Laik Cumhuriyete ölümcül saldırı

13 Mayıs 2024 Pazartesi

Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli geçen hafta açıklandı. Bu model genç kuşakları bir “dini hakikat rejimi” altında şekillendirmeyi amaçlıyor. Bu model, süreç olarak faşizmin, kültür (değerlerin, tarzların, becerilerin, bilgilerin, davranışların genetik olmayan yollarla sonraki nesillere aktarılması) savaşları içinde, son derece de kritik bir manevradır.

“Öğretim programlarının perspektifi” alt başlığı ile başlayan bölüm (sf: 5-8) bu modelin amacını sergilerken arkasındaki mantığı, bir dini “hakikat rejimine” dayandığını gösteriyor. Modelin kapsamlı değerlendirmesini eğitimcilere bırakarak bu “bölüm” üzerine birkaç saptama yapmakla yetineceğim.

‘ONTOLOJİK BÜTÜNLÜK’ FİLAN...

Bu “bölüm” üç sayfadan, yaklaşık 1800 sözcükten oluşuyor; “bütünlüklü” bir eğitim anlayışıyla, insanı bütünlüklü olarak değerlendirdiğini iddia ediyor. “Modelin”, insanı “ontolojik” düzeyde “bütünlüklü” olarak betimleme iddiası, ister istemez akla “bu metin hangi ‘varlık’ (Being, Etre, Sein) tanımına dayanıyor” sorusunu getiriyor. Hemen ardından da “Varlık ‘bir’ midir, ‘bir’ değil midir?” (“Çokluk” mudur?) sorusunu... Metinde bu soruya doğrudan, açık bir cevap bulmak mümkün olmuyor. Onun yerine metin bize, “ruh ve madde” ayrımıyla bir “ikilik” (dualité) sunuyor. “İkilik” felsefi olarak ve beyin bilimlerinin (neuroscience) ışığında tutarlı biçimde irdelenmesi çok zor bir varsayım olduğundan metin bu kapıdan girince sorunlar da birbirini izlemeye başlıyor. Bu bölümde, “ruh” sözcüğü 24 kez, felsefi anlamda “madde” sözcüğü 4 kez geçiyor.

Metin, hemen “madde” kavramını bir kenara atıp “ruh” üzerinde yoğunlaşıyor ve bu kez ruhu parçalarına ayırarak karşımıza “kalp” ve “zihn” gibi bir ikili daha koyuyor. İnsan fizyolojisi, beyin ve sinir sistemi, kalp ve kan dolaşımı gibi konularda bugüne kıyasla son derecede az, çoğu zaman yanlış bilgilere sahip olan Platon’u, “ruhu parçaları”, ve “sağlıklı ruh” konusu, çok uğraştırmıştı. Platon’a göre ruh üç parçalıydı: Ruhun hesaplayan, mantık yürüten, parçası “Logistikon”, kafanın içindedir. Midede yer alan Epithumetikon, ruhun arzulara, iştaha ilişkin parçasıdır. Thumoeides de göğse yakın bir yerde (kalp?) bulunur, diğer ikisinin birlikte işleyişini temsil ediyor. Sağlıklı bir ruhta “Logistikon” egemen olmalıdır. Gördüğünüz gibi Platon, “akılcı” bir filozof olarak ruhun her parçasını bedenin bir kısmıyla, maddeyle ilişkilendiriyor.

BEYİNSİZ BİR METİN

Eğitim modeli de “ruhun” iki parçalı (zihin ve kalp) olduğuna inanıyor. Böylece “ruhun” bedenle ilişkisini (bu ikiliği kabul etsek bile) açıklamak ortaya çıkan mantıksal tutarsızlıklardan dolayı olanaksızlaşıyor.

Örneğin: Model “kalp”in, “ruhun” bir parçası olduğunu iddia ederken maddi/ biyolojik bir organ olarak kalbin işlevini bilmezden geliyor. Model ya “Ruhun merkezi ve asi yeteneği olan kalp ... iradenin merkezini, dolayısıyla ahlaki değerleri, inancı; vatanseverlik, merhamet, şefkat, iyilikseverlik ve seçicilik gibi insanın içsel du¨nyasını şekillendiren özellikleri içerir” derken, bu kalbin göğüsteki organdan farklı bir şey olduğunu söylüyor. Ya da o organın aslında kan pompalamanın yanı sıra insan beyninin işlevlerini de üstlenmiş olduğunu iddia etmiş oluyor. Belki de bu nedenden 110 sayfalık metninde “beyin” sözcüğü bir kez bile geçmiyor.

Bu ikilem ve “bilginin değişmezliği” iddiası, akademik disiplinler arası bir alanda hazmedilebilir saçmalıklar olmadıklarından model, “eğitim süreçlerini zenginleştirmek u¨zere... disiplinler u¨stu¨ ve disiplinler ötesi yaklaşımlardan da yararlanır” (sf.5) ifadesine sığınıyor. Disiplinler ötesi ve üstü metafizik bir alan olduğundan, bilimsel çelişkilerin, mantıksal sorunların, inanç eliyle bir kenara atılacağını, belki de tarikat şeyhlerinin kelamlarına bağlanacağını da ima etmiş oluyor. Aklıma Paul’un, Yunan filozoflarının bilimine ve akılcılığına karşı, inancı koyan “SAPİENTİAM, SAPİENTUM PERDAM” (Bilgelerin bilgeliğini yok edeceğim) sloganı geliyor.

Çok açık ki Türkiye, laik Cumhuriyetin son kalesi bilimiakılcılığı kaybetme noktasına gelmiştir. Artık tehlike bugünden öte, gelecek kuşakları da hedef almaktadır. Baş çelişki, zincirin ana halkası, bardağı taşıran son damla, “kırmızı çizgi”... Artık ne derseniz değin işte buradadır.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları