Erdener Yurtcan

Kristof Kolomb'un Yumurtası

16 Kasım 2011 Çarşamba

Şöyle bir etrafımıza bakalım. Ceza adalet sisteminin başköşesinde oturan yara “tutuklama” kavramıdır bugün. Bilmeyen kaldı mı tutuklamanın bir yargılama önlemi olduğunu, ceza infazı olarak uygulanamayacağını. Elbette kalmadı. Ama ne yapılıyor, sayfalarca anlatılıyor. Bir somut adım var mı, yok.

 

Birkaç yıl önce yine bu sayfada yazdığım bir yazıdan bir bölümü sizlerle paylaşarak yazıya başlamak uygun olacak.

Söyler misiniz biz nasıl bir toplum olduk? Her şeyimiz suç, ceza, soruş­turma, yargılama, tutuk­lama, hüküm, cezaevi ek­seninde dönüyor. Gazeteler her gün bu eksendeki olayları haber yapıp başköşeyeoturtuyorlarsa, bu toplumda huzurdan, sükûndan, rahattan, kamu düzeninden, yasa ege­menliğinden, kamu oto­ritesinden kim söz edebi­lir ki? Durum onu göste­riyor ki, biz hastalıklı bir toplum olduk. Bir top­lum ki, bu denli suçla, yargılamayla ve cezayla iç içe yaşıyorsa, bu top­luma sağlıklı bir toplum denilemez. Son yıllarda görülen, basın ve medyanın ad­liyeile bu denli ayrılmaz bütünlüğü, toplumda şeffaflıkla, Türk insanının her şeyden haberli kılın­ması ve aydınlatılması ile açıklanabilir mi? Bence bu görüntü toplumun aydınlatılmasına önem ve­rilmesinin dışında, suçla sarmaş dolaş olmuş bir toplumun görüntüsüdür.

Bu konuda bir tespitim var: Bu ülke en az kırk yıldır hukuk ve yargı reformu ile boğuşuyor. Yapılan, kuralları ve normları değiştirmektir. Oysa kanımca bu yaklaşım yanlış değildir ama eksiktir. Bugüne kadar kimse bu kuralların kimin eline verildiğiyle ilgilenmedi ki. Oysa sorun burada. Siz Amati Ailesinin elinden çıkmış harika bir kemanı bir aceminin eline verirseniz, nasıl sesler çıkacağını tahmin edebilir misiniz? Elbette edersiniz. Çözüm: Kulaklarınıza pamuk tıkarsınız.

Ama ülkenin sorunları kulağa pamuk tıkayarak çözülmez. Ülke yönetimine talip olan tüm siyasal partiler, iktidarı ile muhalefeti ile elini taşın altına sokmak zorundadır. Ülkemiz çok zor bir dönemden geçiyor. Gün birleşmek günüdür, çekişmek günü değildir. Atletizmin en zor dalı dekatlondur. Atletler on dalda yarışmak zorundadır. Bunu her atlet başaramaz. Bu iddialı bir iştir. Ülke yönetimine talip olanlar da böyle bir iddia içinde olduklarının bilincinde olmak zorundadırlar.

Son söz: Haydi, hep birlikte ortak akılla aydınlık geleceğe!

Geçmişteki yazı böyle bitiyordu. Şimdi sorma zamanı, ne değişti? Sorunlar yumak yumak.

Bu ülke insanının paylaşacağı bir başka gerçeği de dile getirmekte yarar görürüm. Bizim insanımız çok konuşur, fakat üretmez. Üretmeyi, yazmak, çizmek, yapmak, etmek, aklınıza ne gelirse, o anlamda düşünebilirsiniz.

Şöyle bir etrafımıza bakalım. Ceza adalet sisteminin başköşesinde oturan yara tutuklamakavramıdır bugün. Bilmeyen kaldı mı tutuklamanın bir yargılama önlemi olduğunu, ceza infazı olarak uygulanamayacağını. Elbette kalmadı. Ama ne yapılıyor, sayfalarca anlatılıyor. Bir somut adım var mı, yok.

Parlamentoyu kim harekete geçirecek, kim/kimler CMKnin bu konudaki aksayan normlarını değiştirecek? Elbette en başta siyasal partiler. Kimseden ses çıkmıyor, ne ses ne nefes. Oysa yapılacak olan bellidir. Birkaç maddeyi yeniden yazacaksınız, uygulamaya yön vereceksiniz. Tutuklamayı başköşeden indireceksiniz.

Hatadan dönmek erdemdir. Gün gibi aşikâr. CMK, 1992de -o zamanki başlığıyla- CMUKde kurulan temeli yerle bir edince, bir de üstüne tutuklamayı adeta zorunlu kılan suçlar listesini ekleyince, ortaya bu sonuçlar çıktı. Bir başka gerçek şudur: Bugün uygulamada yasadaki üç sözcük tekrarlanarak tutuklama kararları veriliyor. Sonra tutuklama kaldırılmak istendiğinde, bu üç sözcük bu kez tersten tekrarlanıyor. Bu tavır hangi mantığa sığar? Çözüm mü? Yasanın ilgili maddesine bir cümle yazarsınız. Dersiniz ki, yasadaki terimlerin ve sözcüklerin tekrarı gerekçe sayılmaz. O zaman bu senaryo çöker. Kristof Kolombun yumurtası dik durur.

Son söz: Var mısınız? Cevap: Ben varım, ya siz?

Prof. Dr. Erdener Yurtcan Eski Adalet Bakanlığı Yüksek Müşaviri



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

İçimden Geldiği Gibi... 19 Aralık 2013

Günün Köşe Yazıları