CSO’nun asaleti, tenorların uçarılığı

08 Ocak 2020 Çarşamba

İlk gençlik yıllarımda kimi sömestr tatilimi Ankara’da, halamın evinde geçirirdim. O ev bir müze gibiydi benim için. Her yeri kitap ve dergi doluydu. Halam Naşide Koryak, Atatürk Lisesi’nin edebiyat öğretmeniydi. Eniştem Enver Behiç Koryak ise zamanın çok önemli bir çevirmeniydi. Bana bazı çevirilerini armağan eder, sonra da okuyup okumadığımı kontrol ederdi. Örneğin onlardan birisi olan Selma Lagerlöf’ün dört ciltlik “Nils Holgersson’un İsveç Gezisi” üstüne sorular sorardı. Onların evindeki entelektüel ortamdan etkilenirdim. Ben gitmeden önce, görmem gereken tiyatro ve operaların ve dinlemem gereken CSO konserlerinin biletleri alınırdı. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’ndaki konserler benim gibi bir konservatuvar öğrencisi için eğitimin parçası sayılırdı. O salona, sanatçıların düzenine ve ön sıralardaki dinleyiciler arasında yer alan devlet erkânına hayran kalırdım. İstanbul’dan çok farklı gelirdi her şey. Ankara, radyosu, opera ve balesi ve tiyatrolarıyla ayrı bir eğitim merkeziydi benim için. Sonraki yıllarda yazarlığa soyununca da her Ankara’ya gidişimde CSO’yu ziyaret edip arşivindeki bilgilerden yararlandım ve eski üyelerin anılarını dinledim. Türk Beşleri’nin ilk yapıtları CSO’da çalınmıştı. Onların ilk kez gün yüzüne çıkması kim bilir nasıl bir heyecandı.

Geçen hafta Cumhurbaşkanlığı Devlet Senfoni Orkestrası’nı nicedir ilk kez İstanbul’da dinledik. Şef Rengim Gökmen’in deneyimli yönetimindeki topluluk, her zamanki disiplin anlayışı içinde, bestecilerin biçemine bağlı çalıyordu.


Zorlu PSM sahnesi


Konser, Zorlu PSM Turkcell sahnesinde yer aldı. Bu sahne akustik donanıma sahip olmadığından solistlerin ve çalgı gruplarının önüne mikrofonlar konuyor. Solistler, İtalya’dan özel olarak Zorlu yönetimi tarafından getirtilmiş dört tenordu. Tenorların bir arada solo yapmaları ünlü “3 Tenor” ile popüler olmuştu: José Carreras, Luciano Pavarotti ve Plácido Domingo. Her birisi zamanın büyük isimleriydi. Bir araya gelme amaçları Jose Carreras’ı geçirdiği kanser tedavisi ardından yeniden seyircisiyle buluşturmaktı. Carreras, hastalığı sürecinde sesini yitirmiş, tedaviyle tekrar kazanmıştı. İşte onu yeniden sahneyle, izleyicisi ile buluşturmak için meslektaşları böyle bir grup kurmuştu.

Sonra yıllar içinde 3 tenorlu, başka popüler dinletiler yaygınlaştı. Bizim dinlediğimiz 4 tenor (Cosenza, Serra, Paris ve Palmia) ise güzel müzik yapmak, yumuşak söylemek bir yana, alabildiğine bağırıyor ve yer yer detone oluyorlardı. İyi ki arada orkestranın çaldığı opera uvertürleri, intermezzi, Köçekce ve Mavi Tuna valsi gibi yapıtlar vardı. Tenorların özgeçmişlerini okuduğunuzda, henüz bir yıllık deneyimleri bile olmadığını, bu gösteriye daha 2019’da başladıklarını gördük. Değerli şefimiz ve o tarihi orkestramız bu solistlerden çok daha iyisine layıktı. Konserin kalitesi onlarla yükseldi. Operet ya da popüler opera şarkıları deyip hafife almamalı, onları da nitelikli yorumcular seslendirmeli. Zorlu salonunu dolduran ve standardın çok üstünde fiyatlarla bilet almış iki bin kişiye yakın dinleyici, her koşula karşın uzun alkışlarla coşkuyu ne kadar özlediğini gösterdi.


Yazarın Son Yazıları

Sessizliğin içinden 5 Şubat 2020
Uğur Mumcu anısına 29 Ocak 2020
Bir zamanlar İstanbul 15 Ocak 2020
Onu sahnede yitirmiştik 25 Aralık 2019
İki Altın Madalya 6 Kasım 2019