Başkentte müzik zirvesi

02 Aralık 2020 Çarşamba

Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın uzun zamandır beklenen yeni konser salonu nihayet özenle hazırlanan iki ayrı programla açılıyor. Konserler canlı ve pandemi koşullarına uygun olarak yapılacak. İlk konser sadece protokole yapılıyor. İkinci konser ise halka açık. Mezzo kanalından yayımlanacak.

Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın yeni konser binası, hazırlanan değişik renklerdeki programlarla açılıyor. Yarın akşam ve cuma akşamı verilecek iki konseri de genç şefimiz Cem’i Can Deliorman yönetecek. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın ailesi de yeni katılan genç üyeleriyle ilk kez dinleyici karşısına çıkacak. Yeni salon “son teknoloji ürünü” olarak lanse edilmekte. Her iki konserin solistleri dünyaca ünlü sanatçılar: İkiz piyanistlerimiz GüherSüher Pekinel ve soprano Angela Gheorghiu. Birinci konser halka kapalı. İlk program İstiklal Marşı’ndan sonra, Donizetti Paşa’nın Mecidiye Marşı ve Guatelli Paşa’nın Aziziye Marşı ile başlıyor. İkinci program ise Erkin’in Köçekçesi ile başlıyor. Pekineller’in solistliğindeki Mozart’ın iki piyano konçertosu her iki programda da var. Gheorghiu ise ikinci programını daha zenginleştirmiş.

İlk konser sadece protokole yapılıyor. İkinci konser ise halka açık. Bu halka açık konser Mezzo gibi müziğin kalbi olan TV kanalından kayıde edilecek ve 24 Aralık’tan sonra yayına girecek. Doğal ki Türk sanatçıları ve Türk müzik camiası için güzel bir tanıtım.

Programlarda anlamadığım bir şey Adnan Saygun’un neden bu kadar gençlik çalışması olan Özsoy Operası Uvertürü’nün çalındığı. Koca Saygun onca derin eser bırakıp gitmiş Türkiye Cumhuriyeti’ne ama böyle bir konserde onun hiç bilinmeyen, hiç çalınmayan ve de Saygun üslubunu temsil etmeyen bir yapıtı yer alacak! Cemal Reşit Rey gibi Osmanlı ile Cumhuriyet arasında köprü olan bir bestecimizden hiçbir yapıtı alınmamış olması da üzücü. Neyse ki her iki konserde de Tüzün ve Erkin’in yapıtları, çağdaş Türk müziğinden seçilmiş temel örnekler.

Üçüncü gala konser İdil Biret’in saat 11.00 deki resitali. Harika bir program düzenlemiş: Handel/Kempff düzenlemesi prelüd, İki Beethoven Sonat (Waldstein ve Appassionata), Debussy Piyano süiti, Saygun’dan Dört prelüd ve Prokofiyef’in 7. Sonatı. Hem kolay dinlenen, hem piyanistin ustalığını sergileyen yapıtlar.

İKİ BÜYÜK KAYIP

Müzikolog Önder Kütahyalı

Ülkemizin önde gelen müzik yazarlarından Prof. Dr. Önder Kütahyalı İzmir’de 84 yaşında yaşamını yitirdi. Bebekliğinde görme duyusunu yitirmiş. Kolundan hiç ayrılmayan eşi Yıldız Hanım ve Önder Bey ile çok birlikte oldum. Hikmet Şimşek’in düzenlediği Viyana yolculuğunda; festivallerde ve Albert Long Hall konserlerine onları İzmir’den davet ettiğimizde. O konserde Boğaziçi Üniversitesinin Görme Engelliler biriminden gelen öğrencilerini sahneye yakın oturtmuştuk. Önder Bey onlarla ne güzel konuşmuş, onları yaşama karşı nasıl yüreklendirmişti!

1946’da Alsancak’ta Sağır, Dilsiz ve Körler Okulu’na gitmiş. İzmir Devlet Konservatuvarı’na girmeye hak kazanan üç görme engelli öğrenciden birisiymiş. Ankara Devlet Konservatuvarı Yaylı Çalgılar Bölümü keman dalından 1960’ta mezun olmuş. 1999’da profesör unvanı almış, sonra bu kurumda yıllarca müzik tarihi, form bilgisi ve keman dersleri vermişti. Öğrencilerinden Numan Pekdemir şöyle diyor: “Önder hoca gözümüzde filozof gibiydi. Görme engeli olmasına rağmen kendisini çok geliştirmişti. Provalardan önce partisini ezberler sahneye öyle çıkardı. İzmir Filarmoni Orkestrası’nın kurucularından biridir.”

Kemancı Oktay Dalaysel

Yine geçen hafta 82 yaşında yitirdiğimiz kemancı Oktay Dalaysel, Cumhurbaşkanlığı Senfoni’nin kırk beş yıllık üyesi, otuz yıllık başkemancısı ve müzik dünyamızın tarihi tanıklarından birisiydi. Aynı zamanda solist ve öğretim üyesi olarak da müzik dünyamıza emek vermişti. Adı uzun yıllar sahnede kırılan kemanıyla anılmıştı: 1966’da Şan Sineması’nda solist olarak Lalo’nun İspanyol Senfonisi’ni çalarken şef Cemal Reşit Rey bir jestle kolunu savurup kemana çarpmış, çalgının gövdesi bir yana fırlarken sapı solistin elinde kalmış.

1949’da Ankara Konservatuvarı’na girerek zamanın ünlü hocası Lico Amar’ın öğrencisi olmuş. Freiburg Müzik Yüksek Okulu’nda ustalık derecesi almış. Ve hemen CSO’da kemancılığa başlamış. Bir yandan da konservatuvarda ve Gazi Eğitim Enstitüsü’nde keman dersleri vermiş ve bu arada keman için bir metot yazmıştı: “Keman İçin Gam Çalışmaları ve Yay Çeşitleri”.

Dalaysel’e göre iyi bir orkestracı ya da iyi bir başkemancı, çalgısını iyi çalan kişi olduğu kadar insan ilişkilerinde de iyi olmalıdır. “Orkestracılar şeflerin çoğunu beğenmezler. Yeni gelen bir şefin iki provada ne olduğu anlaşılır. Bazıları diktatör ruhludur. Bazısı hiç müzikal değildir, bazısı müzikaldir ama bir türlü vuramaz, solisti takip edemez. Oraya çıkınca kendini zemin olarak yüksekte bulduğu gibi, manevi olarak da yüksek gören şef iletişimi koparabilir. İyi şefin aktardığı kıvılcım orkestraya geçer, dinleyici de bunu hemen fark eder.” CSO’nun büyüleyici elektriği olan konuklarını hiç unutmamıştı: “Şef Louis Frémaux’un kıvılcımı; çellist Navarra’nın Lalo konçertosu; çellist Tortelier’nin Dvorak konçertosu, piyanist Claudio Arrau’nun Beethoven ve Brahms konçertoları hala kulaklarımda” diyordu. Sonradan ünlenmiş nice solistimizin ilk sahne heyecanına da tanık olmuştu. “Solistin sahneye çıkması giyotine gider gibi bir yolculuktur” diyordu.


Yazarın Son Yazıları

Yeni yıllar eskirken 30 Aralık 2020
Kayıtlardaki emekler 23 Aralık 2020
Kadife sesler 16 Aralık 2020
Başkentte müzik zirvesi 2 Aralık 2020
Filarmoni ve senfoni 7 Ekim 2020