Deniz Yıldırım

Dış politika askerileşirken

04 Ocak 2020 Cumartesi

Mehmetçik’i Libya’ya gönderme yetkisini Cumhurbaşkanı’na veren tezkere, Meclis’ten geçti. Etkileri ve riskleri ele alalım.

 

Her şeyden önce bu yetki tezkeresi, ülke içinde hayatımızı ilgilendiren her kritik kararı tek kişinin almasını sağlayan yeni sistemin dış politika alanına da yansıması demek. Meclis’in tek kişiye nasıl bir yetki verdiğine, tezkerenin dünkü Resmi Gazete’de yayımlanan başlığı üzerinden bakmamız yeterli: “Hudut, Şümul, Miktar ve Zamanı Cumhurbaşkanınca Takdir ve Tayin Olunacak Şekilde, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Gerektiği Takdirde Türkiye Sınırları Dışında Harekât ve Müdahalede Bulunmak Üzere Yabancı Ülkelere Gönderilmesi…Yeni sistemde tüm tezkereler böyle. Artık bir kuruldan oluşan Hükümet yok. Binlerce Mehmetçik’in kaderi, tek kişinin ağzından çıkacak karara bağlı.

 

Gelelim ikinci etkiye. ş politika çok boyutlu bir strateji gerektirir. Bu strateji, hedef odaklıdır. Hedef, araçlarla bir bütündür. Hedefe varışı kolaylaştıracak araç çeşitliliği sağlanmazsa dış politika giderek araçsızlaşır; son çare askerileşir. Oysa gelişkin devletler belirledikleri dış politika stratejileri çerçevesinde öncelikle diplomasiyi, silahsız ve çatışmasız müzakere/pazarlık yollarını zorlarlar. Bunu tamamlamak ve yalnızlığı aşmak için de yanlarına yeni müttefikler çekmeye ve kendi stratejileri karşısındaki en etkin bloktan müttefik eksiltmeye çalışırlar. Elbette arkada caydırıcı bir güç olarak ordunun varlığı belirleyicidir. Ancak askeri araçlara başvurulması dış politika açısından son çaredir ve istisnaidir. Hatta günümüzde ekonomi, en etkili dış politika araçlarından birisidir. Trump’ın bizdeki iktidarı kendi dış politika çizgisine çekmek için sürekli sıkıştırdığı konu boşuna mı ekonomidir? Örneğin iktidar sağlam bir ekonomiyle mi böyle büyük askeri maceralara atılmaktadır? Yoksa bu askeri maceralar, sağlam bir ekonomi için elde kalan tek umut mudur? Sözün özü, Türkiye’nin dış politikası giderek askerileşmekte; neredeyse Dışişleri Bakanlığı’nın yerini Milli Savunma Bakanlığı almaktadır. Son tezkere de bunun açık kanıtı.

 

Bağlantılı olarak soralım: İktidarın Libya’ya Mehmetçik’i yollama kararı, hangi dış politika stratejisinin ürünü? Yanıtı açık: “Türkiye, Doğu Akdeniz’den dışlanıyor. Bu noktada anlaşma yapabildiğimiz tek hükümet Trablus’ta; onlar da doğudan gelen Hafter güçlerince yıkılmak üzere. Orası da giderse Doğu Akdeniz’de ortaklaşacağımız kuvvet kalmayacak. Öyleyse Trablus Hükümeti düşmesin diye apar topar Meclis’i toplantıya çağıralım ve asker gönderme yetkisi isteyelim.” Mantıklı görünüyor ilk bakışta. Bir stratejik hedef var. İyi ama, bu stratejik hedef de iktidarın Doğu Akdeniz’de yalnızlaşmamıza yol açan yanlış tercihlerinin, adım adım örülen karşı ittifaklara göz yummasının, yani iktidarın geçmişteki yanlış stratejik hedeflemelerinin eseri değil mi? Doğu Akdeniz’e bakalım: İktidarın gözünü kör eden İhvancılık aşkı sonunda Suriye ve Mısır ile kavgalıyız. İsrail’le de öyle. Yunanistan da bir yanda. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin statüsünün belirlenmesi ve yalnızlığının aşılması konusunda da tek bir ilerleme yok. Madem iktidar Doğu Akdeniz’deki yalnızlığı aşmak istiyor; bunun tek çaresi, bölünmüş Libya’ya asker yollayarak buradaki yönetime bu denli bel bağladığını, durumun bu kadar vahim olduğunu tüm aktörlere göstermek midir? Yalnızlığı aşmak ve karşıda güçlenen blokları zayıflatmak için yeni bir ittifaklar siyaseti belirlenmiş midir? Hayır. İşte bu yüzden de en sonda yer alacak araçlar, en başa geçmektedir.

 

Ve son boyut: Açık ki Ortadoğu daha da karışacak. ABD’nin dün Kasım Süleymani’yi öldürmesi bunun kanıtı. “İran’a karşıtlar ve yandaşlar” cepheleşmesi büyüyecek önümüzdeki süreçte. Bir de ABD’nin emperyal projelerinde “Geniş” ya da “Büyük Ortadoğu” olarak adlandırdığı bölgeyi, yani Kuzey Afrika’yı da içeren coğrafyayı düşünelim. Libya da içinde. Bu bölgelerde tam olarak “vekâlet savaşları” yürüyor. Yani kimin eli kimin cebinde belirsiz; sahada bir iç iktidar savaşı var ve birçok aktör, doğrudan sahada askeriyle varlık göstermek yerine, vekil aktörler eliyle bu etki savaşına müdahil oluyor. Böyle bir ortamda, bunca karışıklık varken iktidarın Libya’daki iç iktidar savaşına, dış cepheleşme açısından da bir vekâlet savaşı coğrafyasına doğrudan, asaleten Türk askeriyle müdahil olması, Türkiye’yi bu geniş cepheleşmenin parçası haline getirmesi, gerçekten sonuçları hesaplanmış bir hamle midir? İktidarın 18 yıllık pratiğine bakarsak, buna da HAYIR yanıtını vermemiz kolay.

 

Geçen yüzyılda Cezayir Türküsü, Yemen Türküsü söyledik; ağıtlarımız Anadolu’nun birçok yöresinde, bu coğrafyalarda yitirdiğimiz Mehmetçiklere yakıldı. Bir de Libya Türküsü yakmayalım; maceracılık ve yalnızlaşma siyasetinin bedelini ülkemizin gariban çocuklarına yıkmayalım.


Yazarın Son Yazıları

İstanbul 28 Mart 2020
Tuzak 7 Mart 2020
Yanlışta ısrar 29 Şubat 2020
Parazit sistemi 15 Şubat 2020