Dikmen Gürün

Zamana gönderme

01 Kasım 2022 Salı

Çok gerilere gitmiyorum; Victor Hugo, 1880’li yıllarda “düşüncenin gümrük memurlarından” söz ederken düşünce özgürlüğünün denetlenemeyeceğini vurgulamıştır. Emile Zola, “Aurore” gazetesinde Ocak 1894 tarihinde çıkan “İtham Ediyorum” başlıklı makalesinde subay Alfred Dreyfus’un sorgusuz sualsiz tutuklanmasını insan onuruna bir saldırı olarak nitelendirmiştir... Bize ve günümüze gelince bu konularda notumuz hayli kırık. Haldun Taner ustamızın dediği gibi, kendilerince statükonun bekçiliğine soyunan iktidarlar, bunu baskı ve sansürle yapabileceklerine inanmışlardır. Evet belki her dönemde sansür varlığını hissettirmiştir bu topraklarda ama şurası gerçektir ki AKP iktidarı, hele de 2011 yılı itibarıyla, insanların düşünce alanlarına, yaşam tarzlarına, çağdaş eğitim kavram ve kurumlarına, kültür ve sanat dünyasına yaptığı müdahalelerle ayrı bir araştırma konusudur. Yazdıklarına çizdiklerine, söylediklerine ve söylemediklerine bakıldığında iktidar mensuplarının amacı, acaba bu topraklarda sadece kültür sanat alanında değil, her alanda ve anlamda Atatürk ve onun kurduğu Cumhuriyetle birlikte yeşeren bitki örtüsünü köklerinden söküp atmak mıdır? Ama ne güzel ki kuruluşunun 99. yılında halkın geniş katılımıyla gerçekleştirilen Cumhuriyet Bayramı kutlamaları bir kez daha bunun olanaksızlığını kanıtlamıştır...

‘TÜRK HUMANİZMİ’

2000 yılında vefat eden eğitim bilimci Prof. Dr. Suat Sinanoğlu, 1980 yılında yazdığı Türk Humanizmi adlı kitabında Atatürk’ü şu sözlerle tanımlar: “[...] Yaşamı sever ve Türk ulusunun da yaşamı sevmesini ister. Yaşam onun için sürekli bir savaşım ve sevinçtir. Atatürk büyük bir humanisttir.” 

Bugün Cumhuriyetin kültür devrimlerine şu ya da bu şekilde dil uzatan iktidar partisi mensupları, ileri geri konuşmadan önce keşke bir göz atsalar, “Nutuk”tan geçtim, söz konusu kitaba: “29 Ekim 1923’te Cumhuriyetin ilanını izleyen dönem, coşkulu bir etkinlik ve yaratma dönemidir. Atatürk’ün burada çizilen manevi portresi göz önünde tutulursa büyük devrimi meydana getiren-laik devletin kurulması, Arapça ve Farsçanın okullardan kaldırılması, öğretimde çağdaş bilimlere ağırlık verilmesi, ülke kapılarının Batı tekniğine açılması, din esasına dayanan yasanın yerine İsviçre vatandaşlık yasasının ve İtalyan ceza yasasının konması, Arap harflerinin kaldırılıp Latin harflerinin kabul edilmesi, Avrupalı örneklerine uygun bir çok toplumsal ve kültürel kurumlarla birçok eğitim ve sanat kurumlarının kurulması, giyim kuşamda Batı’ya uyulması gibi- büyük atılımların bu kadar kısa zamana nasıl sığdırılmış olduğu daha iyi anlaşılır.* Atatürk’ün “insan aklına güvenen yeni bir toplum yaratma” uğraşlarının canlı resmidir sanki bu özet. 

GÜNÜMÜZDE DURUM NEDİR? 

Yine Sinanoğlu’nun sözleriyle, Atatürk’ün en büyük arzularından biri Türk ulusunun yaşamı sevdiğini ve ondan zevk aldığını görmekti. Toplum tiyatrolara, sinemalara, konser salonlarına istek duymaktadır çünkü bu çeşit kültür ve sanat etkinliklerinin insanı eğlendirip eğitmekle kalmadığını, ona yaşama zevki aşıladığı gerçeğini bilmektedir Atatürk.* Peki, günümüzde durum nedir? Kültür ve sanat insanları yasaklarla, tutuklamalarla, şiddetle yüzleşmek durumundadır. 

Sonuçta, “düşünce özgürlüğü” ve “insan onuru” kavramlarının çiğnendiği bir süreçten geçiyoruz... Elbette ki insan aklına ve bilime odaklanan kuşaklar kısa sürede bu süreci değiştireceklerdir. Buna var gücümüzle inanıyoruz. “Zihin yapısına ilişmeden, hiç bir toplumda hiçbir önemli yenilik beklenemez”* gerçeğinin Atatürk gibi, onun izinden gidenler de bilincindeler...

Not: Uzunca bir süre zorunlu olarak bırakmak zorunda kaldım çok değer verdiğim bu köşede yazdığım yazılarıma... Evet, bıraktığım yerden yeniden başlamak güzel bir duygu. 


*Prof. Dr. Suat Sinanoğlu Türk Humanizmi, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1988, 2. baskı (Alıntılar: s45, s52, s7).



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Neler oluyor bize? 11 Haziran 2024

Günün Köşe Yazıları