncesi beklenti yükseltmeyi hedefleyen içi boş propaganda olduğunu gösterdi.
Davutoğlu’nun cemevi ziyareti de olağanüstü güvenlik önlemleri altında, trafik ve geçişler kapatılarak gerçekleşti.
Kent halkının bu ziyaretle ilgili olarak vurguladığı önemli nokta, cemevinde, şehrin gerçek dedelerinin bulunmayışı. İçeride olanların büyük bölümünün siyasetçi ve bürokratlardan oluştuğu, yanı sıra, ziyaretin Cemevi Başkanı Ali Ekber Yurt’un Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürü şapkası nedeniyle kaçınılmaz bir “hiyerarşi” atmosferinde gerçekleştiği...
Tunceli Üniversitesi’nin adının Munzur olarak değiştirilmesi, Davutoğlu’na “Dersimli Akademik ve İdari Personel” imzasıyla mektup veren öğretim üyelerinin taleplerinden sadece biriydi. Akademisyenlerin önemle vurguladığı “Alevi akademisyenlere mobbing”in yanı sıra, üniversitenin ofis, derslik, laboratuvar, kütüphane, internet, sosyal mekânlar, mediko-sosyal gibi temel sorunlarının çözülüp çözülmeyeceği ise meçhul.
Böylece, son 12 yıl içinde,
muhataplarının dahi kaçıncısı olduğunu
hatırlamadığı bir “Alevi açılımı” gösterisi
daha sona erdi.
“Açılım” günü kentlerine binlerce
polis kumanyası stoklanan, kendi sokaklarında yürüyemez hale gelen Aleviler, hayatlarına gerçekten dokunacak, varlık sorunlarını çözecek bir zihinsel dönüşüm için daha çok bekleyecek gibi görünüyor.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Hoşça kalın 9 Eylül 2018

Günün Köşe Yazıları