Enver Aysever

Yalandan tartışmalar, sahte kahramanlar!

06 Ocak 2020 Pazartesi

Haber kanalları arasında en çok izlenen yapımlar katılımcıların ağzından salyalar akıtarak yaptıkları tartışmalar. Dizi izlemeyen yurttaşlarımız bu tartışmalara bakıyor. Verilere göre, laik kesim (ne demekse o) bu tür tartışmaların takipçisiymiş. Çok bağırılan, hiçbir fikrin bütünlüklü ele alınamadığı, sözlerin havada uçuştuğu ve kendi tabanına kahramanlık sergilemek için fırsat yaratan kanaatçilerin (önderi demiyorum, bu tarif daha uygun) gösteri yaptıkları arenadır buraları. Herhangi etik ölçüt konulmaz bu ortamda. Bilimdışı olmak tercih sebebi de olabilir. Sağlıktan tarihe her alanda yozlaşmanın belgesidir bu yapımlar. AKP Türkiyesi böyle bir yerdir. Cehaletin, bencilliğin kutsandığı, gösterişin, şatafatın el üstünde tutulduğu ve içeriksiz konuşmaların geviş getirir gibi yinelendiği yerdir. Acıklı.

Gerici, cemaatçi, cehaletinin ayırdında olmayan biriyle tartışmaya tutuşmak beyhudedir. Bir dönem bu türden yapımlarda görev aldığımda şöyle düşünürdüm:her yan işgal altında, yanımdaki yandaşlar sayesinde ses duyurma olanağı bulur da, hiç değilse bir yaraya merhem olurum!” Ergenekon, Balyoz türü davaların azgın biçimde yürütüldüğü, basın yoluyla hakikatin gölgelendiği günlerdi. Elden geldiğince ses olduk. O dönem asgari de olsa bir ölçü koymaya çabalıyorduk. Ya şimdi? Ortam iyice bayağılaştı. Kalabalık ortamda sıra ya gelmez tartışmacıya ya da geldiğinde sıkça sözü kesilir, izleyen şehvet benzeri bir haz duyar ama herhangi bir düşünsel sonuç edinmesi imkânsızdır. Üstelik dengeli dağılım da yoktur. Her zaman iktidar borazanı olan sayısı çoktur.

Bu veriler bize ne söylüyor? Toplumun okuryazar (!) kesiminin ciddi bir düşünsel arayışı yoktur. Ekranda kavga izlemek duygularını tatmin etmektedir. Başka türlü söylersek, AKP iktidarına itiraz eden (hatta isyan ettiğini söyleyen) insanlar günlük konulardan habersiz, güdüleriyle davranmaktadır. Benim “malumatfuruşluk çağı” dediğim dönem budur, sorun derindir. Geçen hafta süren sığ “Kemalizm” tartışması bunun tipik örneğidir. Siyasal İslamcı AKP’ye sürekli düşman gerekmektedir. İktidarı uzun sürdüğü için başa dönüp eski düşmanları yeniden gündeme getirmek zorundadır AKP. Artık gerçekliği olmayan bu çatışmadan medet ummaktadır iktidar. Bu yapay tartışmalar ucuz kahraman yaratmaya ve hakikati gölgelemeye yarıyor.

Kemalizm”e küfür edenler bu süreçte dilediklerini elde ettiler. Düşünün, Cumhuriyet devrimi “ezanın özgür okunması” üzerinden tartışılıyor. Bu başlı başına dinselliğin yaşamın her alanında egemen olduğunu gösteriyor. Kimse de “yahu ne diyorsun, laiklik bitmiş, sosyal devlet çökmüş, hukuk ayaklar altındayken sen ne diyorsun birader” diye sormuyor, soramıyor. Sözde muhalif uyanığın biri,Düzene küfür etmek yerine sivil topluma katılalım” diye buyuruyor. Tam sorun budur. “Sivil toplumcu” liberal tezler AKP’nin ekmeğine yağ sürer. Yakın tarih önümüzde! Liberalizm nedir? On zengin için kurulan düzeni sorgulatmadan, ha bire yoksulun sırtında tepinmek demektir. “Seksen milyon kişi sekiz milyon üniversiteliyi beslemek zorunda mıdır” diye soran eblehliktir. Diyeceğim, her açıdan AKP amacına ulaşmıştır. Özü tartıştırmadan, sanal gündemle toplumu derin uykuya yatırmış, Neo-Osmanlıcı düşlerinin peşinden hepimizi sürüklemektedir.

İttifaklar” arasındaki farkı bulmakta güçlük çekiyorum çoğu zaman. Arasında iktisadi fark olmayan iki bloktan birine mahkûm olmak acıklıdır. İki “ittifak” da azgın milliyetçi, dinci, liberaldir. Bu ittifaklara dışarıdan destek veren (doğal ortaklar) da aynı açmazın parçasıdır. Salı günleri çoktan hükmünü yitirmiş Meclis kürsüsünden retorik konuşma yapmak dışında, topluma “öz”e dair hiçbir önerisi yoktur muhalefetin de! Üstelik her AKP karşıtına (geçmiş suçlarını hemen unutarak) göz kırpmaktadır muhalif ittifakçılar. Davutoğlu, Babacan, Gül gibi isimleri bile arasına almaya hazır yapıdan söz ediyoruz.

Mezhepçi AKP, son numarasını İhvan sevdasıyla Libya’da savaşın tarafı olarak gösterdi. Muhalefetin cılız, önemsiz söylenmelerini tınmadı bile. RTE’den yeni tür Atatürkçü, antiemperyalist çıkarmaya çalışan fırsatçılar düşünsün diyeceğim de, kazın ayağı öyle değil. Hep birlikte yuvarlanıyoruz uçuruma. Doludizgin ideolojisinin gereğini yapıyor AKP. Buna safça (hatta ahmakça), adına “uzlaşı” denen boş sözlerle karşı çıkılamaz. Düzene karşı net, keskin, temelden itiraz etmek, direnç göstermek gerekir. Hâ bir laik Cumhuriyet (Mustafa Kemal’in kurduğu) varmış gibi davrananlar ya pek iyi niyetli, ya da görevlidirler.

Diyeceğim, bir üniversite öğrencisi yiyeceği bir lokma ekmek bulamadığı için, kendini geleceksiz sayarak intihar ediyorsa, o ülkede olağan koşullarda yer yerinden oynardı. Dünyanın en kadim kentlerinden birinin (İstanbul) coğrafyası birinin keyfiyle değişiyorsa ve kıyamet kopmuyorsa düşünmek gerekir. Elbette savaş için kalkan elleri de akla kazımak gerekir. Bunların tümü AKP’nin eseridir, doğru. Peki, ama bu düzene koltuk değneği olanlara ne demeli? Susalım mı, kör mü olalım onlar koltuklarında rahat etsin diye?


Yazarın Son Yazıları

#Terörist 23 Mart 2020
Maske! 19 Mart 2020
Azgelişmiş... 27 Şubat 2020
Yeniden darbe sözleri... 17 Şubat 2020